Ana Sayfa 1998-2012 Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyi beklerken

Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeyi beklerken

Türkiye’miz 3 Ekim 2005 de başlaması beklenen Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakerelerine kilitlenmiş vaziyette. Bütün Türkiye bunu konuşuyor. Konuşuyor konuşmasına ama, bunun kaçıncı ev ödevi olduğunu bilmiyor. Bilmek istemiyor. Bunun kaçıncı Tanzimat, kaçıncı Islahat fermanı olduğunu bilmiyor. Sahi bu kaçıncı Tanzimat Fermanı 1839-1856-1878-1908 -1963 1987 2002-2005 daha ne kadar Tanzimat Fermanı yayınlanacak dahası, Avrupa’nın ferman istekleri nereye kadar sürecek bunu kimse bilmiyor. Kıbrıs’tan elini çek, Ermeni tasarısını kabul et, özür dile, tazminat ver toprak ver. Sahi 1000 yıldan beri oturduğu topraklarda yerinden sürülmek istenen ve 1000 yıl önce fethettiği topraklarda teslim aldığı azınlıklara karşı sorgulanan dünyada kaç millet ve kaç devlet var, bilen var mı?

- Reklam -

Peki zencileri, Kızılderilileri yok eden A.B.D’ye soran var mı? Hayır, Peki Cezayir’de katliam yayan Fransızlar’a soru soran var mı? Hayır. Peki Türklere neden iki de bir sorgulama yapılıyor? Bunun adı ne? Şark Meselesi değil midir? Hilâl ve Haç’ın mücadelesinde Türlerin Hilâli temsil etmesinin burada etkisi yok mudur?

Türkiye 3 Ekim müzakerelerine başlamayı beklerken birden karşısına yine eski Ermeni meselesi, Kıbrıs meselesi çıkıverdi.bu bir sürpriz değildi. Ama bazıları bunu Türk milletinden gizlemeye çalıştı. Karaları ak göstermeye çalıştı. Fakat güneş balçıkla sıvanmaz misali Avrupa taşıdığı çocuğu doğurmaya mecbur oluyor. Türkleri yıllardan beri oyalamanın ardından Türklerde bir sabırsızlık başlıyor. Buna ne cevap vereceğini bir türlü karara bağlayamayan Avrupa’nın anlaştığı bir nokta var. Türkleri birliğe almayalım.Tehlikelidir. Ancak bunları buradan uzaklaştırmayalım da, sonra başımıza tehlikeli işler açabilirler, diyor.

Avrupalılar Türk limanlarının Rumlara açılmasını istiyorlar. Zaten onların istediği Türkiye’yi Avrupa iktisadî topluluğuna ortak etmek değil. Gümrük kapılarını sonuna kadar açarak mamul mallarını Türk pazarında rahatça satmak. Ve zengin hammadde kaynaklarında hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan bu hammaddeleri işletmek.

Gümrük Birliği ile Türkiye’nin uğradığı zararları düşünürsek Avrupa zaten istediğinin bir kısmını elde etmiştir. Bazı alanlardaki kısıtlamaları da kaldırılarak daha rahat hareket etmeyi istemektedir. Yoksa Türkiye asla ve asla ortaklığa kabul edilerek Avrupa içlerine sokulmayacaktır. Zaten Türkiye için özel ortaklık, imtiyazlı ortaklık gibi yeni isimler bulmaya çalışılması da bunun eseridir.

Almanlar bir zamanlar peşinde oldukları Berlin- Bağdat Demiryolu’nu hayata geçirerek Osmanlı coğrafyasında madenleri işlemeyi ve gelişen sanayisine Pazar bulmayı hesaplayarak böylesi bir planı hayata geçirmeye çalışmıştı. Hatta bunu gerçekleştirmek için kendisini Müslümanların savunucusu bile ilân etmişti.

Yine Amerikalılar da bir Chester projesiyle Osmanlı’nın bakir topraklarında hakimiyet kurarak hammadde kaynaklarına erişmek ve sanayi malları üreterek yine bu sanayi mallarını Osmanlı Türk pazarında rahatça satmak istiyordu.

- Reklam -

Amerikalılar, Güneydoğu ve Irak’ta inşa edecekleri demiryolu ile hem bölgenin hammaddelerini ele geçirecekler, hem de geleceğin bağımsız Ermenistan’ının temellerini atacaklardı.

Chester projesi demiryolu imtiyazı almak için yapılan bir girişimdi. Demiryolu Sivas’dan başlayacak, Harput, Diyarbakır, Bitlis ve Van Gölü’nün kuzey ya da güneyinden geçirilecek, buradan ayrılarak bir bölümü Kerkük, Süleymaniyeye varacaktı. Bir bölümü de Ceyhan vadisinden geçerek, Yumurtalık körfezine ve İskenderun’a uzatılacaktı. İmtiyazın süresi 99 yıldı. 2000 kilometre uzunluğunda olacağı tasarlanan demiryolunun her iki yanındaki 20 kilometrelik alan şirketin olacaktı. Şirket bu topraklar üzerindeki bütün hammaddeleri işletme hakkına sahip olacaktı.

Demiryolu boyunca iki şerit olarak verilen arazi, zamanın Nafia Nazırlarından Hulûsi Bey’e göre 80.000 kilometre karelik bir alandır ki, hammaddeler ilk planda şunlardır; Ergani madenleri, Musul ve Kerkük Petrol kaynakları, Keban Gümüş madenleri, Van Arsenik madenleri.

Projenin bir de siyasî yönü vardı. Geleceğin bağımsız Ermenistanı’nı hazırlamak. Ermenilerin bu hatla ilgili girişimleri de olmuştu. Ermeni mebusu Karakin Pastırmacıyan Efendi bir broşür yayınlayarak: Doğu Anadolu’nun Lokomotif ışıkları duyulmadan kalkınamayacağını öne sürmüştü. Lozan’da sözde Türkiye’yi destekler görünen Amerika Birleşik Devletleri’nin asıl hedefi de Musul ve Kerkük petrollerinin yalnız İngiltere elinde kalmaması içindi.

Cumhuriyet döneminde Osmanlı döneminde başarılamayan Chester projesi yeniden ele alınmış ancak uygulamaya konulamamıştı. Peki aklımıza geliyor mu? 1991 Körfez Savaşı ile başlayan süreç acaba bir yeni Chester projesi özelliği taşıyor mu.? Yahut da son zamanlardaki ismi ile Büyük Ortadoğu Projesi İsrail destekli olarak Amerika ve Ermeni, Avrupa ortak yapımı bir eser olarak yeniden piyasaya sürülüyor mu?

- Reklam -

Chester projesinin başlıca özelliği, ilk kez Amerika’nın Ortadoğu’daki emperyalist akımlarla paralel girişiminin belgesi olması ve Ermeni sorununun projeyle yeni bir boyut kazanmasıdır.

Ermeni sorunu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme hevesiyle birlikte yeni bir sürece girecektir. Bu süreç Avrupa başkentlerinden gelecek olan soy kırım tasarıları ile desteklenecektir.

Bunu nereden mi biliyorsun derseniz, benim biliyorum dememe gerek yoktur. Az çok tarih okuyan ve anlayan birisinin söyleyeceği söz budur. Batılılar Türkleri bir ortak olarak değil, bir sömürge olarak görmektedirler.

İngilizlerin taktiği ise bekle ve gör, parçala ve yut, birbirine düşür ve rahatça yut. Tıpkı İslam ülkelerinde olduğu gibi. Türklerin çekildiği 80 yıl zarfında bakın Arap topraklarında kaç defa katliâm yaşanmıştır. Kaç defa kırallar tahtından olmuştur.? Türklerin zamanında çok rahat bir hayat süren milletler şimdi ne haldedir?

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -