Süper devlet olayı ve Türk geleceği

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
AB kararı hâlâ iyice gelecekte. Girince ise bize bol para mı, süperlik mi sağlayacak? Yoksa hiçbiri mi? İşe daha genişten bakalım:

Prof. Rene Grousset, ünlü “Bozkır İmparatorluğu” eserinde1 “Emperyal (“Süper”) milletler tarihte sayılıdır; Türkler bunların başında gelir” diye yazmıştı. Türkolog J.P. Roux da “Yeryüzünün en mükemmel kral-milleti (bu da “süper” anlamında) Türklerdir” diyor2.

Grousset’in “tarihte süperler sayılıdır” derken, Daryüs’ün, Büyük İskender’in, Roma’nın, Fransa’nın, Rusya’nın, İspanya’nın, İngiltere’nin ve Amerika’nın “cihangir”liklerini kastetmişti. Bunlara kıyasen de, Türklerin kendi başlarına “Büyük Hun”, “Gök-Türk”, “Büyük Selçuklu”, “Cengiz”, “Timur” ve “Osmanlı” ile en az altı “süper”liği şaşırtıyor. Bunlar mazi.

“Makûs talihin” Öbür Yüzü

Yakında 2-3 süper devletin bulunduğu klübe girersek durumumuz ne olacak? Yakın gelecekte acaba kimler “Süper” rütbesine çıkacak? Bugünkü AB’liler ne olacak?

Kimi Amerika’nın süperliğinin daha 15-20 yıl devam edeceğini, kimi ise yakında çözüleceğini ve yerine ya Çin’in, ya da Japonya’nın ya da tek devlet hâline girecek olan AB’nin geçeceğini iddia ediyor. Kimse artık eskisi gibi Türkleri aday sayamıyor. Biz bile, Törümer’in yazdığı gibi, futbolla basketboldan başka övünecek bir şeyimiz kalmadı diyoruz.

1980’lerde biz, “21. yüzyılda Türkler asra mührünü basacak” diyorduk. 21. yüzyıl “Türk asrı olacak” diye yazılar çıkıyor, Turgut Özal da “21. yüzyılda Türklerin ilk 10’lar arasında” olacağını müjdeliyordu. Sovyetler de dağılıp beş Türk cumhuriyeti doğunca ümitler daha da artmıştı.

Ne yazık ki artarda gelen krizler, yolsuzlukların devâsâ boyutu, hep aynı ve kötü yönetim, milliyetçi kesimin bile ateşini soğuttu. Fakat tarihimiz bu kadar karamsarlığı doğru göstermiyor. Yalnız mazide çok büyük işler yapmış olmamızdan değil, millî karakterimizde “beklenmedik anda, en ‘na -müsait’ şartlarda” bile ani hamleler yapma özelliğimiz var.

Bu özelliğimizi -Atatürk gibi birkaçımız dışında- çoğumuz farketmesek bile pek çok yabancı yazar görüyor ve hayret ifadeleriyle yazıyor3. Daha önce de “yerin dibine batmış” gibi olmuş, fakat bu dibe bir tekme vurup, tekrar su yüzüne çıkabilmişizdir. Tarih felsefecisi Prof. A. Toynbee’nin “zor şartlar bazı milletlerde yeni bir enerji ateşler” deyip Kayı aşiretinin süperliğe yükselişini örnek göstermesi gibi.4

Eğer bunu tekrar başarabilirsek, “tek süperlik” hayâli olmasa da, “onlar” arasına bu asırda girmemiz mümkündür.

“Mümkündür” ibaresini kullandım, “olacak” demedim. Çünkü gelecek biliminde (Fütürolojide) “cek/cak” deyimi yasaktır. Ancak bazı şartların oluşması hâlinde bu veya öteki sonuç olur.

Bu “süperler klübüne” girebilme şartları nedir? Biz bunları yerine getirebilecek miyiz? Bu konuyu vaktiyle bir kitap-boyu makaleyle Hasan Celâl Güzel’in “Yeni Türkiye” dergisine yazmıştım.5 Ekonomi, askerî güç, gelir dağılımı, Türk dünyasıyla entegrasyon gibi (ayrıntıları isteyenler o kaynağa da müracaat edebilirler).

Sartların Ana Hatları

1. Uygun coğrafî-jeopolitik konum, çok ters olmayan bir iklim ve kaynak: Bir millette güç varsa, böyle olmayan şartlar yenilebilir. Böyle “büyük” olmuş toplumlar vardır: M.Ö. 4000’lerde Mezopotamya’da Sümerler ve Meksika bataklıklarına yerleşen Aztekler -bu ikisi de Türk kökenlidir- ve Japonya adasına sıkışık Japonlar.

Gerek Anadolu, gerekse Orta Asya cumhuriyetlerinin çoğunun ve Azerbaycan’ın zengin kaynaklı ve stratejik konumlu yurtları vardır:

2. Yöneticilerin kalitesi (gerek yönetme yeteneğiyle, gerekse dürüst idareleriyle) 19. yüzyılda Thomas Carlyle, “The Heroes”/Kahramanlar” dediği sürükleyici, çığır-açıcı liderlerin başarısıyla tarihin yazıldığı teorisini geliştirmişti. Sabrî de şöyle demiştir: “Her gövdeye mevzun baş, başa da feraset gerek.”

Gerek şirketlerimizin, gerekse milletlerin ileri fırlaması veya batması liderlerinin kalitesine geniş ölçüde bağlı. Osmanlı’nın ilk 6 padişahının fevkalâde vasıflı liderler olmasıyla, Osmanlıların zirveye çıkışları arasında bağlantı aşikârdır. Bugünkü “hâli pür-melâlimiz”in de son 10-15 yılın yöneticileriyle ilgili olması gibi.

Şu hâlde, süperler klübüne girmeyi amaçlıyorsak, daha kaliteli liderler yetiştirmemiz lâzım. Bu şart düzelmez, kötü olarak 5-10 yıl daha sürerse, Montesquieu’nün “her toplum lâyık olduğu hükûmetle yönetilir” yasasını haklı çıkarırız.

Peki, üstün liderler çıkartabilir miyiz?

Stanford Üniversitesi profesörü John Gardner, “On Leadership/Liderlik Hakkında” adlı kitabında başka bir yasa koyuyor: “Patlama derecesine gelen krizler büyük liderler çıkarır. Sürüp giden bunalımlar ise lider çıkarmaz”.6 Sabık DPT müsteşarı İlhan Kesici’nin de 6-7 yıl önce Türkiye hakkında böyle bir beklentisi vardı. Acaba patlamanın artık zamanı geldi mi?

3. Nüfus Dinamiği

Dikkat edilirse, süperlerden hiçbiri küçük nüfuslu milletler değildir. Nüfus, üretimde etkili olduğu gibi, çığır ve iş-açıcı “liler”lerin daha sıklıkla doğmasına da sebep olur. Bu “dahiler” (IQ 150-160)7 nüfus içinde % 1.25-1.75 gibi bir oranda doğuyorlarsa, 70 milyon ve 200 milyonda bu nisbetlerin sayıca ne kadar “altın çocuk” doğurucağını siz hesaplayıp karşılaştırın.8

Nüfus kontrolünün faydası, zararı iyi düşünülmelidir. Şüphesiz bu çocukların doğması, millete otomatik olarak fayda sağlamaz. İyi eğitilmeleri ve önlerinin açılması lâzımdır.

Nüfus şartında “genç nüfus”un oranı da önemlidir.

Türklere gelince: Türkiye’de 72 milyon, dünyadaki bütün Türklerle 250-300 milyon bir nüfus var9. “Genç nüfus” şimdiki süperlerin nüfuslarındaki genç oranından çok daha yüksek! Olumsuz yan: bu nüfusun daha verimli olması için gereken şartlar gelişmemiş bulunuyor. Dışarıya göçtüklerinde parmak ısırtıyor, fakat Türkiye’de o derecelere ulaşamıyorlar.

4. Eğitim dinamiği

Millî Eğitim bakanlarımızın hepsinden ve hemen herkesten, “eğitim kalitesi kalkınmamızın şartı” lâfını hep duyarız. Şu ana kadar hep lâfta kaldı. İslâm dünyası 7. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar eğitimi ihmal etmediği için ileri seviyedeydi. Ondan sonra Batı bu şartı geliştirerek öne geçti. Son savaştan yenik çıkan Japonya’yla Almanya’nın yeniden kalkınıp süperler arasına girişleri, temeli sağlam eğitimleri ve millî heyecanları sayesindedir. Bu şart Türkiye’yi sınıfta bırakacak durumdadır şu anda.

5. Millî ülküler, inanç, heyecan

Yahya Kemal, “İnsan bu âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar” demişti. İslâmiyetin ve Osmanlıların ortaya çıkışlarıyla birlikte görülen ani yükseliş, iman gücündendi. Demin sözünü ettiğim Alman ve Japon “diriliş”leri de başarılarını “yenilmeme, yükselme” heyecanlarına borçludurlar.10 Bu şartta da karışık bir devir yaşıyoruz. Tevfik Fikret, başka yanlışlarını bağışlatan şu mısraları yazmıştır:

“Yükselmeyen düşer

Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara..

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır!”

Ve ilâve edelim: Çağın gerisinde olma.

Millî kimliğini ve heyecanını unutma.

DİPNOTLARI

1. L’ Empire des Steppes, 1939, sah, 28.

2. Histoire des Tures, 1984, sah. 30 (Türkçeye de çevrildi).

3. Prof. E, Bisbec, “The New Turks”, 1951; Turkey-TIME, 1965; ve “Turkish National Character”, 1971 kitabımda alıntılar yaparak anlattığım daha niceleri gibi: Shulzberger, Thornton, Hotham.. vs.

4. “Civilization on Trial”, 1948, sah. 70.

5. Mart-Nisan 1995, “21. Yüzyıl Kimin Asrı Olacak?” sah. 502. Daha önce de 1938’de (18 yaşında yayınladığım Ergenekon dergisinde bu konuyu “Tarihin ve Tekâmülün Âmilleri” adıyla dizi hâlinde işlemiştim! Haddimi bilmeyerek!)

6. Hedef, 1993, sah, 4.

7. Stanford-Binet, Stuart Sutherland araştırmaları.

8. İhtiyat kaydiyle okuyun: Texas Üniv. profesörlerinden Dr. Robert W. Seney, Türkiye’de 1914’te yaptığı testlerde, ülkemizde 1.400.000 üstün zekâlı bulunduğuna (yani % 2.5) tesbit etmiş (21. yüzyıl Türk Milliyetçiliği, sah, 420’deki notum).

9. 9’lar Enstitümüzdeki, 300 milyonu birlikte hareket ettirecek projeleri Orkun’da defalarca yazdım. Unutulmamıştır inşallah.

10. “Seven Tomorrows” sah, 31, 1981.

DÜZELTME

Son yazımda (Ekim 2004 sayısı, sah. 10 ve 11) iki önemli dizgi yanlış olmuş. Napolyon’la ilgili tarihler 1815 ve 1813 yerine 1915, 1913 olarak çıkmıştır. Özür dileriz.

Nusret Demiral’ın 80. sayımızın 12. sahifesindeki, “Yargı-itibar” başlıklı yazısının 7. paragrafında geçen “Alman mahkemelerinin” ibaresi “alınan meskenlerin” olacaktır.

Düzeltir, özür dileriz.