1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Türkçülüğün şahlanma zamanıdır

Süheyla Kebabcıoğlu Aksay
ASIRLARDIR “Emperyalizm” Türk dünyasını yutmak, parçalamak hevesi ile proje üretmektedir. Bu projeler zaman zaman çeşitli programlar içerisinde hayata geçirilmektedir. Bunlar bazen dışarıdan dayatma şeklinde olurken, bazen de iç bağlantılarla kolay kabul görmektedir.

Siyaset, ekonomi ve kültür alanlarında dayatılan plânlarla; Türk milletinin özünden uzaklaştırmak, kendi kimliğine yabancılaştırmak ve âcizleştirmek amaçlanmaktadır.

Türk düşmanları her fırsatta, aziz vatanımızda kendi ideallerine ulaşmak için bizi rahatsız etmişlerdir. Ve hâlen de etmektedirler.

O vatan ki her karışı şehit kanı ile sulanmış, ceddimizden bize kalan, çocuklarımıza bırakacağımız emanetimizdir.

Osmanlı döneminde de böyleydi... Türkiye Cumhuriyeti sürecinde de böyle olmuştur.

Bu vatana göz dikenler bir plân dahilinde adım adım hedeflerine yaklaşmaktadırlar. Araç olarak da bazen illegal örgütleri, bazen katilleri, her türlü basın ve yayın organlarını kullanırlar. En çok da gaflet ve dalalet içinde olan yöneticilerden faydalanırlar. Ama her defasında yarı yoldan, Türk’ün şamarını yiyerek dönmüşlerdir.

Son numaraları ise PKK terör örgütü ile başladı. Şimdilerde azınlıklar yaratmaya çalışmaktadırlar.

Yirmi yıldan beri başımıza musallat ettikleri terör belâsı otuz bin şehide mal olmuş, devletimizin ekonomik çöküntüsü trilyonları bulmuştur. Bu kanlı katillerin bize verdiği zarar maddî, mânevî; ABD’nin Körfez Savaşı’ndaki kaybından kat kat fazladır.

Batının tek amacı Türkiye Cumhuriyeti; gelişmesin, büyümesin, devamlı savunmada kalsın. Ve fakir olsun. Ekonomisi çöksün... Bu sebeple de bize zarar verecek her çeşit örgütü, faaliyeti, maddî mânevî desteklemekte, arka çıkmaktadırlar. Aynı Türk düşmanı Zana’yı destekleyip korudukları, üstelik ödüllendirdikleri gibi.

Sevr yenilgisinden sonra Türkiye’ye sahip olma hayâlinden vazgeçmediler. Top ile tüfekle kazanamadıklarını, siyasî, kültürel faaliyetlerle elde edebilmekteler. Bizi idare edenler ise AB aşkına her dayatmaya olur vererek, bu büyük devleti zaafa uğratmışlardır... Tıpkı parçalanmakta olan Osmanlı döneminde yaşananlar gibi; şimdilerde bizler yaşıyoruz.

1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonraki durumu bir hatırlayalım: Osmanlı’nın idam fermanı olan bu müterakeyi imzalayanlar, Osmanlı Devleti’nin hükümranlık haklarına dokunulmayacağını, başarılı bir mütareke olduğunu savunmuşlardır. Aynı bugün AB’nin dayatmalarını başarılı bulanlar gibi.

Dünkü Avrupalıların Mondros’la isteklerini bugünü iyi değerlendirebilmek açısından hatırlamakta fayda vardır.1

1. Çanakkale ve İstanbul Boğazları yabancılara açılacaktır.

2. Çanakkale ve Karadeniz istihkâmları İtilâf Devletleri tarafından işgal edilecektir.

3. Osmanlı sularındaki bütün torpil yerleri, torpido hatları gösterilecek ve temizlenecektir.

4. İtilâf Devletleri’nin bütün esirleri ile Ermeni esirler kayıtsız ve şartsız İstanbul’da teslim edilecektir.

5. Osmanlı ordusu hudut koruması ve âsâyişi dışında derhal terhis edilecektir.

6. Osmanlı harp gemileri teslim edilecek, limanların kontrolü İtilâf Devletleri’ne verilecektir.

7. İtilâf Devletleri kendi güvenlikleri için tehdit hissettiklerinde orayı derhal işgal edeceklerdir.

8. Osmanlı demiryollarından İtilâf Devletleri faydalanacaktır.

9. Osmanlı ticaret gemileri müttefiklerin hizmetine verilecektir.

10. Osmanlı tersane ve limanlarındaki bütün vasıtalardan İtilâf Devletleri faydalanacaktır.

11. Toros tünelleri İtilâf Devletleri tarafından işgal edilecektir.

12. İran ve Kafkasya bölgesindeki Osmanlı orduları geri çekilecektir.

13. Hükûmet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimini İtilâf Devletleri yapacaktır.

14. Askerî, ticarî ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.

15. İtilâf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir.

16. Demiryollarımız İtilâf Devletlerinin zabıtası tarafından kontrol edilecektir.

17. Hicaz, Yemen, Suriye ve Irak’taki osmanlı kuvvetleri en yakın İtilâf Devletine teslim olacaklar.

18. Trablusgarp ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim edilecektir.

19. Trablusgarp ve Bingazi’deki Osmanlı subayları, en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.

20. Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruklular, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terkedecektir.

21. Yukarıdaki bütün maddelerle ilgili uygulamalara ilişkin İtilâf Devletleri’ne teslime ait verilecek herhangi bir emir derhal yerine getirilecektir.

22. İtilâf Devletleri adına bir murahhas çalışacak, bu devletlerin her tür iaşe ve ihtiyaçlarını temin edecek, İstedikleri malûmatı verecektir.

23. Osmanlı harp esirleri İtilâf Devletleri nezdinde kalacak.

24. Osmanlı Hükûmeti, merkezî devletlerle bütün ilişkileri kesecektir.

25. Doğudaki altı vilâyetin işgal hakkı İtilâf Devletleri’nin olacaktır.

Bu antlaşma gereğince dünkü İtilâf Devletleri, bugünkü AB üye devletleri Kasım 1918’den itibaren vatanımızı fiilen işgale başlamıştır.

Sonuç olarak devlet fiilen çökmüş, hukukî varlığı galip devletlerin istek ve arzularına bırakılmıştır.

Şimdi günümüze baktığımızda aynı şartlar Kopenhag kriterleri, uyum yasaları, insan hakları ve demokratikleşme adı ile yeniden gündeme gelmiştir.

Bunlar Kopenhag kriterleri adı altında dayatılmış, AB hayâli uğruna kabul görmüştür. Ancak milletimizin çoğunluğunun endişe ile karşıladığı bu kriterler Türkiye’nin bölünmesine sebep olacaktır. Bunları yukarıdaki şartlarla kıyaslamak için en önemli olanlarına göz atalım.2

– Hristiyanlığın, Musevîliğin ve İslâm mezheplerinin azınlık kabul edilmesi,

– İstanbul ve Boğazlara uluslar arası statü verilmesi,

– İstanbul’a Rum patriğinin emrinde ekümenik statüsü verilmesi,

– Bütün kıyı arazilerimizin büyük bir kısmının Avrupa ülkeleri tarafından satın alınmış olması, Liman ve hava meydanlarımızın AB üyelerine açık olması,

– Ermeni soykırımı iddasının devletimiz tarafından kabul edilmesi,

– Atatürkçü olmayan bir yeni anayasa hazırlanması,

– Türk Silâhlı Kuvvetlerinin görev alanının ve sayısının azaltılması, MGK’nun lağv edilmesi,

– Tek taraflı dolaşım hakkı tanınacağından AB üye devletlerinin bizim yurdumuzdaki her imkândan istediği zaman faydalanması,

– AB adına üçüncü şahısların elini, kolunu sallayarak her yerde gezmeleri, Güneydoğu’da teftiş yapabilmeleri,

– Kürtçenin 2. dil olması, Süryanice, Zazaca vb. dil üretilmesi,

– Alfabeye bize ait olmayan harflerin ilâvesi,

– Türkiye’nin 27 azınlık gruba sahip olduğunun düşünülmesi ve bunun insan hakları adı altında gündeme getirilmesi, azınlık icat edilmesi, sivil toplum kuruluşları adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin zararına faaliyet gösteren dernek ve vakıfların şube açmalarına izin verilmesi.

– Dicle ve Fırat arasının uluslar arası bölge sayılması,

– Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Ankara ile Diyarbakır’ın eş tuulması ve iki başlılığın teşvik edilmesi,

– Teröristlere destek olan, bunu TBMM’ne taşıyan ve Anayasa suçu işleyenlerin serbest bırakılması, vatanseverlerin hapse atılması,

– Kıbrıs’tan Türk askerinin çekilmesi, gibi daha birçok dayatmalar var. İncelenecek olursa Sevr ile istediklerinin 21. asır versiyonu olduğu anlaşılmaktadır.

Bu duruma kısa sürede gelmedik. Batının Türk milleti üzerinde her zaman yok etme, sindirme emelleri olmuştur. Bu emellere uzun vadede ulaşmanın yolu ise hedeflerini devlet politikası hâline getirmiş olmalarıdır.

Bu politikaların görünmeyen hedefi ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcut yapısını bozmak, rejimi yıkmak ve vatan topraklarının parçalamaktır. Adına AB üyeliği mi denir, fedrasyon mu denir, ne derlerse desinler Türk milliyetçilerinin nezdinde bu vatanın bölünmesi Türklüğün eritilmesi anlamına gelir.

27 etnik grup ya da azınlıktan söz eden yetkililerimiz TÜRK adını anmıyorlar bile...

Kerkük Irak’ta ne kadar yalnızsa Türk Türkiye’de o kadar yalnız kalmıştır.

Aynı Necip Fazıl’ın dediği gibi;

Mevsimler cücelere def çalıyor gerdekte

Devin yalnızlığını sular bestelemekte...

Türk milleti Batının gözünde gerçekten bir dev. O devin uyanmasından ürküyor ve korkuyorlar. Ancak korkunun ecele faydası olmaz. Yeter ki Türk kimliği uyansın. Yeter ki kendimize dönebilelim. Aksi hâlde ATSIZ’ın söylediği gibi bizi kokteylin içinde yok etmeye çalışmaktadırlar.4

“... BİR DE TÜRK SOYUNDAN GELMEMENİN VERDİĞİ GAYRIMİLLÎ ŞUURLA ANADOLU’YU BİR BARDAK, İÇİNDEKİ MİLLETİ BİR KOKTEYL, TÜRKLERİ DE BU KOKTEYLE KATILAN EN SON İÇKİ SAYMAK GİBİ HEZEYANDA BULUNAN RUH HASTALARI VARDIR...”

Bu ruh hastalarının karşısında Türk olmakla ile onur duyan herkesin, Türk’üm diyebilenlerin sessiz kalmaması gerekir. Yeniden Türklük meşalesini yakma zamanı gelmiştir. Yeniden Türkçülük faaliyetlerini başlatmalıyız.

TÜRK KİMLİĞİ, TÜRKLÜK ŞUURU VE TÜRKÇÜLÜK HAREKETİ ALTINDA BİRLEŞMELİYİZ.

Aksi hâlde AB eliyle Türkiye Cumhuriyeti de Anadolu Türklüğü de yok edilecektir.

Bütün Türk milliyetçileri, Türkçü duruşu benimseyenler, şimdi şahlanma zamanıdır.

DİPNOTU

1. Türk İnkılâp Tarihi-Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Devlet kitapları, MEB Basımevi, 1982.

2. Günlük Gazete ve Basın Bültenleri.

3. Çile-Necip Fazıl Kısakürek.

4. Türk Tarihinde Meseleler-ATSIZ, Ötüken, 1980.