1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Tebaa-Tabi Olma, Bağımlı

Nusret Demiral
BMM ana salonunda "Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" sözlerinin geçerliliği ve de çizgisinin bitimi ne yerdedir? Böyle bir soru ile karşılaştığımızda, bu soru da nereden çıkarıldı dememeliyiz. Asılda hâkimiyetin önemini en çok Türk milleti olarak biz değerlendiriyoruz. Nedeni de millet olarak daima hür yaşamış bir toplumuz. Böyle bir yaşantımızın kesintiye uğratılması milletimizin zayıflamasından ziyade idarede olanların yönetimdeki eksiklikleri olduğu durumu tartışmalıdır.

Son günlerin ekonomik kriz dediğimiz görüntüsü içinde siyasî tutumumuzun bir yanlışlığa çekildiğidir. İşte bu düşünceler çizgisinde Türk milleti olarak bir başka devletin görüşlerine bağımlı mı hareket ediliyor, yoksa evrensel görüşün bir sonucu olarak devletlerarası birlikteliğin getirdiği eylem bu mudur diye kendimize sormak mı gerekiyor?

Kendi görüşümüz içinde; millet olarak milliyetçiliğimizin ana öğelerini araştırdığımızda "Aynı terbiyeyi almışlığımızın, aynı bayrağı taşımışlığımızın, aynı geleneklere uymuşluğumuzun ve aynı tarihe sahip olmuşluğumuzun, aynı millî hedef doğrultusunda birleşmişliğimizin insan olarak, Türk insanı olarak, Anadolu ve Trakya insanı olarak sürdürme ve yükseltme ilkesindeki" düşüncemizin bir değişikliğe uğradığı mı söylenmek isteniyor? Uğraşımızda mı bir yanlışlık yapılıyor? Oysa kesinlikle biz Türklerin damarımızdaki asil kandan kaynağını bulan özel biçimi, yönetimi, yörüngesi Türk insanının yaşam biçim ilkesindeki kendine has düşünceler değil midir? Bu düşüncelerde ve de eylemlerde bir değişikliğe gidilmesi şart mıdır?

Yoksa "Türkiye Cumhuriyeti'nin temel vasıflarının korunması, üniter yapının bozulmaması için laiklik ilkesine dayalı anayasa nizamının korunması yönünde yargının üstlendiği görevin" önemi tabir caiz ise "es" mi geçiliyor? Bilmeliyiz ki; Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasi yaşamında d a hâkimiyetin Türk milletinde olduğu inkâr edilemez.

Acaba görüntü ve düşünce, bu sınır içinde mi tutuluyor, yoksa evrensellik içinde uluslararası bir ortama mı çekilmek isteniyor? Görüntü odur ki; dış baskıların getirdiği evrensellik konumu, devletimiz sürekli ekonomik bağımlı olarak bir başka devletin düşüncesinde kaynağını arayan bir çizgiye çekiliyor, dahası yöneticilerin hareketleri ile biçim değiştirilmeye çalışılıyor.

Asılda devletimizi yıpratan, son yıllarda yönetimi üstlenen ve de iktidar olan siyasîlerin günümüzde, krizlere neden olan tutarsız hareketleri, sürekli AB girişi için yerli yersiz verdikleri tavizler değil midir?

Büyük ATATÜRK'ün nutkunda işaret ettiği her hareketi önemsemiş olsaydık herhâlde olumsuzluklar ile karşılaşmazdık. Yönetimlerin eylemlerinin ve düşüncelerinin acaba Atatürk'ün sözleri olan "Milletimizin kavi (güçlü), mes'ut ve müstekar (sürekli) yaşayabilmesi için devletin tamamen millî bir siyaset takip etmesi ve bu siyasetin teşkilâtı dahiliyemize (İçişlerimize) tamamen mutabık ve müstenit olması lâzımdır" cümlesindeki anlama ne kadar uyduğunu söyleyebiliriz ki.

İşte bizler, vatanım, Anadolu ve Trakya'da yaşayan Türk insanı olarak yönetimi üstlenen siyasîlerin Büyük ATATÜRK'ün Kurtuluş Savaşı sonrası devlet idaresinde bulunacakların "Kanındaki ve vicdanındaki cevheri aslîyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden asla tevakki" edilmemesini Türk milletinden istemesinin çok önemli bir uyarı olduğunu kabul etmeliyiz. Bu uyarı çerçevesinde, özellikle yönetimi alacakları seçmeliyiz.

Ama unutmamalıyız ki bu uyarı dışına kayanların devletimizi götürdükleri olumsuz ortamdan çıkarmak yine kendilerinden bir kurtarıcıya bırakmadan düzeltme yolunu bulmaya çalışmaları önemli bir hareketin göstergesi olmalıdır.

Yoksa Büyük ATATÜRK'ün, Namık Kemal'in

"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini

Yoğ imiş kurtaracak baht-ı kara maderini"

sözlerine verdiği cevap, gelecek yıllarda da milletimizin bir kurtarıcı bulacağının işaretidir. Bu sözler önemli olduğu kadar yönetimi üstleneceklere gönderilen bir ışıktır. Bundan dolayıdır ki;

"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,

Bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini"

sözlerini içtenlikte anlamak mecburiyetindeyiz.

Ekonomide bozulmaya yüz tutan düzenimizi, dışarı açılmadan itimat edilecek ve güvenilecek kişilerin iş başına getirilmesiyle onarmanın, devletimiz ve de Türk milleti için faydalı olacağı kanısını taşımalıyız. Ayrıca örf-âdet-gelenek yapımızın bize yol göstereceğini, Büyük ATATÜRK'ün her sözünün bu çizgilere dayandırıldığını bilmemiz gerekiyor.

Artık siyasî ve ekonomik düzenimizi bozan hareketlerden kaçınmalıyız. Kaçınan kişilerin iş başına getirilmesi için yasalarımızda her çeşit değişikliği düşünmeli ve gerçekleştirmeliyiz. Unutmamak gerekir ki Büyük ATATÜRK'ün "Malî istikrarı olmayan milletlerin fikrî istikrarı da olmaz" sözündeki anlam bu noktayı işaretlemektedir.

Yurdumuz üretime açılmalı, üretim için uğraş verenlerin yeri olmalıdır. Yarınların milletimiz için düzgün ve iyi olması milletçe el birliği, dil birliği ve para birliği içinde olmaktan geçer. Son yıllar içinde Türkiye Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasî baskıların getirdiği olumsuzluklar ile yıpratıldığı bir vakıadır. Ama güçlü olan bir devlet yapımız var, o biraz olsun bizleri ayakta tutmaya yetiyor.

AB'ye giriş sistemi içinde bir devlet tebaa mı, yoksa tabi mi, durumu tartışma konusu yapılmadan hâkimiyetin sürekliliği bizce devletimiz için büyük bir özveridir.

Görünen odur ki; son aylarda ve gelecek aylarda her gün yeni bir olay, yeni bir güvensiz tavır güncelliğini muhafaza edecektir. Mevcut devlet borcumuzun büyüklüğü yanında yeni borçlanmaların borcumuzu daha da çoğaltacağını önceden görmek zorundayız. Devlet idaresini bilmeyen, devletin siyasî ve ekonomik konumunu öğrenmemiş bir şahsın uzun süre ABD'de kaldığı düşünülürse, ekonomik düzeni sallantılardan arındıracağını düşlemek biraz safdillik olacaktır. Aslında düzeni bozan yanlış eylem sahiplerinin kendiliklerinden görevi, güvenli ve itimatlı kişilere vermeyi düşünmeleri her şeyden önce kabul görmelidir.

Olumsuz ve yıpratıcı ortamı geliştiren olayların sahiplerine ders olması yönünden son bir bakan istifası işin olumlu sonucunu görüntülemesi bakımından önem taşımaktadır. Ama daha başka itimat ve itibar kaybettiren görevlilerin öncelikle devletimiz ve milletimiz için olumlu sonuca etkili olacağı varsayımı ile vakit geçirmeden görevi bırakmaları şart olmalıdır.

İşin esası başkasına tebaa ve tabi olmadan kendi yağımız varsa onu ekonomik krizi atlatıncaya kadar kullanmak zorundayız. Devletimizin jeopolitik ve siyasî durumu itibarıyla güvenlik içinde yaşamak istiyorsak evrensellik tavrı ileri sürme bahanesini bırakıp kimseye tebaa ve tabi olmadan varlığımızı korumaya çalışmalıyız. Böyle bir tutum, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel vasıflarındaki görüntüsü olacaktır.

Gene bir başka olumsuzluk çizgisi de, haklarında soruşturma yapılanların haber niteliği bozulmadan basın yoluyla duyurulmasıdır. Zira basın erbabı, haber vereceğim diye devletimizi dışarıda yanlış anlaşılmalara varacak şekilde zanlıların hakkında abartılı haber içinde değerlendirmeye girmektedir.

Her ne şekilde olursa olsun yazılı ve sözlü basın yorum getirmeden abartısız duyurmaya önem vermelidir. Bundan doğacak olumsuzlukların, kişilerden ziyade devletimizi ve milletimizi kirleteceği açıktır. Devletimiz ve de milletimiz hürriyetlere önem verdiği içindir ki, bir tebaa veya bağımlı bir devlet olunmayacağı bilinmelidir.