TÜRKİYE

Ertuğrul Söğütlü
Bugün, ağırlığı Anadolu’da, küçük bir kısmı da Trakya’da bulunan Türk Devleti’ne “Türkiye” diyoruz. Bu, “Türkiye” sözünün belki de en dar coğrafyadaki kullanılışıdır. Târih içinde, çok daha büyük, geniş ve muazzam bölgelere “Türkiye” denmiştir.

Türkiye, söylenişinden de anlaşılacağı gibi, Türk yurdu, Türk vatanı, Türk ülkesi demektir. “Türkistan” da aynı mânâ iklîmine yelken açar. Dolayısıyla Türkiye, tereddütsüz Türkistan’dır. Fakat, sözlükteki yakınlık, hattâ aynîyet, coğrafî mesâfeleri ortadan kaldır amıyor. Türkistan’la Türkiye’nin zihine yerleştirdiği atlas koridorları, bir hayli farklılık gösteriyor.

Albanya, Almanya, Hungarya, Romanya, İtalya, Bulgarya gibi benzerlerine bakıldığında, “Türkiye” tâbirinin “Turcica < Turkia < Turkiya < Türkiye” istihâlelerinden geçmiş olabileceği anlaşılıyor. Batı dillerinin, onların da menşe’lerine damga vuran kadîm Roma ve Grek hançerelerinin mahsûlü bu “Türkiye” kelimesi, kaynağını inkâr edercesine bizim öz malımız olmuştur.

Vaktiyle “Âlmanya, hâlk” telâffuzlarını pelesenk edinen “monşer” lisânında, Türkiye için de “Türkiya” şekli revaçtaydı.

Hazar Denizi’ni esas kabûl edersek, doğusu Türkistan, batısı Türkiye’dir. Doğu’nun sınırı Japon Denizi’ne, Batı’nınki Baltık kıyılarına dayanır. Kuzey Denizi ile Ekvator arasında gidip gelen diğer yön çizgisi, Türkiye ile Türkistan’ın ortak sâhasına girer. Türkistan’ın kalbi Altay Dağları, Türkiye’ninki Anadolu’dur. Türkiye ve Türkistan’ın, Türk ülküsünde ve gönlünde birleşmiş hâline “Türk-İli” demek, dile sefâ veriyor. Hüseyinzâde Ali Bey, Ziyâ Gökalp ve onların fikir mîrascıları , “Tûrân” derken, aynı zevk ve hazzı almışlardı.

Türkiye, Türk’ün ezelî ve ebedî mekânıdır. Yahyâ Kemâl’in, İstanbul’un bir tepesinden bakarak söylediği:

“Nice revnaklı şehirler görünür Dünyâ’da,

Lâkin efsûnlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rû’yâda,

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan”

mısrâlarından mülhem, Türkiye’de yaşamak kadar, ölmek ve ebedî uykuya yatmak da çok güzel…