Bor millî hedef olmalı

Turgay Tüfekçioğlu
AMERİKA Birleşik Devletleri’nin dünyada enerji merkezlerine el koyma çabaları var ve son yıllarda TÜRKİYE merkezli gelişmekte. ABD, petrol başta olmak üzere zenginliklere el koyma ve önemli bölgelerde askerî üs edinme işlemlerini hızla sürdürüyor. Afrika’da Batı Sahra’da yer altı zenginliklerine son yıllardaki el koyma faaliyetlerini biliyoruz. Asya’da Afganistan’daki saldırısı sonunda Kabil yakınında çok büyük hava üssü kurmasında, Yugoslavya’ya müdahalesi sonucu Bosna’da Kosova’da ve Makedonya’da askerî üs edinmesinde, Bulgaristan’da Karadeniz kıyısında Balçık şehrindeki askerî üssü almasında, Gürcistan’da ve tüm Orta Asya’da Türk Cumhuriyetlerindeki yapılanmalarında ve üs edinmelerinde açıkça görüyoruz.

Bu günlerde de ne yazık ki ABD’nin Irak merkezli başlatıp bir sonraki adımda İran’ı da içine alıp ilerdeki aşamalarda da, Orta Doğunun tamamını kapsayacak şekilde saldırı hazırlıklarını izlemekteyiz. Umarım saldırı siz bu yazıyı okuduğunuzda başlamamıştır. Hattâ tamamen iptal edilmiş olmasını insanlık adına dilerim.

ABD Hükûmeti kendi masum halkı da dahil olmak üzere tüm dünya kamuoyunu karşısına alma pahasına saldırı hazırlıklarını inatla niçin sürdürmekte?

Ayrıca bugünkü AKP iktidarı Türk milletinin ezici bir çoğunlukla karşı çıktığı ABD ile saldırı işbirliğine hükûmet olarak destek vermeye neden devam ediyor?

AKP iktidarının ileride de bize ne gibi felâketlere mal olacağı şimdiden kestirilemeyen bu saldırıya desteği son günlerde bir de para veya maddî çıkar şartına bağlamak istemesi hangi atalarımızdan öğrenilen siyasî ahlâk mirasıdır?

Bu ve bunun gibi milletimizin geleceğini doğrudan ilgilendiren soruları öncelikle irdelemeliyiz. Tek Dünya Devleti olmak isteyen ABD için bugün bilinen en kıymetli enerji kaynağı olan petrole dünyanın neresinde olursa olsun zorla el koyma arzusu artık herkesin bildiği bir gerçektir.

ABD yönetiminin Irak’tan başlayıp İran, Suudî Arabistan, Sudan, Suriye vb. gibi diğer bölgedeki tüm petrol ve doğalgaz yataklarına sahip devletler için neler düşündüğünü BP tarafından hazırlanan 2002 Dünya Enerji Raporundaki söz konusu devletlerin petrol ve doğalgaz rezerv rakamlarına bakıp incelediğimizde kolayca anlayabiliriz:

PETROL REZERVİ DOĞALĞAZ REZERVİ

Milyar Varil Trilyon feet küp

IRAK 200 110

İRAN 89,7 821

SUUDÎ ARABİSTAN 265 220

KUVEYT 96,5 52,7

B.A. EMİRLİKLERİ 97,8 212

KATAR 15,2 509

YEMEN 4 16,9

UMMAN 5,5 30

SURİYE 2,5 8,5

AZERBAYCAN 33,2 39,4

KAZAKİSTAN 97 153

TÜRKMENİSTAN 80,6 260

12 ÜLKE TOPLAMI 987 2432,5

Yine aynı BP yayınında ABD, KANADA ve MEKSİKA’nın petrol rezervi ise üç ülkenin toplamı olarak 63 milyar 900 milyon varil verilmiş. Bu rakamlar her şeyi açıkça ortaya koyuyor sanırım. ABD kendisi ve yakın çevresindeki petrolün 15 misli bir potansiyele sahip yukarıdaki 12 ülkeye karşı yapmakta olduğu askerî ve siyasî baskılarla petrollerini ele geçirmek istiyor. ABD nin bu petrollere hem kendisinin ihtiyacı var hem de Almanya, Japonya, Fransa, Çin gibi diğer rakip ülkelerin petrol konusunda kendi kontrolü altında olmalarını istiyor. ABD’nin çok açık olarak petrol siyaseti bu. Şimdi de yeni geliştirdiği diğer bir enerji projesini inceleyelim.

Dünyadaki bu son gelişmelerin tam da ortasında ABD başkanı Bush 30 Ocak 2003’te Temsilciler Meclisinde halka sesleniş konuşmasında çok önemli bir açıklama yaptı. 2003 yılına kadar ABD tarafından 1,5 milyar dolar harcanmış olan hidrojen yakıtlı mo torların gelişmesi projesi için 1,2 milyar dolarlık daha ilâve araştırma bütçesi istedi. Bu haber başta Amerika olmak üzere Dünya bilim çevrelerinde bomba gibi patladı. Hidrojen yakıtlı motor projesi ABD’de yıllardır geliştirilen bir projeydi. Bu teknolojinin sanayide de yaygın olarak kullanımı ABD’ye çok büyük ekonomik üstünlükler getirecektir. Çok kısaca bunlar:

1. Hidrojenin yanması sonucunda bu tip motorlarda çevreye hiçbir atık olmayacağından çevre kirliliği yoktur. Mevcut petrol veya nükleer yakıt kullanan taşıtların yeni hidrojen motorlularla yer değiştirmesiyle çevre kirliliği önlenecektir.

2. Hidrojenli motorların verimi içten yanmalı benzinli motorlara nazaran iki kat daha fazladır ve mevcut motorlara nazaran çok daha sessiz çalışmaktadır.

3. Hidrojenin dünyanın her yerinde kolayca bulunması ve çok ucuz elde edilebilir olması bu yakıtın en büyük üstünlüğüdür.

4. Mevcut taşıma araçlarında yakıt olarak kullanılan petrolün her geçen yıl hızla artan kullanımıyla araştırmacılara göre gelecek 50 yıl içinde dünyada tükeneceği gerçeği ortadadır. Bu da petrol fiyatlarının her geçen yıl artması olgusunu doğuracak ve ülke ekonomilerinin daha olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır.

Dünyada gelecekte taşıtlar için gerekli enerji ihtiyacını en temiz, en bol, en ucuz ve daha verimli olarak çözen belki de asrımızın bu en büyük buluşu olan hidrojenli motorların bugüne kadar tek çözülemeyen sorunu ise patlama tehlikesi idi. Hidrojen yakıtı taşıtlarda ve depolama mahallerinde çok patlayıcı oluşundan dolayı henüz yaygın olarak kullanılamıyordu. Uzun teknolojik araştırmalar sonucunda bu konu da çözüldü. Bor’un hidrojeni bünyesinde tutma özelliğinin bulunup geliştirilmesi sonucunda yakıt olarak kullanılacak hidrojenin bora emdirilerek taşıtlarda emniyetli bir şekilde kullanımı sağlandı.

Gelelim bu konunun bizim ile ilişkisine: Dünyadaki milyarlarca taşıtta borun hidrojenle birlikte yakıt olarak kullanılmasına (yakıt pili olarak) Bor zaten şimdiden 21. yüzyılın en geniş kullanım alanlı madeni. Bu defa da hidrojen motorlarında kullanılabilir olması önemini çok daha fazla artıracaktır. ABD raporlarında en geç gelecek 10 ila 20 yıl içerisinde bora emdirilmiş hidrojen yakıtlı araçların ticarî amaçla bütün dünyada kullanılacağı belirtilmektedir. Zaten deneme amaçlı hidrojen motorlu araçlar son 5 yıldır kullanılmaktaydı. Hidrojen motorlarının içten yanmalı motorlara nazaran çok daha sessiz çalışmaları ve üstün verimli oluşlarından dolayı Washinton’da bazı bankaların binalarındaki Jeneratörlerde elektrik elde etmek için yıllardır kullanılmaktadır.

Görünen o ki, BOR madeni geleceğin en stratejik malzemesi olacaktır. Her geçen yıl kullanım alanları genişledikçe pahalılaşacak, bor madenine sahip olan milletler geleceğe sahip olacaktır diyebiliriz. Bu teknoloji sayesinde petrolün artık taşıtlarda kullanılmaması ile petrol daha çok kimya ve ilâç sanayiinde kullanılacaktır. Böylece petrolden insanlık daha iyi faydalanacak, onu yakıp yok etme yerine petrokimya ürünleri olarak meselâ; Derlin, Poliamit, Polietilen ... gibi birçok ürüne dönüştürülerek daha faydalı alanlarda kullanılacaktır.

Tekrarda fayda var, 21. yüzyılın yani geleceğin en kıymetli madeni BOR olacaktır. Bor şimdiden kullanıldığı birçok alanda vazgeçilmez maden hâline gelmiştir. Camda bor kullanılmasıyla “borcam” denilen kırılmazlık ve çok yüksek ısı dayanıklılığı sağlanmaktadır. Bu gibi diğer birçok metal ve malzeme ile alaşım yapıldığında bor yeni malzemenin ısı dayanımını ve her türlü mukavemetini artırmaktadır. Şimdiden ilâç, tekstil, elektronik, iletişim, karma (kompozit) malzemelerin yapımı, bilgisayar, uçak, optik vb. sanayileri başta olmak üzere her geçen gün artan oranda bor kullanılmaktadır. Teknolojinin vazgeçilmez en önemli madeni hâline bor şimdiden gelmiştir. Hidrojen yakıtlı taşıtlarda borun (yakıt pili veya bor pili diye kısaca adlandırılışı ile) kullanılması borun önemini yakın gelecekte hayâllerimizin bile üstünde artıracaktır.

Türk’ün ezelden beri her köşesinde izlerini bıraktığı milletimizin kadim vatanı olan ve en son 1000 yılı aşkın bir süredir kesintisiz şehitlerimizin kanlarıyla sulayıp koruduğumuz bu ak topraklarda dünyadaki bor madeninin % 70’i bulunmaktadır. Bu oran bazı araştırma raporlarında ise % 74 ve maden kalitesi en yüksek olarak belirtilmektedir. “Ak topraklar”dan muradımız Anadolu’ya Kırımlı ihtiyar ninelerin “AK TOPRAKLAR” dediğini Kırımlı bir dostumdan öğrendiğim için ve bilimden konuştuğumuz bu satırlarda büyük Türk bilim adamı Prof.Dr. Oktay SİNANOĞLU’nu hatırlayıp onun Anadolu kelimesinin Roma’nın “Anatolia” kelimesinden geldiğini söylemesi ve bundan rahatsızlık duyması sebebiyledir.

Türkiye’nin Dünya borunun en az % 70’ine sahip olması gerçeği ve özellikle son teknolojik gelişmelerin ışığında bor madenleri Türk milletine gelecekte büyük zenginlik sunacaktır. Bu büyük zenginlik, başta ABD olmak üzere her gelişmiş ülkenin üzerimizdeki emellerine sebep olacaktır. Türk milleti olarak topraklarımızdaki bu ve bunun gibi zenginliklere her ne pahasına olursa olsun sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Bu zenginlikler sadece bu neslin malı değildir. Bu toprakları bizlere bırakan atalarımızdan gelen ortak mirasımızdır. Bizlerin de çocuklarımıza ve gelecek nesillerimize bırakacağımız zenginliklerimizdir.

Millî varlıklar milletlerin ortak malıdır ve ancak millet şuuruna sahip millî aydınlarca korunur ve değerlendirilir. Bor ve diğer bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerimize sahip olmanın en başta gelen yolu sadece bilgidir, bilgidir, inadına yine bilgidir. Bilgi de ancak çalışmakla elde edilir.

Bizler 21 yüzyılın bu en kıymetli madenini öylesine değerlendirmeliyiz ki, katma değeri mümkün olduğunca ülkemizde kalsın, 70 Milyonun refah ve mutluluğuna yarasın. Bütün bunlar için teknolojiye sahip olmalıyız. Bunun yolu birey olarak çalışmaktan, toplum olarak millî şuurdan ve ortak hedefe odaklanmaktan ve bu doğrultuda millî yapılanmadan geçer.

Bunun için de diyorum ki: Bor Türk Milleti için millî hedef olmalıdır. Bu konunun beyni öncelikle üniversitelerimiz, vatansever hocalarımız başta olmak üzere maden, fizik, kimya, metalürji, makine, uçak, ziraat vb. tüm mühendislik ve bilim sahalarındaki üniversite gençliğimiz olmalı ve konuyu sahiplenmelidir. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarında Bor madenini en verimli işleme, kullanma yollarını bulmalı, 21. yüzyıl bu konuda mutlaka ve mutlaka yakalanmalıdır.

Türk milletinin aydınları bu konuya âcilen eğilmelidir. Bor madenine sahip olmada ve onu en iyi değerlendirmede herkese görev düşmektedir. Söz konusu olan bugün ham maden olarak dahi toplam değeri trilyonlarca doların üzerinde olan millî bor maden varlığımızdır. Allahın bize bağışladığı 21. yüzyılın beyaz altını olan BOR milletimizin tam da, ona en fazla ihtiyacı olduğu sırada toprak altında işlenmeyi beklemektedir. Eğer bunu yapmazsak yani zenginliklerimize sahip olamazsak, elimizden alırlar. Şu sıralarda etrafımıza bakmamız ilerde olacakları anlamak için yeterlidir. Dünün petrol zengini bazı devletleri bugün o zenginliklerine sahip olamadıklarından günümüzde zengin madenlerin fakir bekçileri olmuşlardır.

Dünyanın en genç nüfusuna sahibiz, milyonlarca gencimizin bu konuya yöneltilmeleri sonucunda içlerinden üstün yetenekli birçok genç bilim adamlarımız çıkacaktır. Yüzü aşkın üniversitemiz var, ayrıca bütün dünyaya yayılmış yüzlerce değil binlerce bilim adamımız var. Bu ve buna benzer millî hedeflerimiz olur, millî hedeflere odaklanırsak, bu beyinler öncelikle kendi anavatanlarına hizmet edeceklerdir. Yeter ki biz millet olarak karar verelim ve bu millî iradeyi toplum olarak ortaya koyabilelim.

Enerjiye hâkim olan dünyaya hâkim olur. Yurdumuzdaki tek varlığımız tabiî ki sadece bor madenlerimiz değil, petrol, altın, toryum, gümüş, krom, vb. gibi madenlerimiz, ormanlarımız, geniş tarım alanlarımız, kullanılmayan rüzgâr, sıcak su kaynaklarımız ve bunun gibi daha birçok yer altı ve yerüstü zenginliklerimiz var. Ama bir gerçek daha var ki, o da hazır bulduklarımıza sahip olabilmek ve elimizden alınmalarına fırsat vermemek.

Başta bor olmak üzere bu gibi diğer değerlerimize sahip olamazsak ne olur diyorsanız, onu da söyleyelim:

– Ak toprakların (Anadolu’nun) ak madeni olan borun en zengin yataklarının bulunduğu şehirler başlıca; Afyon, Eskişehir, Balıkesir’dir. Bu üç şehrimizdeki hava alanlarımıza Irak saldırısı bahanesiyle yerleşmeye gelecek ABD askerinin gerçek geliş sebebi acaba nedir diye aklımıza soru sormak gelmelidir. Irak bahanesinin Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Diyarbakır, Mardin, Adana, Batman ve Malatya havaalanları için anlaşılması belki mümkündür, ama Türkiye’nin diğer bölgelerindeki havaalanlarını kullanmak istemenin kolay anlaşılır bir yanı yoktur.

– Yoksa ne mi olur?

– Kanla alınan bu vatan topraklarının bor madeni gibi zenginlikleri özelleştirme (yabancılaştırma) adı altında tapusu 3 – 5 kuruşa yabancılara satılır, bizler de daha sonra arkasından bakar dururuz.

– Yoksa ne mi olur?

– Bugün bizim olan bu topraklarda gün gelir madenlerin yeni sahipleri olan yabancıların emrinde meselâ bor çıkarmaya çalışan kan ter içinde işçiler, oğullarımız, kardeşlerimiz olur.

– Yoksa ne mi olur?

– Zengin toprakların fakir milleti olmuşsak eğer gün gelir: AKP iktidarının dışişleri bakanı Yaşar YAKIŞ ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali BABACAN 14 Şubatta ABD’ye giderler, ABD dışişleri bakanı POWELL’le görüşürler, basından öğrendiğimize göre derler ki; “Yörede savaş sonucu elde edeceğiniz petrolden 3 trilyon dolar kazanacaksınız, bunun 93 milyar dolarını bize verir misiniz?” diye sorabilirler.

– Yoksa başka ne mi olur diye sorarsanız, bence şu olur:

• Türk milleti şahlanır, millî varlıklarına, madenlerine, toprağına, Cumhuriyetin kazanımlarına, millî kurum ve tesislerine sahip olur, iyi işletir, gelişmiş teknolojiyi kullanır, çok üretir, dünya pazarına çok satar, parası olur, insanları başı dik, karnı tok, geleceğinden emin, gençliği umut ve bilgi dolu, yaşlısı mutlu, ordusu yenilmez, kendi silâhını kendi yapan devlet olur, dünyada barışın bekçisi, kötünün korkusu, mazlum milletlerin önderi ve koruyucusu olur... Kısacası binlerce yıllık tarihine lâyık TÜRK MİLLETİ olur. Bunlar gerçekleşince de:

• Dadaş diyarı Erzurumlu kahraman Nene Hatun’un, şehitler diyarı geçilmez Çanakkale’nin, Yahya Çavuş’un, Yavru Vatan Kıbrıs’taki Lefkoşe’de evinde banyo küvetinde anasına sarılı yatan başından kurşunlanmış bebelerin ve Türk tarihinin isimsiz milyonlarca şehidinin ruhu şad olur, Atatürk’ün hedefi gerçek olur. Kısacası yine tarihteki O MİLLET oluruz.