13 Kasımlara doğru mu?

M.Ertuğrul Perim
13 Kasım 1918 tarihi, Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan (30 Ekim 1918) hemen sonra, savaşı kazanan İtilâf Devletleri’ne ait bir donanmanın İstanbul’a gelip, şehrin bazı yerlerini işgal etmesi olayıdır.

Tarihimizin pek çok zaferleriyle öğünmemizin yanısıra, böyle acı günleri de hatırlamamız gerekir. Aslında, millet oluşumunun sosyolojik açıklanması da bu yoldadır.

Bu acı günden pek kısa zaman sonra Yıldırım Ordularının lâğvı üzerine, onun komutanlığını yapmış olan Mustafa Kemal Paşa, bir leş yığını hâlinde Boğaza serilmiş bulunan bu filoyu görünce yanındaki başyaveri Yzb. Cevat Abbas’a: “– Geldikler i gibi, gidecekler...” demek suretiyle bir kâhin gibi, dört buçuk sene sonra gerçekleşecek (o gün için mucize sayılan) mesajı vermişti. Ancak bu dört buçuk sene, güzel İstanbul ve Türk milleti için trajedilerle geçmiştir.

İtilâf Devletleri’nin bu işgalleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığındaki “Şark meselesi”nin son perdesinin kapanması içindi. Aslında, imparatorluğun (geleceğe dönük) en verimli parçaları savaş sonunda onlarca paylaşılmıştı. Ne var ki, Anadolu’nun ortasında başlayan millî kıyamı söndürmek gerekiyordu. Bu konuda, asırların tecrübesine sahip İngiliz politikası kullanacağı, jandarma görevini yükleteceği devleti elinde tutuyordu: Yunan Ordusu... Bu arada artık varlığını tamamen yitirmiş olan İstanbul’daki padişah ve hükûmeti de ona yararlı olacaktı. O tarihe kadar aksamadan yürüyen bu İngiliz politikası, Türk bağımsızlık hareketinin vatansever evlâtları tarafından akim bırakılmıştı. Sonuçta Türkün bu destanlaşan zaferini masa başında da onamak zorunda kalmışlardı.

Fakat, “Şark meselesi” Avrupa büyük devletleri için bitmiş değildi. Zayıflayan bünyeyi kemiren mikroplar gibi, Türk devletinin ehliyetsiz yöneticileri tarafından yönetilmesiyle meydana gelmek istidadını gösteren bu zaafiyetten yararlanmak, ileriye dönük yatırımlar için gerekliydi. İşte bugün Avrupa Birliği’ne girmek için yaptığımız uğraşlar sırasında burnumuza dayatılan ardı-arkası kesilmeyen taviz istemleri hep bu tarihî sorunun hâlli isteminden kaynaklanmaktadır.

13 Kasım 1918’de kapanmış görünen perdenin yeniden açılması, yeni 13 Kasımların gerçekleşmesiyle mümkün olacağından, bunu sağlamak için ellerinden geleni esirgememektedirler. Bunu önlemenin tek yolu var: Millî Mücadele ruhunu tekrar kazanmak... Bugün, buna ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu da herkes biliyor. En kısa sürede kazanılmasını dileyerek...