Ana Sayfa 1998-2012 ZARURİ BİR AÇIKLAMA

ZARURİ BİR AÇIKLAMA

ZARURİ BİR AÇIKLAMA

- Reklam -

Bazı insanlar vardır, sessiz sedasız çalışırlar bazı gerçeklere imza atarlar, ama kim oldukları bilinmez bir türlü. Samimidirler ama samimiyetlerini, başarılarını özveri ile saklamasını bilirler.

Onlar bizden, bizlerden biridirler.

Kimi zaman yazarlar, çizerler, konuşurlar, konuştururlar; bir takım gerçekleri söylerler, söyletirler…

Ama değerlendirme hatası da yapabilirler bazen bir insan olarak.

Ne var ki samimidirler…

Uzun yıllardır araştırmacı gazeteci kimliği ile yaptığı çalışmalarını izleme fırsatını bulduğum , bir takım olayları ; özellikle Kuzey Irak ve bölgeye ait üstü kapalı haberleri kamuoyuna bütün çıplaklığı ile imzalı ve de imzasız da olsa aktarabilen ; olayları cesaretle ele alışını takip edebildiğim, istikbal vadeden genç bir gazetecinin yönettiği internet sitesindeki “Türkiye’de şahin olmak kolay ve zahmetsiz” başlıklı yazısındaki takıldığım ve art niyetli olmadığına emin olduğum değerlendirmeleri üzerine kaleme alıp kendisine gönderdiğim 14.03.2007 tarihli açıklama metnidir.

- Reklam -

Sayın Uğur Yıldırım,

“Türkiye’de şahin olmak kolay ve zahmetsiz” başlıklı yazınızı okudum.

Hassasiyetiniz,duygularınız ve tespitlerinize bir araştırmacı gazeteciliği kimliği ile yaptığınız değerlendirmelerinize katılmakla beraber Atsız’ la ilgili ifadelerinizin tavzihe ihtiyacı olduğu kanaatiyle aşağıdaki hususları ifade etmeye kendimi mecbur hissetmekteyim.

İlgi yazınızda ifade ettiğiniz gibi Atsız’ ın takdire değer yanları vardır. Bu tespitinize katılıyorum ve size yerden göğe hak veriyorum.

- Reklam -

Yanlış görüşleri dersek ; Atsız Beyin yazdığı ve söylediği zaman dilimini ; o günkü haleti ruh-iyesini, o zaman diliminde , o şartlar altında ,onunla beraber yaşamış kişiler ancak net ve objektif olarak değerlendirebilirler.

Bu yüzden 1930’lu ,1940’lı,1950’li,1960’lı ve daha sonrasında ki yıllarda Atsız’ ı yaşadığı sürecin tamamını kucaklayan bir bütünlük içerisinde değerlendirmeyip de; yaşadığı dar bir dönemde,dar bir çerçevede değerlendirecek olursak yanıltıcı bir değerlendirme yapmış oluruz. Yanıltıcı bir sonuca ulaşabiliriz. Ve bu durumda “yanlış görüşleri” olduğunu da iddia etmek hatasına düşebiliriz.

Bu yüzdendir ki Atsız’ı yazılarından tanıyıp, fikirlerinden etkilenenler,görüşlerini samimiyetle sahiplenip sözcülüğüne soyunduklarında kendi ruh ve fikir yapılarına mütenasip k esin ve katı ifadelerle bir takım vahim sonuçlar doğurabilecek hatalara sebebiyet vermektedirler.

1960’lı yıllardan itibaren tanımak şerefine nail olduğum zaman-zaman yakınında bulunduğum,rahmetle andığım Atsız için kesin ifadelerle bazı tespitlerimi sıralamak istiyorum.

• TÜRK dilini iyi kullanan bir edebiyatçı, şair ve yazar;

• İnandığı konularda taviz vermeyen bir fikir ve ilim adamı;

• Takiye yapmayan, günün şartlarına göre eğilip, bükülmeyen ; menfaat ve siyasi ikbali elinin tersiyle reddedebilen ;zamanla kendini yenileyen , sırasında kendini eleştiren bir kişilik;

• Hayatını ; dümdüz,kırığı olmayan bir çizgi olarak görmek mümkün.

• Yazarken, konuşurken ; heyecanlı,samimi duygu yüklü,çevresini etkilemesini, ateşlemesini bilen bir öğretmen;

• İnandığı dava uğruna; geleceğini, hayatını ortaya koyan delice bir cesaretin sahibi. Yazılarında, şiirlerinde, romanlarında bu samimi duygu ve düşünceleri görmek,hissetmek ve okuyanında yaşarcasına etkilenmesini sağlayan bir mücadele adamı.

• Hayatının belli bir diliminde yakınında bulunduğu, feyiz aldığı kişilere sahip çıkmasına rağmen ; hiçbir zaman bende olmamıştır. Bu, manevi evladı, kanuni mirasçısı olduğu Dr. Rıza Nur içinde geçerlidir.

• Atsız kendisini etkileyebilmiş kişilere hiçbir zaman gözü kapalı itaat edercesi-ne değil; sorgulayarak değerlendiren,eskilerin deyimiyle “his indinden ari” (objektif) bir bilim adamı olarak yaklaşmasını ve zaman içerisinde kendisini yenilemesini bilmiştir.

• Atsız bir fikir adamıdır. Kılıçtan keskin kalemiyle savunduğu Türkçülük fikriyatının siyaseten temsil edilmesini, iktidar olmasını istemesine, arzulamasına rağmen politikaya, siyasete soyunmayı hiçbir zaman düşünmemiştir. Bundan dolayıdır ki Atsız’ı bir siyasi hareketin lideri, bir aksiyon lideri olarak göremeyiz,değerlendiremeyiz.

• Taviz vermeden fikir mücadelesi yapan, inançlarını savunmada baş vermeyi göze alıp, boyun eğmeyen Atsız’ ın hassasiyetlerini dile getiren bir iki yazısından dolayı ;Türk ismiyle anılan bir cumhuriyeti bu millete armağan eden Atatürk’e karşı olduğunu savunmak büyük yanlış olur.

• Atsız Bey ,TÜRK tarihini bir bütünlük içinde ele almıştır. Türk tarihini, Mete Handan-Alpaslan’a ;Fatih’ten- Yavuz’a, Abdülhamit’e,Atatürk’e kadar bir bütünlük içerisinde değerlendirmiştir. Bir milletin tarihinin,milli bütünlüğün devamı için önemini idrak eden bir anlayışın sahibidir. Bir milletin mite ihtiyacı olduğunu belirtip; Türk tarihinde mit olacak kişilerin yıpratılmasına karşı olup, bu değerlere,bu tarihi şahsiyetlere sahip çıkılmasını daima savunmuştur. Bir dönem, bir takım kişilerce “Putları kırıyoruz “ diye yapılmak istenen tarihi değerlerin,şahsiyetlerin yıpratılma kampanyasına ; kısaca tarih ve kültür tahribatına da bu yüzdendir ki karşı çıkmıştır.

• Manevi evladı ve mirasçısı Dr. Rıza Nur’ un kaleme almış olduğu ve 1932 yılında ancak 30 yıl sonra basılmak kaydıyla yurtdışında bazı banka kasalarına ve British Müzeye teslim edilmiş “Hayat ve Hatıratım” adlı eserinin basılmasına bu anlayışla müsaade etmemiştir.

Bu konuda yaşadığım ve şahit olduğum bir hatıramı aktarmayı tarihi bir borç olarak görmekteyim.

Dr. Rıza Nur’ un bu eserinin bir yayınevi tarafından 1968 yılında basılıp piyasaya sürüldüğü ve hemen toplatıldığı günler idi. Elime geçti ,tamamını okudum ve Atsız Beye bu kitap hakkında sorular sordum.

Bana verdiği cevap; Atsız’ ın kişiliğini, tarihi sorumluluğunu, geçmişe ve Türk büyüklerine olan saygısını,sevgisini ve objektif olabilmesini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.

Özetle “-Bu eseri orijinal metninden okuduğunu , Dr.Rıza Nur’un bu eseri kaleme alışının siyasi çatışma sonucu yaşadıklarının etkisiyle hissi olduğunu; içerisinde yazılanların çarpıtıldığını, doğru olmadığını , Atatürk karşıtlığının aşırıya kaçan bir takım isnatlara dayandırıldığını,inanmadığı bu iddiaların kaleme alınışından üzüntü duyduğunu, bu eseri bütünüyle tasvip etmediğini ifade ederek; bu eserin ancak Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının işine yarayacağını buna müsaade etmeye hakkı olmadığını, kanuni sorumluluğu çerçevesinde Avukatı olan ve 1944 duruşmalarından dava arkadaşı Kerkük Türkmen liderlerinden Av. Enver Yakupoğlu’ na gerekli girişimde bulunması için talimat vereceğini söyleyerek sözünü noktaladı.”

Bu konuşma sırasında Atsız beye elimde olmayarak bir soru yönelttim: “-Peki hocam ,(Dalkavuklar gecesini) niye yazdınız ? “

Atsızı yazılarından tanıyanların değil, yakınında bulunanların ancak çok iyi bileceği, benim şahsen kelimelerle tarif etmemim mümkün olamayacağı bir bakışı vardı; o bakışla gözlerimin içine baktı ve cevabını verdi.

“-Ben o yazıyı Atatürk için değil çevresindekiler için yazdım. Bu gün olsa belki yazmazdım “ dedi.

Atsız’ı verdiği cevapla ve vücut diliyle değerlendirdiğim o an samimiyetine inandım ve bugünde inanıyorum. Ve bu inançla şahit olduğum bu konuşmayı aktarıyorum.

Yukarıda maddeler halinde sıralamaya çalışarak, dilimin döndüğünce ifade etmeye çalıştığım Atsız Bey, kısaca basma kalıp değerlendirmelerle ifade edilebilecek bir kişilik değildir. Bu çerçevede Atatürk’e karşı olduğunu ifade etmek haksızlık olur.

Değerli kardeşim Uğur Yıldırım,

İlgili yazınıza biraz uzunca bir bilgi notu gönderdiğim için beni bağışlayacağın umuduyla ayni yazıdaki bir hususa da değinmeden geçemeyeceğim.

İlgi yazında diyorsun ki “Türk tarihinde Kürşat adında bir prens yoktur.Kürşat sadece Atsız’ın roman kahramanıdır. Yani bir hayali kahramandır.”

Bu konuda affına sığınarak bir düzeltmede bulunmak istiyorum.

Atsız’ ın “Bozkurtların ölümü “ adlı şaheserinde adı geçen Kür Şad bir hayali roman kahramanı değildir.

Doğumu bilinmemekle beraber ölümünün 639 olduğu bilinen bir tarihi şahsiyettir. Göktürk hanedanından Türk İmparatorluk prensi ve milli lideridir.

10.Hakaan Çulluk Kağan’ın küçük oğludur. Babası 621 de ölmüştür. Amcası Kara Kağan’ın devrinde Türk Devletinin Doğu kanadının Çin hakimiyetine düşmesi ve esaret altında yaşadığı günlerde 40 Türk soylusu gizlice ant içtiler ve Kür Şad’ ı komitenin başkanlığına seçtiler.

İhtilal başarıya ulaşırsa Kür Şad değil ,yeğeni hakan olacaktı. İhtilalin şahsi değil milli olduğunu göstermek için Kür Şad hakanlık teklifini kabul etmemişti.

Tang hanedanından İmparator Li Şih-Min’in esir edilmesi,Türk illerine kaçırılması,Çin’le pazarlık edilmesi, bütün Türk’lerin ayaklanıp Çin’lileri silahtan tecrit etmesi amaçlanmıştı.

Harekat maalesef başarıya ulaşamadı. Çin sarayını basan 40 kişi daha sonra Vey ırmağı kıyısında Çin’liler ile girdiği amansız bir mücadelenin sonucunda vuruşarak öldüler.

Başarısız kalmasına rağmen harekatı duyan Türk’ler ayaklandılar ve Çin hakimiyetinden kurtuldular.

Tarihçi ve şair büyük Türkçü Nihal Atsız “Bozkurtların Ölümü” adlı eserinde bu tarihi gerçek vakıayı canlandırmıştır.

Büyük tarihçi Prof. Dr. İbrahim Kafesoğluda yaptığı araştırmaların sonucunda Kür Şad’ ın hayalî bir kahraman değil bir gerçek olduğunu belirtmiştir.

Tarihçi araştırmacı yazar Yılmaz Öztuna da eserlerinde Kür Şad ‘dan bahsetmektedir.

Saygılarımla

Yakan CUMALIOĞLU

ORKUN Vakfı Mütevellisi

İst.13.03.2007

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -