Ana Sayfa 1998-2012 Uyuşturucu belâsı

Uyuşturucu belâsı

TOPLUMLARIN ileriye dönük beklentilerinde hiç şüphesiz gençliğin büyük önemi vardır. Yapamadıklarımızın, hayâllerimizin vs. gerçekleştirilmesini hep gençlerden umarız. Bazen de kendi aramızda gençlerimizle sohbet ederken, biz bu kadar yaptık, gerisini de siz tamamlayın diye, sorumluluğu onların üzerine atmaktan geri durmayız. Bununla beraber ilmen, fikren, ruhen ve fiziken kendini iyi bir şekilde yetiştirmiş gençler, devletlerinin garantisidir. Bu genç ve dinamik insanlar ülkelerinin gelişmelerine hız verirler, onu yükseltirler. Dolayısıyla insana ve gençliğe yapılan yatırım en kârlı iştir. İşte bunun farkında olan büyük Atatürk de, Türk milletinin geleceği olan genç nesle son derece güvenmiş ve onlara hitaben bir de nutuk kaleme almıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl kurulduğunun özünü ve milletin ileride karşılaşabileceği tehlikelere bu konuşmada işaret edilmektedir. Sonunda, ne diyor bu büyük insan: “Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahvâl ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyor. Buradan da anlaşılacağı gibi Türk gençliğinin üzerine büyük sorumluluklar yüklenmiştir.

- Reklam -

Atatürk’ün ölümünden sonra devam eden yanlış eğitim politikaları yüzünden, bugün Türk gençliği âdeta kendi kendine dargın, tarihinden kopmuş, gelenek ve göreneklerinden uzak bir hâle getirilmiştir. Bir ülkede kalkınmak ancak insana, dolayısıyla genç nesle verilen önemle mümkün olabilir. Binbir güçlükle eğitip yetiştirdiğimiz insanları da ülkemizde tutamıyoruz. Halk yığınlarını millet yapan ülkülere eğitim sisteminde yeterince yer verilmediğinden dolayı Türk gençleri ve de milleti bir bocalama içerisindedir. Must afa Kemal’in “çağdaşlaşma ve muasır medeniyetler seviyesinin de üstüne çıkma” ideali mecrasından saptırılmış, bu amaç sadece sözde kalmıştır. Bazı küçük beyinliler çağdaşlaşmayı dış görünüm itibarıyla Avrupalılaşma, Amerikanlaşma şeklinde algılıyorlar. Bütün eğitim ve kültür kurumlarımızla beraber her şeyimizi bir maymun gibi Batıdan taklit etmemiz gerektiğine inanılıyor. Türk toplumu ve bunun da en önemli parçası durumunda bulunan gençlik bir boşluğa düşmüş gibi. İnsanımıza değişik kötü alışkanlıklar, süslü ambalajlar içersinde güzel şeyler diye yutturuluyor. Toplumdan dışlanan insanların hayatları ve onların rezaletleri hoş birşey gibi reklâm ediliyor.

Artık millet ve devlet sevgisinden bile bahsedilmiyor. Bu “vatan, millet, Sakarya” edebiyatı olarak yorumlanmakta ve hattâ alay edilmekte. Ne acıdır ki bunu yapanlar ülkeyi yönetenler veya yönetime talip olan gafiller. İnsanlar bu ülkenin nimetlerinden daha fazla nasıl yararlanabilirler, bunun peşine düşmüşler. Hırsızlar, arsızlar, dolandırıcılar hattâ hainler el üstünde tutulup itibar görüyorlar. Okullarımızda bugün verilen eğitim-öğretim de maalesef buna yöneliktir. İşin gerçeği çocuklarımızı dershanelere, özel hocalara götürmemizin temelinde bile bu yatıyor. Kendi çocuklarımız daha iyi nasıl bir yerlere gelir; nasıl başkalarından daha üstün olur, bunu düşünüyoruz, bunun hesabını yapıyoruz. Sanmıyorum ki, kimsenin kaygısı çocuklarımız milletine ve devletine nasıl yararlı yetiştirilebilir, nasıl karşılıksız hizmet anlayışıyla donatılabilir değil.

Hülâsa maddeci bir toplum olduk ve iki günlük dünyada iyi yaşamanın dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyoruz. Atalarımızın binbir zahmetle kazandıkları devlet elden gidiyor, aklımıza bile gelmiyor. Küçük çıkarlar, ufak hesaplar peşindeyiz. Daha dün ortaya çıkmış devletler bize kafa tutuyor, aldırmıyoruz. Hem devlet, hem fert olarak bütün aşağılamalara ve aşağılıklara boyun eğiyoruz. Kimse bize bulaşmasın, başımız ağrımasın mantığı ve sebebiyle! Ama bu arada pekçok değerimizi de kaybediyoruz, farkında olmadan. İşte bunlardan birisi de maalesef Türk gençliğidir!

Bugün burada sizlere, Türk gençliğini saran çok büyük bir tehlikeden kısaca bahsetmek istiyoruz. Bu sinsî tehlike uyuşturucudur! Daha düne kadar dünya uyuşturucu raporları ilân edildiğinde, Türkiye en son sıralarda gözükür ve buna sevinirdik. Çok şükür gençlerimizin ekserisi bu illetten uzak diye. Dikkatinizi çekiyordur herhâlde, son yıllarda bu raporlar pek gündeme gelmiyor ve biz de ne olup bittiğini öğrenemiyoruz.

Ne yazıktır ki, günümüzde uyuşturucu bağımlılığı Türkiye’de, Avrupa ve Amerika’yı yakalamış vaziyettedir. Ve bu kötü alışkanlık artık bırakın üniversiteleri ve liseleri, ilköğretime kadar girmiştir. Uyuşturucu pazarlayıcıları Türkiye’yi de artık çok kârlı bir pazar olarak görmeye başladılar. Bir zamanlar bu zehirlerin tacirleri Doğu-Batı arasında ülkemizi sadece bir aracı veya güzergâh olarak kullanırlarken, artık burayı da bir pazar hâline getirdiler. Parası olanlar eroin, kokain vs. gibi pahalı uyuşturucularla kendilerinden geçerlerken, parası olmayanlar da ispirto, tutkal türü maddelerdeki uyuşturucularla yetinmekteler. Fiziği ve beyinleri körelmiş bir toplumdan millet ve devlet yararına siz ne bekleyebilirsiniz? Bu tür insanları her biçimde aldatmak ve istediğinizi yaptırmak çok kolaydır. Bunlar kendi analarına-babalarına karşı gelebildikleri gibi, devletlerine de her zaman ihanet etmeye müsaittirler. Türk toplumunun genç ve dinamik beyinlerini uyuşturmak, onların milletleri ve devletleri uğruna harcayacakları enerjilerini söndürmek için dışarıdan ve içeriden maksatlı bazı güçler el birliği hâlinde çalışmaktadırlar. Sanıyoruz ki bu durum devleti idare edenlerce de biliniyor, ama Avrupa Birliği’ydi, terördü, enflâsyondu derken, kimse bu belânın üzerine gitmedi ve bugün korkunç bir hâl aldı.

Gün geçmiyor ki görsel ve yazılı basında uyuşturucudan hayatları kararan, aileleri yıkılan insanlara rastlanmasın. Daha ömrünün baharında ülkesine ve devletine pek çok hizmet yapması gereken gençler boş hayâller, ilgisizlik ve vurdum-duymazlık yüzünden yok olup gidiyorlar. Çanakkale, Sakarya, Dumlıpınar’ın şehitleri ve gazilerinin çocukları ne kadar perişan bir hâlde, Tanrım! Hiçbir düşmanın yapamadığı, toplarla, mermilerle yok edemediği bir milletin gençliği göz önünde mahvoluyor. Bütün bu olumsuz gidişata bir dur denilmesi gerekmiyor mu? Hem devletin kurumları, hem de aileler olarak topluca bir tavır alınmalıdır. Belki de bu işin suçluları en ağır biçimlerde cezalandırılmalılar. Ama gerçek çözüm herhâlde sağlıklı bir eğitimle gençlere ve ailelere bunun kötülüğünü anlatmak olsa gerek. İnsanlarımız gündelik meşguliyetlerden ve başı bozukluklardan uzaklaşarak, etraflarına bir bakmalıdırlar. Bu nemelâzımcılık bir gün bizim de başımızı ağrıtabilir. Her koyun kendi bacağından asılır ve yahut da ateş düştüğü yeri yakar anlayışından sıyrılmamız lâzım!

- Reklam -

Bugün Avrupa’nın ve Amerika’nın düştüğü batağa biz de mi düşelim? Gençliğimizi ve dolayısıyla da geleceğimizi tehdit eden bu tehlikeye karşı çok kararlı bir şekilde durmalıyız. İş işten geçmeden ve sonumuz kötü olmadan ciddî tedbirler almalıyız.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -