Tarihte Bu Ay : Haçlılara Karşı Türkler

Oğuz Çetinoğlu
11 Haziran 1147’de Türklerin Urfa’yı Haçlılardan geri alması üzerine İkinci Haçlı Seferi başladı. Almanya İmparatoru İkinci Konrad ve Fransa Kralı Yedinci Louis 225.000 askerle Anadolu’ya geçtiler. Türk ordusunu Sultan Birinci Kılıçarslan’ın oğlu Sultan Birinci Mesud yönetti. Çok büyük meydan savaşları ve gerilla çarpışmaları oldu. Büyük kayıplar veren Haçlılar, Anadolu’yu terk ettiler.

Urfa’nın Türkler tarafından fethi haberi, Avrupa’da şok etkisi yaptı. Doğu’daki Haçlı devletleri zor durumdaydı ve âcil yardım bekliyorlardı. Bunun üzerine Papa Üçüncü Eugenius, 1145 yılının Aralık ayında yeni bir Haçlı seferi düzenlenmesi konusunda Batı Hıristiyanlarına çağrıda bulunarak, sefere çıkacaklara bundan önce kilisenin yaptığı vaatleri tekrarladı: Sefere katılanların günahları af olunacak, malları ve aileleri korunacaktı. Fransa Kralı Yedinci Louis bu çağrıyı coşkuyla destekledi. Aynı yılın Noel’inde bütün piskopos ve asillerini yanına davet etti. Onlara yeni bir Haçlı seferi önerdi. Fakat beklediği cevabı alamadı. Feodal beyler bu konuya pek ilgi göstermediler. Hiçbiri sefere hevesli değildi. Louis’nin canı sıkıldı ve çağrısını üç ay sonra tekrarlamaya karar verdi. Aynı zamanda Fransa’da sözü kendisinden daha geçerli biri olan başrahip Bernard de Clairvaux ile temasa geçti.

Bernard bu sıralarda şöhretinin zirvesinde. Avrupa’nın en güçlü kişilerinden biriydi. Daha yirmi beş yaşındayken Clairvaux Manastırı baş rahibi olmuş ve dinî alanda üzerine aldığı her işi başarıyla tamamlamıştı. 1130 yılında Papa İkinci Innocentius’un tekrar papa olmasını sağlayan oydu. Şimdiki Papa Üçüncü Eugenius da, eski öğrencisiydi. Bernard aslında aydın bir şahıs değildi. Fakat çok ihtiraslı ve insanların ruhlarını etkileme gücü son derece yüksek bir hatipti. Ateşli vaazlarıyla herkesi büyülüyordu. O, bir süreden beri Doğu Hıristiyanların kaderiyle de ilgilenmekteydi. Papa ve Kral yeni bir Haçlı seferinin oluşturulmasında kendisinden yardım isteyince, bunu büyük bir heyecanla kabul etti. Ama delicesine bir tutkuyla sarıldığı bu girişimi, Doğu’ya gitmeye ikna ettiği insanları n felâketine sebep olacaktı.

Bernard, Haçlı seferi için ilk konuşmasını 31 Mart 1146’da Vezelay’da yaptı. Onun vaaz edeceği haberi üzerine öylesine çok insan buraya koşup gelmişti ki, Bernard bu kalabalık kitleye ancak kasabanın dışında bir tarlada kurulan kürsüden hitap edebildi. Konuşması kısa sürede dinleyicilerini âdeta çılgına döndürdü. Herkes ‘Bize haç verin, haç verin...’ diye çığlıklar atarak kürsüye koşuştu. Bernard’ın önceden elbiselere dikmek üzere hazırlattığı haçlar çabucak tükendi. O da tam bir gösteri havasıyla, yeni haçlar yapılması için, kendi cübbesini yırtıp parçaladı. Haçı ilk kabul eden Kral Louis oldu. Pek çok şövalye ve ileri gelen de Kral’ı örnek aldı. Başka seçenekleri kalmamıştı. Kral’ın kardeşi, dayısı, kontları ve birçok piskopos sefere katılıyordu. Basit halk tabakası asillerden daha fazla heyecanlanmıştı; küreğini, sapanını bırakan sefere koşmaktaydı.

Bernard’m Vezelay’da sağladığı coşkuyla cesareti artmıştı. Bourgounde, Lorraine ve Flandre bölgelerini de dolaşıp vaazlarını tekrarladı; her tarafta heyecan ve coşku oluşturdu. Avrupa’da yarım yüzyıldır küllenen Haçlı ateşi yeniden alev alev parlayıp tutuşmuştu. Bernard bundan sonra Almanya’ya geçti. Köln Piskoposu kendisini, gelip düzeni sağlaması için çağırmıştı. Almanları ve Kral Üçüncü Konrad’ı Haçlı seferine katılmaya ikna etti. O yıl Almanya’da mahsul elde edilememişti. Açlık kapıdaydı. Bu defa da halk Doğu’ya gitmenin bütün problemleri halledeceği hayaline kapıldı. Şimdi bu insanlara bir lider bulmak lâzımdı. Bu da kısa zamanda temin edildi. Aslında Kral Konrad’ın ülkesinde çeşitli problemleri vardı. Sefere çıkmayı hiç düşünmüyordu. Fakat o da, 1146 Noel’inde Bernard’ın baskısına boyun eğmek zorunda kaldı.

Böylece İkinci Haçlı Seferi, 1097 ve 1101 yıllarında yapılan Haçlı seferlerinden farklı olarak, Avrupa’nın iki büyük hükümdarının liderliğinde başladı.

Doğu’daki durum da değişikti. İmparator Manuel Kommenos her ne kadar Batı dünyasına sempati duyuyorsa da, Bizans’ın bu sırada Avrupa’nın yardımına hiç ihtiyacı yoktu. Aksine yeni bir Haçlı seferi imparatorluk için çeşitli problemler ve sıkıntılar demekti. 1097 ve 1101 yıllarında yaşanan acı olaylar unutulmamıştı. Bizans halkı yeniden telâşa kapıldı. Manuel, Haçlıların gelişinden önce, Türkiye Selçuklu sultanı Birinci Mesud ile barış yapmak gereğini duydu. Ancak Türklerle yaptığı bu anlaşma yüzünden Manuel, Batılılarca Hıristiyanlığa ihanet etmiş olmakla suçlanacaktı. Fakat daha bu anlaşma haberi Almanların kulağına ulaşmadan önce bile, Konrad’ın Bizans’a karşı takındığı düşmanca tavır ve ordusunun yaptığı çirkin hareketler, Manuel’in bu tedbirleri almakta ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Manuel ayrıca, bu Haçlı seferini fırsat bilen Bizans’a düşman Sicilya Kralı’nın imparatorluğa bir saldırı düzenlemesinden de endişe duyuyordu. Nitekim korktuğu başına gelecekti.

İslâm dünyasına gelince, Zengi’nin ölümü Müslümanlar için felâket ollmadı. Oğulları miras yüzünden kavga etmeyecek kadar akıllı davrandılar. Zengi’nin ülkesi iki oğlu arasında; Seyfeddin Gazi Musul’da, Nureddin Mahmud Haleb’de hüküm sürmek üzere, ikiye bölündü. Nureddin aynen babası gibi Haçlılara karşı mücadeleye aralıksız devam etti. Antakya Prinkepsliği arazisine sürekli akınlar düzenledi. İkinci Joscelin’in Ermeni dostlarıyla anlaşıp Urfa’yı yeniden ele geçirme teşebbüsünü öylesine süratle ve kararlılıkla sonuçsuz bıraktı ki, davranışı herkesi şaşırttı. Bu başarı Nureddin’e gerçekten çok yarar sağladı. Urfa’nın fethi babasının şan ve şöhretinin sembolüydü. Kendi prestiji bakımından ise önemi büyüktü. Çabucak hallettiği mesele, dost-düşman herkesi etkiledi. Nureddin’in gücü. Kudüs Krallığı ile bozuşan Dımaşk valisi Unur’un yardım talebiyle daha da kuvvetlendi. Unur, Dımaşk’da bağımsızlığını korumak şartıyla, kızını Nureddin ile evlendirmeyi ve Hama şehrini ona vermeyi teklif ediyordu. Nureddin teklifi kabul etti ve anlaştılar. Dımaşk şimdilik hâkimiyeti altına girmemişti ama, bu da yakında olacaktı. 1147 yılı sonunda Nureddin, Antakya’daki Âsi Irmağı doğusunda kalan bütün topraklarını eline geçirmiş bulunuyordu. Şimdi o, Doğu Franklarının korktuğu, İslâm dünyasının en büyük savunucusu idi. Gerçekten de Nureddin’in şahsiyeti Haçlı Seferleri tarihinde İslâm dünyasını pırıl pırıl aydınlatan bir ışıktır. Haçlı istilâsı karşısında babası İmâdeddin’in nihayet birlik ve beraberlik fikrini benimsetmeye muvaffak olduğu İslâm dünyasını cihâd ruhuyla coşturan odur. Kendisi de halkına aşıladığı bu ruhun gerçek temsilcisiydi. Dürüst ve sade yaşayışı âdil idaresi ve samimi dindarlığı sadece Müslümanların saygı ve takdirini değil, Hıristiyanların bile övgüsüne mazhar olmuştu.

Anadolu’da ise Türk hâkimiyeti tamamen yerleşmişti. Türkiye Selçuklu tahtında oturan Sultan Birinci Kılıç Arslan’ın oğlu Mesud, bu yıllarda kudretini Sivas’tan Ceyhan’a, Eskişehir’den Toroslara kadar yaymıştı. Gerek Bizans imparatoru loannes’in gerekse oğlu Manuel’in ona karşı yaptıkları seferler başarısız kalmıştı. Şimdi ise Manuel, Haçlıların gelişinden duyduğu endişe yüzünden kendisiyle anlaşmayı tercih etmişti. Fakat Bizans İmparatoru gibi, o da Haçlıların gelişi dolayısıyla huzursuzluk duymaktaydı. Babasının göğüslediği zorluklar yeniden mi yaşanacaktı? Fakat sadece Mesud’un değil, Suriye’deki Müslümanların da canı sıkkındı.

Fransa Kralı Almanlarla birlikte asiller ve sayısız atlı kuvvetiyle İslâm dünyasına saldırmak üzere yola çıkmıştı. Kendi ülkelerini savunmasız bırakmışlar, bütün servetlerini, hazinelerini ve sayılmayacak kadar çok eşyayı yanlarına almışlardı. Denildiğine göre, atlı-yaya sayıları bir milyondu; belki de daha fazla.

İkinci Haçlı seferi bu şartlar içerisinde başladı.

İlk zaferi sultan Birinci Mesud, 25 Ekim 1147’de, Konrad’a karşı Dorylaion (Eskişehir)’da kazandı. Ardından Fransız Ordusu da Türklere yenildi. Fransız ve Alman Haçlıları 24 Temmuz 1148’de Dımaşk şehrini kuşattılar. Takvimler 28 Temmuz’u gösterirken, Haçlıların hayali buhar gibi yok olmuş, uçup gitmişti. Bu başarısızlık üzerine Almanlar, Filistin’den denizyoluyla ayrıldılar. Fransızlar ise 1149 yaz başına kadar Kudüs’te kaldı. Sonra başarısızlığını Almanlar üzerine atıp ülkesine dönmek üzere yola çıktı.

İkinci Haçlı Seferi de Türklerin üstün başarısı ile sona ermişti.