Millî Tarihe Saygı ve... Biraz da Ciddiyet

Alper Beşe
Geçen ay sonunda, birbirine uzak iki ilimizde açılan ayrı ayrı fuarlarda Osmanlı padişahlarının satış ve reklâm unsuru olarak kullanılması dikkatlerden kaçmadı. Bu fuarlardan biri Trabzon'da açılmıştı ve "El Sanatları Fuarı" adını taşıyordu. Sakalının takma olduğu feci şekilde anlaşılan kavuklu, cüppeli biri bilgisayar başına oturmuş olarak poz veriyordu. Gazete haberinde, bu manzaranın vatandaşları güldürdüğü bildiriliyordu. İkinci fuar ise Antalya'da açılmıştı ve adı daha da dehşetengizdi: "Fasex' 2000 ve Hotel Product". Bir şey anlayabilmek için mutlaka İngilizce bilmek lâzım. Ama o da yeterli olmuyor. Fuarın konusunu tam olarak kavramak mümkün değil. Orada da, bu defa sakalsız ve bıyıksız, kavuklu, kürklü, bir "padişah" bakanlardan birinin yanında poz veriyor. Biraz ötesinde ağzı, burn boyalı bir palyaço ve şişme balondan yapılmış, gözleri çarpık bir çizgi-roman kahramanı. Sahnenin ne kadar eğlenceli, hattâ komik olduğu, bakanın yüzündeki geniş tebessümden belli oluyor.

Fuarlardaki mankenler, herhangi bir padişahı değil, doğrudan doğruya devlet başkanlığı kavramını temsil ediyor. Peki, bu düzmece padişah bozuntularının, o fuarlarda işi ne? Yemek reklâmı yaptıracak başka modeller, başka motifler bulamadılar mı? Bir, o "padişah"ları oynatmadıkları kalmış. Belki de, üretici patron, fuar kapanınca, mankenin ensesine bir şaplak vurup "Yaşşa ulan padişah, bugün iyi reklâm yaptın" bile demiş olabilir.

Padişahlık, Osmanlı devlet başkanlığı makamıdır. Padişahların hepsi, Osmanlı gibi muhteşem bir imparatorluğu asırlar boyu temsil etmişlerdir. İçlerinden dünya çapında şahsiyetler çıkmıştır. Günün birinde bu hâllere düşürüleceklerini bilselerdi, herhalde "Hey gidi kahbe felek" diye içlenirlerdi.

Sadece Türk milliyetçileri olarak değil, bütün millet olarak, gelip geçmiş Türk hakanlarına saygı beslemek borcumuzdur. Bu saygı, ayrı ayrı şu veya bu hükümdara değil, devlet başkanlığı katınadır.

Çünkü, o hükümdarların çoğu, milleti için gece uyumamış, gündüz oturmamış, kanını ve terini akıtmaktan kaçınmamıştır. Türk milletinin, bütün belâlara ve felâketlere rağmen, yüzyıllarca ayakta kalabilmesinin sırrı biraz da buradadır. Minnet borcumuzun bulunması gereken kimseleri ve makamları böyle ticarî çıkarlar uğruna kullanmak, onları komik hâllere düşürerek teşhir etmek gibi ahmaklıkları, aklı başında hiç kimse kabul edemez.

Tarihe saygı, millî mefâhirimize saygı, Türk büyüklerine saygı... hani, nerede? Hele, kendisine ikram edilen yiyeceklerden tada tada fuarı dolaşan bir bakanın bu manzarayı görünce ilgilileri ikaz etmesi gerekmez mi? Komiklikler arasında "padişah"ı yanına alıp ağız dolusu gülerek poz vermek yakışık alıyor mu?

Bu hazin tablodan çıkarılacak bir başka sonuç da şudur: Demek ki, bizim millî eğitim sistemimiz, yetiştirdiği nesillere hiçbir millî kaygı, hiçbir millî saygı kavramı verememiş. Bütün bunlardan habersiz, topçu ve popçu kuşakları sözüm ona böyle eğitirseniz, bu sonuca niçin şaşmalı?

Bu fotoğraflar, eğitim hayatımızın yeniden ve topyekûn, fakat gerçekten "millî" ilkeler çerçevesinde düzenlenmesi gereğini hatırlatırlarsa, gönüllere damlattıkları zehiri belki biraz temizlemiş olurlar.