Ana Sayfa 1998-2012 Umutsuzluğun Ölümcül Çığlığı: İntihar (2)

Umutsuzluğun Ölümcül Çığlığı: İntihar (2)

Toplum, ferdin intihar etmesinde etkili olmaktadır. Toplum olarak bizler, insanları birbirine bağlayan bütün değerleri (normları) bombardımana tabi tutmakta, -ki bu değerler arasında sevgi, saygı, dürüstlük, inanç… vb. vardır- sonra da ferdi, sevgiden arınmış cinselliğe, dürüstlükten arınmış iş ve toplum hayatına atmaktayız.

- Reklam -

Toplumun sunduğu veya kabul ettiği değerler de intihar konusunda oldukça önemlidir. Çünkü hâli hazırdaki toplum özellikle de yeni yetişen gençlere bir takım maddî veya manevî hedefler sunar. İdealize edilen bu değerlere ulaşamama durumu ise çatışmaların, sosyal düzensizliklerin ve bütünleşme problemlerinin başlangıç noktasını oluşturur. Bugün, bizim de içinde bulunduğumuz bazı toplumlar, cemiyet içerisinde, kitle iletişim vasıtalarının da etkisiyle çok para kazanıp zengin olmayı, yüksek hayat seviyelerini, şöhreti… vb. hedef olarak gösterirler ve bu duruma ülke içerisinde çok kıymet kazandırırlar. Ancak insanlar, eğer bu hedeflere götürecek meşru yollardan mahrum ise -ki herkes bu imkâna sahip olamaz- meşru vasıtaları reddederek, gayrı meşru yollardan bunları elde etmeye çalışacak; edemedikleri takdirde de çöküntü ve bunalım içerisine gireceklerdir. Bu hedefleri elde etmeyi arzulayan insandaki ihtiyaç hiçbir hudut tanımadığı hâlde, tatmin vasıtaları daima sınırlıdır. İnsanların hırsları arttıkça, elde edilenler ile istenilenler arasındaki mesafe büyür, nispetsizlik hâlinde hedefler kaybolacaktır. Nihayet insanlar bu hedefleri elde etmede, kendilerini düşmanlarla, hasımlarla dolu, bir sosyal-psikolojik atmosfer içinde bulur. Her şey ona düşman, her şey ona yabancıdır.12 İşte ferdin bu hedefleri elde etme istikametinde, girdiği ortamlar sonucu cemiyet içerisinde başkalarıyla daha sonra münasebetlerini sürdürmeyeceği düşüncesinin oluşması, onun sonunu hazırlayacak ve intihara götürecek bir sebep olmaktadır.

Kitle iletişim araçları da insanları intihara götürmede, dolaylı olarak etkili olan bir faktördür. Kitle iletişim araçları, yazılı, sesli, görüntülü olarak insanlara bilgi aktarır, davranış değişikliği yaparlar. Burada insanların bilgi ve kültür düzeyi yükseldikçe etkilenme oranının da azaldığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının, önce çocuk ve gençleri, daha sonra bilgi ve kültür seviyesine göre yetişkinleri etkilediği kabul edilmektedir. Bu yüzden saldırgan davranışların, şiddetin, cinayetlerin, intiharların ve pornografik görüntülerin yer aldığı programların, çocuklar ve gençlerin üzerinde olumsuz etkisi olduğu kabul edilmiştir. Hattâ uzun süre televizyon seyreden insanların, izlemeyenlere oranla daha güvensiz, kuşkulu, kızgın ve öfkeli olduğu gö zlenmiştir.13 İşte hem görsel hem de işitsel öğrenmeye imkân veren televizyonlar insanlara bir takım örnekler sunarlar. Bu yolla kişiye sağlıklı bir kişilik oluşturmada faydalı olacağı gibi onu kendi kimlik ve kişiliğinden de uzaklaştırabilirler. Bu açıdan bugün de televizyonlara baktığınızda, maalesef haftalık hayatımızın, ilk gününü spor loto çekilişleriyle, kalan dört gününü yarışma ve eğlence programlarıyla, hafta sonunu ise futbol maçlarıyla geçiriyoruz. Çocukların uyumadığı bir vakitte bakıyorsunuz intihar görüntüleri, şiddet görüntüleri… diğer programlar ise yüksek hayat düzeyindeki insanların yaşayışlarıyla, değerlerden arınmış ilişkilerin reklâmıyla dopdolu.

İzledikleri programın kolayca etkisi altında kalan gençler ve çocuklar, film kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirir, onun gibi davranmaya, konuşmaya çalışır. Hattâ herhangi benzer bir problemin içine düştüğü zaman, benzer çözüm yollarını benimseyeceklerdir. Bazen, bu filmlerin sonunda, problem çözüş biçimi, şiddet ve intihar olduğu düşünülürse; televizyonların, insanları intihara götürmesindeki etkisi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kitle iletişim araçlarının, intihar anında olay yerine gitmesi de, olumsuz etki yapmaktadır. Çünkü intihara kalkışan kişi, artık kendisinin her yerde görüntülerinin yayınlanacağı endişesi ve utancıyla kimsenin yüzüne bakamayacağını düşünerek, kararında iyice katılaşmakta ve intihar etmektedir. Böylece o andaki telkinlere de fırsat verilmemektedir.

Günümüzde meydana gelen intiharların bazıları da “aşk” için yapılmaktadır. Ama aşk farklı olarak anlaşılmakta ve yaşanmaktadır. Esasında aşk da yiğitlik gibi yürekte gizlidir. Bu da onun, ne kadar derin, içten ve samimî olduğunu gösterir. Aşkta, göz yaşları, ayrılıklar, özlemler ve hasretler vardır. Aşkta kavuşmak yoktur. Oysa o şimdi 900’lü hatların tuşları kadar yakında biliniyor. Günümüzde aşka kavuşulmakla birlikte, gündelik olarak yaşanmaktadır. Yürekte olan aşk, bugün dudağa ve bedene çıkmış, derinliğini kaybetmiş ve cismanîleşmiştir. Aşk artık “aşk yapmak”! gibi sözlerle, cinsellik olarak bilinmeye başlanmıştır. Dolayısıyla dürüst sevgiler, özlemler, yerini sadece bedenî zevkleri tatmine kadar olan yalanlara, sahte duygulara ve aldatmaya bırakmıştır. İşte bu ortamdaki hayâl kırıklıkları sonucu duygusal yıkımlar intihara götüren bir sebep olmaktadır.

Bunların yanında, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı da ferdi intihara götürmede etkili olmaktadır. Esasında intihar, genelde zayıf iradeli insanlar tarafından yapılmaktadır. Alkol ve uyuşturucu maddelerin, merkezî sinir sistemini tahrip edip, iradeyi zayıflatıcı etkisi olduğu düşünülürse, bunların ferdi intihara götürmede ne kadar etkili ve teşvik edici olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır.

Ayrıca aile içerisindeki aşırı baskı, aile bireylerinin fikirlerine dikkat edilmemesi (kuşak çatışması) aile içi ekonomik sıkıntıların yaşanması, huzursuzlukların ve problemlerin ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bazen bu ortamda karnesi kötü gelen çocuk sair zamanlarda kendi dersleriyle bir defa bile ilgilenmeyen babanın dayak korkusundan, bazen de istediği kişiyle evlendirilmeyen gençler intihar edeceklerdir.

- Reklam -

Özetle diyebiliriz ki, toplum, ferdin intihar etmesinde etkili olmaktadır. Toplum olarak bizler, insanları birbirine bağlayan bütün değerleri (normları) bombardımana tabi tutmakta, -ki bu değerler arasında sevgi, saygı, dürüstlük, inanç… vb. vardır- sonra da ferdi, sevgiden arınmış cinselliğe, dürüstlükten arınmış iş ve toplum hayatına atmaktayız. Gençlerin küçücük omuzlarına kocaman yükleri bindirip onları yalnız bırakmaktayız. Bunların sonucunda da gençler, sonradan utanacağı, toplumun normlarına aykırı davranışlara ve ortamlara girmektedirler. Sosyal münasebetlerinin de artık diğer insanlarla devam edemeyeceğine inanan gençler, ben nasıl ailemin ve hemcinslerimin yüzüne bakarım? endişesiyle, kimsesizlik ve tecerrüt hissiyle intihar etmektedirler. Buradaki kabahat ve kusurlar ise tamamiyle intihar edene ve Murat Kekilli’nin parçasına yüklenmektedir. Oysa sunuyoruz gençlerimize bu ortamları, sonra da niçin insanlarımız intihar ediyor diye şikâyet ediyoruz. O zaman, kabahati biraz da kendimizde arayıp, gençlere bu gibi ortamlara girmeyecekleri ve onların sorunlarıyla baş başa, yalnız kalmayacakları, sağlıklı ortamları hazırlamamız ve sağlamamız gerekmektedir.

Vücutla maddî dünya arasında münasebetlerin ortadan kalkması, nasıl ölüme yol açarsa, fertteki tam bir ruhî yalnızlık ve tecerrüt hissi de manevî çöküntüye götürür. Bu sebeple ait olunan gruba, aileye, devlete, dine mensubiyet hissi duymak, bu zümrelerin inanç ve merasimlerine uymak, bunlara iştirak etmek, insanı manevî açıdan yalnız bırakmaz. Diğer kimselerle de münasebetlerinde bu boşluk meydana gelmez.14 Esasen ideal insan, maddî ve manevî yapısı dengede olan kişidir. Doyumsuzluk hissiyle sürekli maddiyata yönelen ve onu amaç hâline getiren bir kişi, bir gün onlara sahip olması durumunda; hülyâsına daldığı maddî unsurların büyüsü kaçacak ve maneviyatta da tutacak bir şey yok ise, tamamiyle bıkkınlık ve çöküntü içerisinde, hayata isteksiz ve anlamsız bir şekilde bakacaktır. Böylece hayatta hiçbir beklentisi ve amacı kalmayan kişiye intihar, bir kurtuluş yolu olarak gözükecektir.

Ayrıca kolektif bilincin ve şuurun, canlı ve dinamik olduğu zamanlarda, insanlardaki intihar oranlarının azaldığı düşünülürse, bireylere toplum tarafından, millî ideal ve şuurlar kazandırılıp, ayrıca bunları gerçekleştirecek vasıtaları temin ederek, intihar oranlarında bir düşüş gerçekleştirebiliriz. Ancak bugün gençliğimiz maalesef ülküsüzlük buhranının doğurduğu popülaritesi yüksek, popçu, topçu, film yıldızı… vb. olmaktadır. Bunların popülaritesinin geçiciği gibi gence de sağlıklı bir gelecek kurmasındaki yardımı geçicidir.

Durkheim, intihara ait sosyolojik çalışmasında, Müslüman cemiyetler arasında, daha az intihar olayına rastlandığını belirtmektedir. Şüphesiz bu durum, İslâm dininin intiharı yasaklamasının yanında, inananlarına kuvvetli bir ideal vermesi ve bir bütün arz etmesiyle açıklanabilir. İslâmî tevekkül anlayışı, herşeyin Allah’tan geldiğini (hayır-şer) bilmeye ve her şeye sabırla katlanma düşüncesine dayanmaktadır. Bu sebeple ilâhî isteğe isyan ve başkaldırı davranışı olan intihar, inananlarda önemli bir kusur olarak sayılmaktadır.15 Bunların yanında İslâmiyet, ferdi çevresine ve topluma bağlı olmakla, hem sorumlu tutmuş hem de teşvik etmiştir. Kişi eşinden ve çocuğundan sorumlu olmakla birlikte, mahallesindeki sıkıntıda ve yardıma ihtiyacı olan kişilerden de sorumlu tutulmaktadır. İbadetlerin cemaatle yapılması hâlinde sevabın daha da artacağını belirterek insanları teşvik etmektedir. İslâmiyet “Geminin içindeki su geminin helâkini, dışındaki ise yüzmesini sağlar” düşüncesinden hareketle, insanlara dünyayı amaç değil, ahireti kazanmada bir araç olarak görülmesi gerektiğini belirtmektedir. Böylece madde ve mânâ dengesi de en güzel şekilde kurulmaktadır.

İnsanı hayata bağlayan unsurların sayısı arttıkça, bağlar kuvvetlendikçe intihar etmesi de zorlaşmaktadır. Nitekim inançsızların, inananlardan, bekârların evlilerden, çocuksuz ailelerin çocuklulardan, skandal yaratan ve uzlaşmayan kimselerin sosyal değerlerle çatışması olmayanlardan, daha çok intihar etmelerinin sebebi başka türlü izah edilemez.16 Dolayısıyla, millî ve manevî bağları kuvvetlendirip, fert-toplum ve kültürün maddî-manevî taraflarını dengeleyecek olursak; hem ferde sağlıklı bir kişilik kazandırabiliriz, hem de onu intihara götüren yalnızlığından ve sorunlarından kurtarabiliriz. Böylelikle de sosyal gelişmeye imkân tanıyan düzenli bir toplum yapısı oluşturabiliriz.

- Reklam -

DİPNOTLAR

1- Korkmaz Abdullah: Kent Sosyolojisi Notları, Malatya-1988, s. 67

2- Köknel, Özcan: Şiddet, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1996, s. 120-121

3- Korkmaz, Abdullah: A.g.e., s. 68

4- Durkheim, Emile; A.g.e., s. 316

5- Korkmaz, Abdullah: A.g.e., s. 68
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -