Ulusal (Millî) Güvenlik Kavramı Tartışılamaz

Sami Yavrucuk
Bir partinin olağan kongresinde, konuşulacak konu kalmadı da, iş, milletimizin ve memleketimizin en hassas olduğu MİLLÎ GÜVENLİK ve onun anayasal koruyucusu TÜRK ORDUSUNUN TESİR ALANINI DARALTMAya mı kaldı? Geçen kongrelerinden bu yana bir genel seçim olmuş ve bu parti küçülerek barajdan zor kurtulmuştur. Bundan söz edilmemiştir. İnsanımızı yirmi yıldır İSRAF VE TÜKETİCİ EKONOMİ ile tanıştırdınız, soyguncu ve vurguncuları iş başına getirip ÜRETİMİ DÜŞÜRDÜnüz ve neticede memleketimize İKİ BÜYÜK KRİZ yaşattınız. Türk dünyasını unutup, AB ve IMF ile münasebetlerinizde ilerleme kaydedip, borçlarımızı artırdınız. Kongrede bu meseleler üzerinde görüş belirtmesi gereken bir genel başkan, son on yılın altı yılında hükûmet ortağı, on sekiz ay başbakan, bir yıldır başbakan yardımcısı olduğunu unutarak "TÜRKİYE SON ON YILDA SÜREKLİ GERİLEDİ"ğini, "GELECEK İÇİN ATILAN HER ADIMIN ULUSAL GÜVENLİK GEREKÇESİYLE DURDURULDUĞUNU" ifade etmiştir. "ASKERİN KONUMUNU TARTIŞMALIYIZ" mesajını verircesine MGK'nun "lâiklik" ve "üniter devlet" dışında hiçbir konuya karışmamasını imâ etmiştir. ULUSAL GÜVENLİK kavramından rahatsızlığını ifade ile, "DEĞİŞİMİ ENGELLEMEK, ÖNÜNE SET ÇEKMEK VE CAN DAMARINI KESMEK"le suçladığı MİLLÎ GÜVENLİĞİN, HAK VE ÖZGÜRLÜK ALANINI DARALTTIĞINI bahane göstererek, kapsamını ve sınırlarını yeniden belirlemeyi teklif etmiştir. "BU ÜLKEDE BİR ULUSAL GÜVENLİK SENDROMU VARDIR" diyerek askerî otoriteye, onun siyasî duruşuna cepheden müdahale edip tavır koy uş ve gayesinin "ASKERİN ALANINI DARALTMAK" olduğunu göstermiştir. Kongrede, kendi liderliğinin tartışılması yerine basit bir taktikle ULUSAL GÜVENLİK tartışmasını açmıştır. Kendi başı her sıkıştığında AVRUPA BİRLİĞİ HEDEFİnden ve DEMOKRASİden bahsetmesi ve yolsuzluk soruşturmaları dolayısı ile de "devlet yönetimi" ve "ordu"muzla ilgili eleştirilerde bulunması yabancısı olmadığımız davranışlarındandır.

Kabul edilmelidir ki, Türkiyemiz çok iyi yönetilen bir ülke olsaydı, büyük olasılıkla PKK da, terör de, irtica da, ekonomik kriz de olmayacaktı. Hattâ, çok iyi yönetilen memleketimizin çok iyi siyasetçileri de olacağı için Mesut Yılmaz da olmayacaktı.

Netice olarak, YILMAZ bu konuşması yüzünden çıkan kavgadan MESUT olsa da, DEVLET ADAMLIĞINA YAKIŞMAYAN DAVRANIŞIN sahibi olmuştur. ULUSAL GÜVENLİK etrafında yapılan bu tartışmaların asıl gayesi, hiç şüphesiz bu KAVRAMI YIPRATMAKtır. Nitekim; bunu fırsat bilen bütün şer kuvvetler, eski komünistler, 1968 solcuları, devrimciler, deviriciler, enteller, ikinci cumhuriyetçiler ayağa kalmış ve kendisini cılız elleriyle alkışlamışlardır. İlk tepkiler de koalisyon ortağı partilerin liderlerinden gelmiş, fakat milletimizin hassasiyetine cevap verecek kuvvette bulunmamıştır.

Buna karşı, GENEL KURMAY BAŞKANLIĞIMIZ derhâl ve zehir zemberek bir açıklama yaparak keşmekeşe seyirci kalmamış; ULUSAL GÜVENLİĞİN hükûmet çalışmalarında engel teşkil etmediğini, ancak bunun yanında ekonomimizin iflâs noktasına getirildiğini, alâkalı suçlular hakkında bir işlem yapılmadığını, millî ve ahlâkî değerlerin aşındığını, soygun düzeninin hâkim olduğunu, kişisel ihtiraslar yüzünden siyasî istikrarın sağlanamadığını, ülkenin bazı bölgelerinde ekonomik ve sosyal tedbirlerin zamanında alınmaması yüzünden meydana gelen ayrılıkçı hareketlerin önlenmesinde zorluklar çekildiğini açıklamıştır. Bütün bu olumsuzlukların nedenini ULUSAL GÜVENLİK kavramı ile örtmenin ve bu kavramın sonucu olarak göstermenin makbul ve insaflı olmayacağı gibi aynı zamanda bu davranışın tehlikeli olduğu işaret edilmiş ve MESUT YILMAZ'IN BURNU İKİNCİ KERE KIRILMIŞTIR. Muhtıra niteliğindeki bu tepki karşısında hükûmet şok geçirmiş, Başbakan Ecevit, hem yardımcısı Mesut Yılmaz'ı hem de ekonomiyi iflâs noktasında gösteren Genel Kurmayı "yanlış yapmak"la suçlamış, kendisinin bütün milleti şaşırttığı eski günleri unutup ŞAŞIRDIĞINI ifade etmiştir. Halbuki halkımız bu filmi çok görmüştür. Hayatında bir çivi bile çakmayan, hiçbir üretimde bulunmayan, Ulus gazetesinden yetişmiş ana muhalefet partisi başbakanlığı ve başbakanlık yapmış olan ECEVİT 1970'li yıllarda meydanlara çıkıp "TÜRKİYE HALKLARINA ÖZGÜRLÜK" istediği "TOPRAK SÜRENİN, SU KULLANANINDIR", "BİR GÜN TRİBÜNDEKİLER DE SAHAYA İNERLER", "YUGOSLAVYA MODELİ İNCELENMELİDİR VE UYGULANMALIDIR" diyerek memleketimizi karıştırdığı, PKK'nın doğumuna ve komünist kafaların yeşermesine sebep olduğu unutulmamıştır. Yalnız o günler, BÜTÜN MİLLET ŞAŞIRTMIŞTIR.

Şimdi, Mesut Yılmaz'ın yanlış bildiği Millî Güvenlik Kurulu'nun 1. maddesini beraber okuyalım: "Millî Güvenlik, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdî hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması..." Bu anlayış, "- Askerî ya da iç ve dış savunma ve güvenlik kavramlarını aşan bir kapsam kazanmıştır. Anayasanın temel hak ve özgürlükler rejimi, her kesimi ile bu kavramın tam bir denetimi altındadır." (Prof. Bülent TANÖR).

Mesut Yılmaz, bu meseleyi HADEP'in oylarını almak için mi tartışmaya açmak istemektedir? Yoksa; hocası "MOZAİKÇİ" Turgut Özal'la yara alan ULUSAL GÜVENLİK stratejimizi, kendisi başbakan yardımcısı sıfatı ile "AVRUPA BİRLİĞİNİN YOLU DİYARBAKIR'DAN GEÇER", "DEMOKRASİ KÜRDÜN DE HAKKIDIR" demesi ile çökertmek mi istiyor?

İYİ Kİ, MİLLETİN İTİMADINI KAZANMIŞ TEK MÜESSESE TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİMİZ VAR. Şunu iyi bilelim ki memleketimizde ULUSAL GÜVENLİK söz konusu olduğu zaman servetin gücü sıfırdır.

Dergimizin basına verildiği günlerde, 21 Ağustos'ta MGK'nun toplantısında, Genel Kurmayımızın Mesut Yılmaz ile yüzyüze geldiklerinde verecekleri dersi hepimiz takip edeceğiz ve sağlığını çok merak ettiğimiz Başbakanın da toplantıdan önce yine doktoruna uğramasını tavsiye edeceğiz.

Tanrı Türk'ü Korusun.

1- 12.08.2001 Büyük Kurultay. Aslan Bulut.