EĞİTİMİN İFLASI

Yağmur Çavuşoğlu
Bilindiği üzere son dönemlerde Türkiye’deki üniversitelerin ilmi yetersizliği hususunda basında çeşitli yazılar yazılmakta, başbakan beyanlar vermekte, zaman zaman istatistikler yayınlamakta. Bunlara baktığımızda gerçekten Türkiye’deki üniversitelerde ilmi düzeyin içler acısı olduğu görülecektir. Kaliteyi yükselteceği düşünülerek mantar gibi açılan özel eğitim kurumlarının hali de pek farklı değildir. Zaten onlar işi, kâr elde etme noktasında algıladıklarından pek bir şey de beklenmiyor. Belki burada gençlere iyi bir yabancı dil eğitimi veriliyor. Gerçi orası da sorgulanmalıdır, ama gerisi laftan ibaret.

Tabiî ki bir vakitler bilim üreten bu ülkenin eğitim müesseselerinin bu hale gelmesinin birtakım sebepleri vardır. Biz bunların üzerinde uzun uzadıya durmayacağız, ama bir gerçek söz konusu ki, Hasan Ali Yücel’in Türk milli eğitimin içerisine etmesinden sonra kim bu makama oturursa otursun, buraya bir çeki-düzen verilemedi. Zaten yapılan icraatlarda bunu gösteriyor. Her sene okul müfredatları, lise ve yüksek o kullara giriş biçimleri, mezuniyet şekilleri değişiyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yoktur.

Bunlar bir yana, özellikle 1980’den sonra kurulan YÖK sisteminin birtakım aksaklıkları da üniversitelerdeki araştırma ve bilime yönelik faaliyetlerin duraksamasına neden olmuştur. Hele bu son yıllarda daha da kendini hissettirir biçimde arttı. Herşeyden önce son senelerdeki rektör seçimleri tam bir komediye döndü. Güya üniversitelerde seçimler yapılıyor, ama herne hikmetse devletin en üst makamındakiler yüzlerce oy alanı değil de, sadece 1-2 oy alanı atıyor. Böyle olunca rektörler bulundukları üniversitelerde ya bizi Cumhurbaşkanı atadı deyip, hiçbir şey umurlarında olmuyor; ya da 1-2 oy ile seçilen rektörler, o ezilmişliğin altında müspet bir adım atamıyorlar. Netice itibarıyla hepsi de işgal ettikleri yerleri babalarının çiftlikleriymiş gibi yönetiyorlar.

Günümüz itibarıyla üniversitelerdeki araştırma fonları çok cüz’i miktarlara düşürüldüğünden, bilim adamlarının yaptığı projelerin kaynaklarına bizzat üniversite yönetimleri el koyduğundan, insanlar da yabancı ülkelere, özel şirketlere habersizce proje hazırlıyorlar. Bu da sanki üniversitelerde hiç üretim olmadığı imajını yaratıyor.

Bunun dışında ülke içinde ve dışında o kadar zeki insanımız var ki, binlerce keşif yapıyorlar, ancak üniversite yöneticileri bunlar akademisyen, araştırmacı, doktor değil diye nazar-ı itibara bile almıyor. Bu insanlarımız da ister-istemez kendilerine kucak açan ülkelere yöneliyorlar. Diğer bir husus, devletimiz için son derece önemli icatlar geliştiren beyinlerimizi de maalesef koruyamıyoruz. Bunun en yakın örneğini savunma ve harp sanayinde yaptıkları projeler yüzünden öldürülen Aselsan mühendisleri olarak gösterebiliriz. Bu durumdaki evlatlarımızdan ne bekleyebiliriz. Elin gizli servisleri geliyor, bizim gencecik istikbal vaadeden aydınlarımızı ortadan kaldırıyor ve hiçbir yetkiliden ses çıkmıyor. Türk istihbaratçıları ne yapar. Oturdukları yerden sadece ahkam mı keserler. Türk çocuklarına bu muameleyi yapanlar hangi ülkenin insanı olursa-olsun defterlerini düremezler mi? Eyvah ki halimize, ne eyvah!

Diğer bir mesele de, ilim adamlarının çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalmalarıdır. Teşvik edici ciddi hiçbir şeyin olmaması insanları karamsarlığa itmektedir. Düşünebiliyor musunuz, hergün televizyonlarda görülen yarışma programlarının sunucusu veya jüri üyesi olan, ömründe iki kelime yazmamış, ne ilim, ne de sanat açısından hiçbir yeteneği bulunmayan kişiler, oralarını buralarını teşhir ederek, milyarlarca lira para alıyor. Onların bir program başına kazandığı ücreti, üniversite hocası bir profesör bir senede kazanamıyor. Ondan sonra birileri kalkıp, üniversitelerde bir şey yapılmıyor diyor.

Türkiye’de ilime ve ilim adamına değer verilmediği müddetçe ilerlememiz ve büyümemiz mümkün olamaz. Sadece taşıma suyla değirmen döndürürüz. Siyasetçiler sürekli kendi özlük haklarını ve maaşlarını düzelteceklerine, ilim adamları ve akademisyenler hangi şartlarda çalışıyorlar, bir de bunu araştırsınlar ve sonra konuşsunlar.