Orkun'a Gelenler

okurdan
Kardeşler arasına nifak sokulmamalı

Sayın Moralıgil ve sayın Siyunbike,

Sayın Moralıgil; Öncelikle Siyunbike gibi Türkçülerin zihninde bence Türkçülüğün şimdiye kadar enikonu tartışması ve günümüzde meselenin çözülme aşamasında olması gereken bu sorunu -belki istemeyerek de olsa- ortaya çıkardığınız, daha doğrusu birçok Türkçünün zihninde kendi kendine sorduğu, lâkin dillendirmeye korktuğu düşüncelerimizi cesaretle açtığınız için sonsuz şükranlarımı sunarım.

Sayın Siyunbike’nin şu anda kendi iç dünyasında yaşamış olduğu açmazları ben yıllardır yaşıyorum. Tarihimi okuyup benliğimi kazandıkça sorunların çözümleri de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Dünyanın bugüne değin süre gelen düzeninde iyilik, doğruluk ve âdil yönetim anlayışı her daim bir fazilet göstergesi olmasına karşı insan-ı kâmil olmayanların ruhunda bulunan hasislik, çekememezlik huylarından ötürü daima saldırıya uğramış ve içten içe çökertilmeye çalışılmıştır. Bugün bizlere kendi kültürlerini aşılamaya çalışan garp (batı) ülkeleri bunu ekonomik güçlerine güvenip küresel kraliyetçilerin yöntemleri ile başarmaya çalışıyorlar. Peki daha önceleri nasıldı bu yıkım? Bunu merak etmeyiniz sakın dostum, çünkü siz bunu çözmüşsünüz bile, sorunun farkına varmak çözüm yolunun anahtarını ele geçirmektir.

Türkler İslâmiyeti kitleler hâlinde seçeli yaklaşık 1100 yıl oluyor. Geçmişe bakıp bir muhasebe yapmanın vakti geldi de geçiyor. Dinî bilginizin olduğu anlaşılıyor, aynı şekilde Türklerin acunda var oluş sebeplerini, göç nedenlerini de biliyorsunuzdur. O yüzden bu konulara değinmeye gerek görmüyorum. Çünkü Orkun okuyan her insan belli bir bilgi birikimine sahiptir.

Dinler evrensellik ve dünyayı düzene sokma gayesiyle yayılırlar. Evrensellik adına milliyet duygusunu reddederler ve bir üst kimlik olan ümmetçilik çatısı altında toplanılmasının uygun olacağını anlatırlar. (İslâmî Dil İle) Fakat her nedense dinler katı bir şekilde içerisinden çıkmış oldukları milletin âdet ve göreneklerine göre hareket edilmesini düşünmenin ve fikir beyan edilmesinin zinhar yasak olduğu âyetleri ile kesin koruma altına alırlar. Sizin de dediğiniz gibi ezelî ve ebedî düşmanlarımızdan Yunanlı ve yahut Çinli biri ile Müslüman olduğu için evlenebilirsiniz ve ayrıca çok da sevaptır, lâkin şamanî bir Yakutla veya Hristiyan fakat özbeöz Gök Oğuz ile evlenemezsiniz, kâfir olur toplumdan dışlanırsınız. Eğer çocuğunuza Türk tarihinde adı geçen kahramanların isimlerini koyarsanız (Tunga, Yamtar, Öküş, Kara Açkı, Barmaklık vs.) gülünç duruma geçer ve yine dışlanırsınız. Çünkü siz artık Müslümansınız ve Müslüman ismi diye Arap ismi koymak zorundasınız. Bütün Türk âdetlerini Arap âdetlerine uydurmanız gerekir. İbadetinizi anlamadığınız, bilmediğiniz bir dille yaparsınız. Ses çıkaramazsınız, çünkü din onu da koruma altına almıştır. Fusûlet sûresi 44. âyetinde "Biz Kur’an’ı apaçık Arapça indirdik okuyup anlayasınız" deniliyor. Bu âyetten yola çıkarak. Arap milletinin yüce sanılıp ağzına Türk kelimesi alanın kâfir ilân edilmesine kadar soysuzlaşılabilir.

Sayın Siyunbike, sizin anlattığınız olay yüzünden yıllardır Türkler arasında mezhep kavgası aldı yürüdü. İslâm olmasına rağmen kardeş kardeşe sadece mezhebi ayrı diye düşman kesildi, çoğu zaman birbirinin canını aldı. Ola ki düşünün dini farklı iki Türkün durumunu. Bizim üst kimliğimiz ümmetçilik değil, Türkçülüktür. Müslüman, Hristiyan, Musevî, Şamanî vs. bütün Türkler Bozkurt soyunun günümüz mirasçılarıdır ve kardeştirler. Kardeşler arasında nifak sokulursa o milletin batması haktır. Fakat ne mutlu ki sizler sayesinde bu yüce millet, Tanrı’nın kut verdiği bu budun batmayacaktır. Başka görüşleri olan arkadaşlarla tanışmak, danışmak ümidiyle...

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.

Serkan BOZKURT/Hatay

Öze bağlı olanlar

DEVLETİM, milletim senin sevdalınım diyenler özüne bağlı kalmak zorundadırlar. Özde tutarlılık, sözde tavizkârlığı önler. Kısca kıvırmaz.

Devlet işlerinin ciddiyet istediğini ve savsaklamadan yürütüleceğini kendine edep edinir. İşini cesaret ve fergatla yürütür. Bilgelikten uzan kalamaz. Bu asil milletin sekiz bin yıl önce bir potada eriyerek kimlik ve kişilik kazandığının şuurunda kalarak bölücülüğe siper olurlar. Millî birlik ve beraberliğimizi korurlar.

“Git oğul, haydi git

Ya gazi ol, ya şehit”.

diyebilen necip milletinin millî terbiyesiyle yuğrularak adam olurlar. Ulu söze kulak verirler: “Kendine gel oğul!” diyenleri kırmazlar. Kendine gelmeyeni hiç sevmezler. Tıpkı Trakya türkülerimiz gibi:

Nasıl gönül veririm?

Kendini bilmeyene!”

Bunlara da tırpan atmayı erdemlilik sayarlar. Silerler böylelerini. Eee gönül adamı olmak kolay değil. Biz gönül adamıyız, onun için zor olanı seçtik. Bunları başaracak kadar da zekiyiz. Bizim yerimiz, milletimizin sinesidir. O sinede yer yapmayanların mevsimlik ömrü olur. İhanet edenlerin de mezarı dışarda kalır.

Siyaseti daha faydalı olabilmek için isterler. Bir de onursuzlara, gurursuzlara ve şuursuzlara öyle bir ulu makamı kaptırmamak için.

Hele de kültürel yozlaşmaya çok karşı olurlar. Bitkilerin, hayvanların dahi yaşamak için ortam seçtiklerini düşünerek, kültürümüzü, yabancı kültürün etkilerinden korurlar. Tehdit ve tehlikelerin üzerine cesaretle giderek onları sindirirler.

Çalışmayı severler. Nâmert köprüsünden hiç geçmezler. Çünkü dikeni batar. Alçakları dost edinmezler. Seçici olurlar. Güzel giyerler. Güzel yerler. Güzelliği ahlâkta ararlar. İşini ehil olana gördürürler. Zeki insanlarla çalışmaktan zevk alırlar. Onun için ekibini bilge kişilerden oluştururlar. Tek arzuları milletinin zenginliğidir. Kısaca, farklılığının farkında olurlar.

Yıldırım GERGİN/Yozgat