Ana Sayfa 1998-2012 Üst kimlikler çatışması (2)-

Üst kimlikler çatışması (2)-

- Reklam -

Geri kalmış islâm ülkelerinde siyaset, kirliliğini İslâm’a da bulaştırmaktadır. Bir yolsuzluğun (biz onlarca hattâ yüzlercesinin içinde yaşıyoruz) lâdinî kişi veya kadrolarca yapılması ile her hareketini dinsel referanslar içinde yapmak iddiasındaki kişi ve kadrolar tarafından yapılması arasında çok fark vardır. Birincisinde sadece etik değerler çiğnenirken ikincisinde dinsel değerler de çiğnenmiş olur14. Onun içindir ki bir disiplini, öğretiyi, dini vs. referans alan ve gösterenler, “tutarlı olmak” zorundadırlar15.

Tekrarlıyorum. Bugün Türkiye’de gizli veya alenî, daha doğrusu sinsice, bir üst kimlik çatışması veya çarpışması gerçeği vardır. En büyük özelliği lâiklik olan Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlettir. Bu devletin tartışmasız kurucu büyük unsuru Türklerdir ve yine tartışmasız bir gerçek olarak Türkler manevî bir mülk olan Türklük onurunu (ki, tarihin ta derinliklerinden efsanelerle başlayarak gelmektedir) ve maddî bir mülk olan topraklarını (icabında Türk olan soydaşlarının topraklarını da) kanlarının son damlasına kadar savunacaklardır. Peki değil İsa, daha Musa doğmadan Türk’e bu gücü veren ne idi? Çin kaynaklarında Türkler’den “korkak” diye hiç bahsediliyor mu? Daha o zaman dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çinliler ile amansız savaşan Türkler hiç yıldı mı? Çinliler ve onlardan sonra çarpıştığımız tüm uluslar bize hiç “nâmert” dedi mi? Arap gezginler bizi övdü mü, yerdi mi? Ben birçok özelliklerimle o uzun saçlı, bazen kulağı küpeli ve eşi yanında yağız şamanist Türk’ün klonlanmışıyım. Onuncu yıl marşının bir yerinde “… Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız; Tarihten önce vardık, tarihden sonra varız.” der. Evet vardık, hem de şanla, şerefle vardık. Şana, şerefe, uygarlığa, dünyaya hükmetme tutku ve yeteneğine daha Musa doğmadan sahiptik. Bunu dost düşman herkes kabul ediyor ve bizi bütün başlardan üstün kılan başımızın özelliği o başa kazınmış ve dimdik duran Türk üst kimliğidir. Adı o zaman konmamış bu kimlik Attilâ’da vardır, annesi Türk olan Türk kültürü ile yetişmiş olan Cengiz Han’da vardır ve benim gibi sıradan bir Türk’te vardır ve “Ne Mutlu bana Türk’üm!” diyen herkeste vs…

Şimdi Ümit Özdağ hocamızdan bir alıntı yapacağım. Özdağ, Taha Akyol’un Atsız’ı sığ kaba kuvvete dayanan bir ırkçı gibi göstermesinden etkilenmiş ve 27.12.2005 tarihli Yeniçağ’da bir yazı yazmış. İşte o yazıdan alıntı yapıyorum. [… Bu suçlamaların rahmetli Atsız Hoca’ya yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Rahmetli Atsız Hoca, katıksız bir Türkçüdür. Ancak Atsız Hoca, Avrupa tipi bir biyolojik ırkçı asla olmamıştır. Atsız’ın Türk tanımı dikkatle incelendiğinde Ziya Gökalp ile Atsız arasında çok büyük bir fark olmadığı görülecektir. Atsız, “Türk halkı değil, Türk milletiyiz” adlı makalesinde Türk’ü tanımlarken şöyle demektedir: “Türk milleti nedir, kimler Türk’tür? Diye sorulacak. Türk milleti, Türk kökünden gelenlerle Türk kökünden gelmiş olanlar kadar Türkleşmiş kimselerden meydana gelen topluluktur. …Şuuraltında veya duygularının gizli yönünde başka bir ırkın şuur ve özleyişini taşımayan kimselerdir. Türkçülere yedi, hatta yirmi kuşak ilerisine kadar soy kütüğü arayan kimseler diye iftira ediliyor. Tatbik kabiliyeti ve araştırma imkânı olmayan bu safsatalar, ancak Moskofçuların veya başka düşmanların uydurmalarından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yeniden tekrarlayalım. En büyük Türklerden birisi olan Yıldırım Bayezid’in anası Türk değildir. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıştır veya çıkarabilir? İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif’in babası Arnavut, ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde hangi Türkçü Mehmet Âkif için Türk değildir demiştir. Mesele Yıldırım Bayezid veya Mehmet Âkif kadar Türk olabilmektir.” Atsız böyle diyor. Bu satırlarda “Ne mutlu Türküm diyene” şiarı çınlamıyor mu? Atsız’a yapılan ırkçılık suçlaması haksız bir suçlamadır…]

- Reklam -

Bu alıntıyı neden yaptım? Doğrusu bir taş ile birkaç hedefe vurmak istedim. Birincisi, Atsız’ın bir tesbiti. Ne diyor Atsız: “… Şuuraltında veya duygularının gizli yönünde başka bir ırkın şuur ve özleyişini taşımayan…” Ben bu ifadeden yüzde yüz Türk üst kimliği anlıyorum ve “… başka bir ırkın şuur ve özleyişi…” söylemini fazla irdelemeyerek okurların ferasetine bırakıyorum. Atsız başka ne diyor Mehmet Âkif dolayısıyla: “… Ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde…” Demek ki Atsız ümmetçiliği Türkçülüğe aykırı buluyor. Ben bunu, yüzde yüz ümmetçi Türkçülüğe aykırıdır, diye okursam yanlış mı olur? Peki, ben bu ümmetçilik potasına yüzde elliden fazla Türklük katar ve buna Türk Müslümanlığı dersem, hata mı etmiş olurum? Bu fiktif alaşımın (ki bu göçer Türkmenlerde böyle, eğer Türkçü Prof. Dr. ve müteveffa hocam Mehmet Eröz yanılmıyorsa16…) içindeki Türklük ögesi baskın ise, yani son tercihte Türklük üstün ise, bu Türk Müslümanlığı, Türk Hristiyanlığı17 demektir. Yani, önce Türk’üm, sonra da…

Orkun iç ve dış politika ağırlıklı bir dergi olmadığından, ben, aslında siyasî İslâm’ın Türkçülük için ne kadar tehlikeli olduğunu zaten ibadullah olan misâller vererek yazılarımda vurgulayamıyorum. Bazılarını “Türklük Tehlike’de” adlı yazımda dile getirebildim. Oysaki bundan çok endişeliyim. Ümmetçilerden Türkçülüğe yatay geçit yapan olmadığı hâlde Türkçülerden ümmetçi camia ve parti içinde olanlar var, adlarını vermiyorum. Bu endişem nedeniyle de bir refleks olarak Türkçülük içine dinsel söylem katılmasına karşı çıkıyorum. Çünkü Türkçülük hiçbir dış desteğe, bu meyanda İslâm’a da muhtaç olmayacak kadar sağlam olmalıdır. Türkçülük zaten de bizatihi güçlüdür. Yukarda biraz değindim. Biz Türkler gücümüzü tarihin derinliklerindeki Orta Asya’dan mı alıyoruz, yoksa Arabistan çöllerinden mi? Türk, pagan da olsaydı Hristiyan da olsaydı Viyana kapılarına dayanacaktı. Türkler Müslüman olmasa da meselâ Hristiyan olsalarmış Hristiyanlık Türkler’i eritirmiş! Hem de Hristiyanlığın katoliklik biçimindeki en katı ve acımasız uygulaması varken, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar, İspanyollar vs. vs. milliyetini (o zaman kavmiyetini) kaybetmemiş de Türk kaybedermiş öyle mi? Türk’ün kavmiyetine neden bu kadar güvenilemediğini anlayamıyorum. Hristiyan kavimlerin birbirini nasıl boğazladığını okumadınız mı? Şah İsmail Hristiyan mıydı? Ya Yavuz’un çöller geçerek fethettiği Mısır? Osmanlı’nın kaldırdığı Anadolu Beylikleri Hristiyan mıydı?

Tekrarlıyorum: Türk’ün (Atsız’ın yukarki tarifini anımsayın) kavmiyet duygusunu küçümsemeyelim ve asla, altını çiziyorum, asla zedelemeyelim. Bu, gelmiş geçmiş en büyük Türk Milliyetçisi olan (bu tarif tarihçi Yılmaz Öztuna’ya aittir) Atatürk’ün, damarlarınızdaki “asil kan” dediğidir. Bu bizim gereğinde muhtaç olacağımız yegâne “kudret”tir18. Milenyum Türklerine yakışan seküler bir zemin üzerinde kurulu önce ulusal sonra da uluslararası kabul gören iyi-doğru-güzel değerleri gözeten, kendisi ve çevresi ile barışık, çağcıl bir Türk üst kimliğidir. Ârif olan anlamıştır. Atatürk’ün inkılâp ve ilkelerinden söz ediyorum…

Not: Orkun’un Mart 2006 sayısında Nevzat Coşkun tarafından kaleme alınmış “Celâdet Moralıgil’e cevap” adlı bir serbest kürsü yazısı çıktı. Sizler gibi ben de okudum. Türkçülerin birbirlerini eleştirmeleri sevindirici. Böylece ötekileri yermeden önce kendi kapılarımızın önünü temiz tutarız. Coşkun’un bazı hususlarda benimle hem fikir olması da sevindirici. Bu eleştiri bir bakıma benim misyonumu pekiştirdi ve de Türk üst kimliği hakkındaki endişelerimi teyit etti. Ben esas itibarıyla Türkçülük ideolojisinin “lâdinî” bir ideoloji olduğuna inanıyorum. “Lâdinî”, “din karşıtı” demek değildir. Kabaca, din ile müspet veya menfi ilişkisi olmayan, dinlere karşı tarafsız, demektir. Meselâ iktisat ilmi, lâdinîdir, lâahlâkîdir. Yani iktisat ilmi arz ve talep konusunda metaın dinsel ve etik boyutları ile ilgilenmez. O zaman bana, Türkçülük lâdinî ise neden yazılarında dini de ele alıyorsun, sorusu yöneltilebilir. Coskun yazısında “… Türk Milleti İslâmla şereflendikten sonra yücelmiş, yükselmiş ve dünyaya hâkim olmuştur. Bugün üzerinde yaşadığımız bu coğrafyada büyük bir medeniyet kurabilmişsek o dışlamaya çalıştığınız İslâm sayesinde olmuştur…” diyor. Demek ki Türkler Müslüman olmasalardı yücelemeyecekler, yükselemeyecekler ve dünyaya hâkim olamayacaklarmış. Demek ki Türkler Müslüman olmasalardı bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyada büyük bir medeniyet kuramayacaklarmış19! Demek ki Türkten İslâm’ı çıkarırsak geriye Osmanlı’nın “Etrak-ı bi idrak”ı bile kalmıyor. Geriye, hemen boyunduruk altına alınıp kolayca eritilecek zavallı bir kavim kalıyor. Çanakkale’de de zaferin askerin değil evliyanın eseri olduğunu Coşkun’un yandaşları söylüyor. Coşkun da benim gibilerin yüzünden kapatılan İHL’ler nedeniyle “ Çanakkale ruhunu yeniden yaşatacak nesillerin önü kesilmiş oldu” diyor. Yine de bana “vatan haini” demediği için teşekkürler! İslâmsız Türklüğün bu kadar aşağılanmasını, küçümsenmesini ve zavallılaştırılmasını anlamam imkânsız. Bu yoruma çok üzüldüğümü belirtmeliyim20. Coşkun’un bakış açısından da yola çıksam ben yine de Türklük için bir ayrıcalık buluyorum. Demek ki İslâmlı Türk, İslâmlı Arabı asırlarca tebaası yapacak kadar güçlü! Demek ki Kavm-i Etrak-ı bi idrak, kavm-i necibe efendilik edecek kadar ayrıcaklı. Hem de Türkler Arablara, gaddar Kuteybe’nin Türklere yaptığı gibi asla yapmadığı hâlde! Bir de şu var. Dinleri esas faktör yaparsanız (aşağıda alıntıda değineceğim, yani İslâmı ideoloji yaparsanız) ABD’nin ve (AKP’nin kapısında beklediği) AB’nin gerisindeki Hristiyanlığı yükseltir ve İslâmî benzini Viyana surları önünde tüketirsiniz. Şimdi yine bir alıntı yapıyorum. Bu kez Altan Deliorman’ın “Üç Makale”21 adlı broşürünün “Türk-İslâm-Sentezi ve Türkçülük bölümünden, sayfa 9:[…İslâmiyet, fert ve cemiyet plânındaki sarsılmaz yerini zaten almıştır. Bu hâliyle millî kültürümüzün de bellibaşlı unsurlarından biri durumuna gelmiştir… Ama bununla yetinmeyip, İslâmî ideoloji ile millî ülküyü kaynaştırmaya çalışmak, çıkmaz sokaklara dalmak manasına gelir. Türkçülük, tamamiyle millî niteliktedir. İslâmcılık ise, temelde millet gerçeğini ihmâl, hattâ çok kere red ve inkâr edişi ile, beynelmilelci bir hüviyet taşımaktadır. Milleti ve millî kültürü hareket noktası olarak alan Türkçülükle, millet vakıasını kabul etmeyen İslâmcılık, felsefî zemin üzerinde nasıl bir araya gelebilir?.. Türkçülüğü gölgeleyici her tutum ve davranış karşısında hatır-gönül dinlemeden direnmek millî şuur sahibi aydınlarımızın ilk vazifesi haline gelmiştir…] Evet, Atsız ekolünden Türkçü Deliorman, kendisinden beklendiği gibi, böyle diyor.

- Reklam -

Hep yazıyorum, “… Benim üst kimliğim Türklük’tür!..” İslâm, kültür dantelimin mutena bir ögesidir, hattâ az da olsa Hristiyan Türkler de olduğu gibi! Ama ben bütün gücümü tarihin ta derinliklerinden gelen ve Türk denen görkemli bir kavimden alıyorum ve genç Türk kuşaklarında var olan ama yanlış ve saptırılmış olarak yorumlanabilen bu bilinci canlı tutmağa çabalıyorum. Müslüman Arap Kuteybe’ye karşı vatanı, töreleri ve Şamanist inançları uğruna cansiperâne savaşan pagan Türkler de benim yüzde yüz saygıdeğer atalarımdır. Bay Coşkun, zaten biziz, birlikteyiz yine de biz ve birlikte kalalım. Yazınızda “siz” formunu kullandığınız için teşekkür ederim. Metnin sonunda Menemen 1930 “cihad çağrısı” nı anımsatan kısım şık olmamış. Ve, ne mutlu bizlere ki, “Türk’üz!” diyoruz, değil mi?

DİPNOTLARI

14- Erbakan trilyonluk hazine parasını zimmetine geçirdi. Hazine parası vergi kanalıyla tüm vatandaşlardan toplanan paradır. Her lirada 70 milyon insanın hakkı vardır. Alın size trilyonluk kul hakkı yemiş olan dinî referanslı bir defalarca hacı Necmettin!

15- Meselâ ben birini incitirsem, kalbini kırarsam sadece etik bir kuralı çiğnemiş olurum. Ama bunu bir İHL mezunu yaparsa (tutarsızlık!) ayrıca günah işlemiş olur, eğer “Tanrı insanların kalbinde oturur” şeklinde formüle edilen dinsel kuralı içtenselleştirmişse…

16- Türkiye’de Alevilik Bektaşilik, Doçent Dr. Mehmet Eröz, Istanbul 1977, Dizgi, baskı Otağ Matbaacılık

17- Gelecek kuşaklar böyle bir fenomen ile karşılaşacaklardır ve şimdiden marjinal de olsa Hristiyan, özellikle (Türk Ortodoks Kilisesi dışında) protestan cemaatler oluşmaktadır. Onları dışlayamayız, kaybedemeyiz, kardeşlerimizdir. Yeter ki üst kimlikleri Türklük olsun.

18- Bu vesile ile Hristiyan inançlı ama Türk üst kimlikli ve Türk soylu Papa Eftim’i saygı ile anıyorum ve inançları doğrultusunda ışık içinde yatsın, diyorum. Aynı dileğim müteveffa oğlu Selçuk için de geçerli. Torunu Sevgi hanıma da esenlikler. Aynı saygım Türk üst kimlikli ama Türk soylu olmayanlar için de geçerli.

19- İslâm’ın bir yeni yorum olarak Türk’ün parlamaya hazır dinamizmine bir katkı yaptığı doğrudur. Ama bu dinamizm, bu potansiyel, İslâmsız da mecrasını bulacaktı, Türk Budist de olsa, Hristiyan da olsa veya pagan da kalsa. Toplumların erime, bir başka toplum içinde asimile olma prosedürünün bilimsel izahları bulunmaktadır ve Türkçe’de bu hususta oldukça zengin kaynak vardır. (Benim mütevazi kitaplığımda bile bu konuda 20 kitap var). Nerede ise biri diğerinin klonlanmışı gibi olan Çin ve Japon toplumlarında birbirini eritebilme olmuş mu? Meselâ Osmanlı, ABD, hattâ Türkiye Cumhuriyeti bir kavim öğütücüdür. Kültür değişimi hakkında Türkdoğan hocamızın da aktüel makale ve kitapları okunmalıdır.

20- Anlaşılan gerçekten, İslâm kısvesi ile Arap kültür emperyalizmi altındayız. Hiç de küçümsenecek bir olay değil. Osmanlı Arap kavmine sempati gösterdi ama ona yüz de vermedi.

21- Baskı: Şenay Ofset/İstanbul 1989

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -