1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Kültürsüz kültürlülük

Prof.Dr. İbrahim Ortaş
İNSANLIK tarihinin bir tarım tarihi olduğu, Orta Doğu’daki ve bu bölgeden kaçırılan müzelerde sergilenen tarihî belgelerden anlaşılmaktadır. Yaklaşık 10.000 yıllık insanlık birikimi olan bu bölgede, insan emeğinin birikimini yansıtan bu eserler, insanın gökten zembille inmediğini, yaşamı deneyerek öğrendiğini, geldiği yer itibarı ile barbarlıktan çağdaş insan olma sürecindeki yolda ilerlediğini göstermektedir. Mağara hayatındaki eğri duruşundan, apartman yaşamındaki dik duruşuna kadar çeşitli badirelerden geçtiğini sergilemektedir. İlk insan yaşamının şekillendiği bu coğrafyada bilinen ve hâlen yer altından çıkarılmamış binlerce yerleşkesi olan Mezopotamya’nın (Yunanca’da “mezo (orta, ara)” “potamya (nehirler)” anlamına gelen “iki nehir arası”) bu bölgenin birikimlerinin sergilendiği alanların başında gelmektedir. İnsanlık; tarımı, ticareti, yazıyı bu topraklarda keşfetti ve geliştirdi. Sümerler, Dicle ve Fırat’ın içinden süzülerek geçtiği verimli topraklarda (Fertile Crescent) ileri derecede tarım ve hayvancılık yaptılar. Ziraat âletleri yapan Sümerler sanat, mimarlık ve heykeltıraşlık alanında çağının en ilerileri idiler. Tarihçiler “insanlık tarihi Sümerlerle başlamıştır” derler. İlk devlet bu bölgede kuruldu. Matematik, cebir, kimya, çanak-çömlek yapımı, sanat bilgileri saat sisteminde kullandığımız 12’lik sistem Babililer tarafından bu topraklardan dünyaya yayıldı. Bütün kutsal kaynakların, Gılgamış Destanının beslendiği Sümer uygarlıkları ve onların insanlık tarihini oluşturmadaki kilometre taşları bu topraklarda atıldı. Dünyanın birkaç harika eseri; Nemrut, Babil bahçeleri bu bölgede bulunmaktadır. Nuh’un Gemisi’nin bu bölgede olduğu bilinmektedir. İnsanlık tarihinin en önemli süreçleri bu bölgede meydana gelmiş olup, halen bilinmeyen birçok alanın araştırıldığı arkeologlar tarafından belirtilmektedir. Dünyanın en eski kentlerinden “Uruk” olarak İncil’de bahsedilen kent, Asur saraylarının bulunduğu görkemli Ninova kentleri, Abbasî sarayları Mezopotamya olarak nitelenen bölgededir. Tesadüfen yakın geçmişte “Zeugma” Fırat'ın kıyısında bulundu. Acaba daha bilmediğimiz neler var?

İnsanlığın ortak mirası olan ve geçmişini aydınlatacak bu tarihî eserlerin sergilendiği Bağdat Arkeoloji Müzesi, insanlık tarihinin belki de en anlamsız ve ahlâksız işgal savaşı olan ve 20 gün süren düşük yoğunluklu çatışmanın ardından, Irak’ın sözüm ona palavracı kahramanlarının sırra kadem basması ile aniden kim tarafından yapıldığı tam bilinmeyen bir yağmacılık sonucu talan edildi ve sonunda da ateşe verilerek yakıldı. Sıradan fakir bir Iraklı bazı değerli parçaları alabilir, ancak ve ancak yakma işini farklı emelleri olanlar yapabilir. Akıllı füzeleri olan sözüm ona medenîlerin dünyada bir eşi benzeri olmayan tarihî eserleri, sarayları, müzeleri hangi akılla bu duruma getirdiklerini anlamak mümkün değildir. Hiçbir savaşın getirisi bu değerlerden daha kıymetli olamaz.

Lahey Sözleşmesi’ne göre (1954) “savaş durumunda kültürel mirasların korunması” ilkesi bulunmaktadır. Bu sözleşmeye ABD taraf olmamıştır. İşin daha da ilginci; Müze ve Kütüphane yağmalanırken Amerikalı askerlerin, yalnızca ve yalnızca Petrol Bakanlığını ve petrol rafinelerini koruyan fotoğrafları basına yansıyordu. Savaş öncesi bu konu gündeme getirildiğinde ABD yetkilileri gereken önlemler alınacak demişlerdi. Nihayet korkulan başa geldi ve yağmalanma sonucu kamuoyu tepkisi oluşunca Amerikan Dışişleri bakanı Colin Powell “yağmalanan müze onarılacaktır” diye demeç verdi. Aslında bu, Amerikalıların insanlıktan ve insan kültüründen ne anladıklarının düzeyini göstermektedir. Amerikalı yetkililer canlarından çok sevdikleri Irak petrolünü, gayri meşru yolla satarak kazanacakları dolar ile mi bu işi çözeceklerini düşünüyorlar? Yoksa, kendi inşaat şirketlerine yeni bir ihale yolu açmak için ne kadar yeri yıkar ve yakarsak o kadar fazla ihale almış mı oluruz diyorlar? Bu adamların bu savaşa başlamadan hangi şirkete hangi ihalelerin verildiğinin basına yansıyan kısmı dikkate alındığında olup bitenlerin hiçbirinin tesadüfî olmadığı açıkça görülmektedir.

Metafetişizm, en yüksek değeri meta (Amerikan çıkarları) kabul eden, petrolü ele geçirmek için insan ve doğa dahil her tür değeri ikincil sayan Amerikan yönetici sınıfı için, müzenin de metadan ibaret anlaşılması, dolayısıyla ile yağmalanması kadar normal ne olabilirdi ki? Bayağıcılığın dayanılmaz hafifliği, kültüre değil maddî olana, yani metanın dayanılmaz ağırlığına yenik düşmektedir. BM'in ve bütün insanlığın sağduyusunun yağmalanması ile Bağdat Müzesi’nin yağmalanması ve yıkılması aynı meta aklın iğrenç ürünü değil de nedir? Ahlâk ve hukukun yok sayılması ile Bağdat Müzesi’nin, Bağdat’taki Millî Kütüphane’nin yok edilmesi ve metalaştırılması aynı sürecin çeşitli biçimlerini oluşturmaktadır. Bağdat Müzesi’ni yağmalayan, on binlerce yıllık kültür mirası kütüphaneleri yok eden aynı insan dışı mantık değil de nedir?

İnsanlığın ayak izlerinin sergilendiği bu toprakların tarihî kalıntıları acaba bilerek mi yağmalandı? Bu yağmalamanın bilinçli yapıldığı inancındayım. Ziyaret ettiğim Berlin’deki Bergama Müzesi, Londra’daki Biritish Museum, Paris Müzesi ve New York ve diğer birçok batılı ülke müzelerindeki tarihî eserlerin büyük çoğunluğu Anadolu-Mezopotamya-Mısır coğrafyasından çalınmış eserlerden oluşmaktadır. Hele Amerika’daki müzelerde bulunan eserlerin tamamına yakını Orta Doğu’dan taşınmışlardır. “Dökme suyla kültür oluşturulamaz”. İnsan onuru kazanılamaz. “Dökme suyla tarih yazılamaz” ve bu bağlamda geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Herhangi bir kültürel birikimi olmayan, 300 yıllık geçmişi bile olmayan Amerika halkının tarihî ve kültürel bir birikiminin olmaması sonucu müze ve kütüphanenin ne anlama geldiğini bilmesi mümkün mü? Hiç işgal edilmemiş, kültürel varlıkları tahrip edilmemiş, sömürgeci duruma düşürülmemiş bir toplumun bireylerinin bütün bu olanları anlamaları mümkün görülmemektedir. Hele bir de Amerikan toplumunun göçmenlerinden ve en yoksul ve eğitimsiz kişilerinden olan askerlerinin bunları bilmesi hiç mümkün değildir.

Kültür, yaratılmış bir ürün değil, aynı zamanda yaratıcı olanı taşıyan bir üründür. Sadece yaratılmış ürüne takılıp kalan fetişist bakış ise, duygu ve inceliğini kaybettiği bu sürece yenik düşecektir. Kültürsüz kültürler için, müze ve kütüphaneler sadece yağmalanacak birer metadır. Ancak aynayı kırmakla kendi metal yüzünüzden kurtulmanız mümkün değildir. Kırdığınız aynalar yine sizi yansıtıyor, kendinizle yüzleşmekten ne kadar büyük bir korku ve nefret içinde olduğunuzu yansıtıyor. Hayat ve sağduyu yüzleşmedir; kültürün her bir öğesi, yeni bir yüzleşmedir. Kültürsüzlük ve yüzsüzlük, aynı madalyonun iki yüzü olarak Bağdat'ta bir kez daha sahnelendi.

Yağmalanan eserler arasında, ayrıca el yazması kitaplar da bulunmaktadır. Nerede okudum bilemiyorum, ancak hâfızamda kaldığı kadarı ile Millî Kütüphane’de Mısırdaki İskenderiye Kütüphanesi’nin milâttan önceki dönemlerde yakılması sırasında kurtarılan bazı kitaplar yanında Kur’anı Kerimin ilk yazılı parçalarının bazılarının bulunduğu bilgisine sahibim. Ayrıca, Osmanlı dönemine ait tarihî belgeler ve Irak tarihine ilişkin arşivler de bulunmaktaydı. Tarihte bu bölgedeki şehirler defalarca istilâlara uğradı ve yağmalandı. Ancak 8000 yıllık Mezopotamya halkları her seferinde ayağa kalkmasını bildiler. Tarih kaynaklarında, 13. yüzyılda Hülâgu Bağdat'ı yakıp yıktığında, Dicle’nin suyunun yanan kitapların mürekkebi nedeniyle siyah aktığı” anlatmaktadır. Fakat bu sefer kitapların külleri Bağdat’ın semalarını kaplıyordu. Kitap severler bunun ne denli büyük bir acı olduğunu bilirler.

Yaklaşık 170 bin eserin bulunduğu Arkeoloji Müzesi’nden yaklaşık 150 bin eserin çalındığı veya parçalandığı ve yağmacıların arasında Amerikalıların da olduğu yazılmaktadır. Müzede tarihin ilk yerleşik toplumu olan Sümerlere ait mücevherler, Babillilere ait çivi yazısı tabletler ve Asurlara ait fildişi objelerin bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca, müzede İslâm eserleri bölümünde paha biçilmez çiniler, süsleme eşyaları, paralar ve Kur’anı Kerimler bulunmaktaydı. İnsanın mağaradan, barbarlıktan yerleşik düzene, yazıya ve sosyal düzene geçtiği Mezopotamya bölgesinde kültürel yapıların yok edilmesi, o bölgedeki uygarlık ürünlerinin yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bu da insanların tarihî köklerinden koparılması anlamına gelir.

Korkum odur ki, bu değerli tarihî eserler yarın batılı müzelere yüksek paralar ile satılacaktır. Şimdiden başta UNESCO olmak üzere kültürel değerler ile ilgilenen birimlerin müzeleri uyarması ve Bağdat Müzesi’nden çalınan parçaların satın alınmaması ve tekrar yerine yani alındığı doğal alanı olan Bağdat’a gönderilip orada sergilenmesi için harekete geçmesi gerekir.

İnsanı insan yapan değerlerin, birikiminin yansıtıldığı müzelerdeki bütün değerler o toplumun kendisini ve geçmişini yansıtmaktadır. Bu birikim, toplumların uluslaşmasına yani kendine dönmesini sağlamaktadır. Bir ulusu özgürlük adına köleleştirmenin biricik yolu onun kültürünü ve geçmişini yok etmektir. Amerikalıların da Irak’ı işgal etmesi ve petrollerine el koyabilmesi için Irak’ın kimliğinin ve kültürünün yok edilmesi gerekir. Bu da ancak müzeleri ve kütüphaneleri yok etmekle gerçekleşir diye düşündükleri anlaşılmaktadır. Burada önemli bir soru akla geliyor: ABD ve yandaşları insanlığın mirasını yok ederek tarih sayfalarında kendilerine yer mi açmak istiyor? Şimdiden memurların maaşları dolar ile ödenecek; yarın eğitim dili İngilizce verilirse bir ulusun temelden yok sayılmasının Arapça ifadesi olmuş olur.

Savaşın iki bileşeni ABD ve İngiltere, parçalanan hayatlarla hayatın yansıları olan kütüphane ve müzelerin parçalanması olarak vicdanımızın derinliklerinde çoktan yerlerini almış durumda. Metanın ulaşamayacağı kadar insanî olana, cana ait, kültüre ait, hayata ait bir yerlerde duruşumuzu göstermemiz gerekir. Başta aydın bilim adamları ve üniversiteler olarak, eşi bulunmaz ve bir daha yaratılması ve yerine konulması mümkün olmayan tarihî değerlere karşı duyarlı olmalıyız. Bu konuda uluslararası yaptırım gerektiren bazı önlemlerin alınması için biraz daha kamuoyu yaratmak yolunda öneriler geliştirelim. En azından bu savaşın dünyadaki son savaş olmayacağı gerçeğinden hareket ederek, bundan sonraki savaşlarda tarihî eserlerin zarar görmemesi için savaşa karar veren yetkililerin savaş suçlusu olarak yargılanmasını isteyebiliriz. Bu yağmaya ve yangına neden olan Amerikan ve İngiliz yetkililerin savaş suçlusu olarak yargılanması dileği ile.