Ana Sayfa 1998-2012 Türkiye-ABD-İsrail üçgeninde Orta Doğu

Türkiye-ABD-İsrail üçgeninde Orta Doğu

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Osmanlı sarayını tamamen kontrol altına alan dönmelerin ihanetleri, içeriden ve dışarıdan yapılan saldırılar, İttihat ve Terakki gibi cemiyetler ve Filistin’e yerleşerek bir devlet kurmak isteyen Yahudilerin gayretleri sonucu, “Hasta Adam” durumuna düşürülen Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Harbi’ne sokulmuş ve o hâliyle bile Çanakkale’de destan yazmasına rağmen, müttefikleri mağlûp olduğu için, yenilenler safında yerini almak zorunda bırakılmıştır…

- Reklam -

Bu enkazın içerisinden, Türklerin yoğun bir şekilde yaşadığı Anadolu’yu ve Misak-ı Millî ile belirlenen yurt parçalarını kurtarmak için başlatılan Kurtuluş Savaşı sonunda, ülkenin işgalini öngören ve Türk halkının her türlü bağımsızlık ve insanca yaşama haklarını gasp eden SEVR ANTLAŞMASI yırtılıp atılmış ve LOZAN ANTLAŞMASI ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ kurularak Türk halkı esaretten kurtarılmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nı takip eden yıllarda, ATATÜRK, devlete asker ve vergi veren, toprağa bağımlı kılınmış ve her türlü yenilik ve gelişmeden uzak tutulmuş olan Türk halkına, kendi öz benliğini kazandırmak için büyük bir kalkınma hamlesi başlatmıştır.

Büyük bir Türk milliyetçisi olan ATATÜRK, hiç bir zaman “Batılılaşmak” terimini kullanmamış, Türk milletinin “Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak için” kendi değer yargıları ile özdeşleşmesi gerektiğini vurgulamıştır.

I. Dünya Savaşı’nda harap ve bitap düştükten sonra, mucizevî bir Kurtuluş Savaşı gerçekleştiren yeni cumhuriyet, ülkenin imarı ve kalkınması için büyük bir gayret içerisine girmiş ve ATATÜRK’ün vefatına kadar geçen süre içerisinde kalkınma hızı, % 12 ile % 16 arasında bir rakam yakalama başarısını göstermiştir.

ATATÜRK’ün, Mersin şehrini ziyareti esnasında ihtiyar bir Türk köylüsü ile yaptığı söyleşi, bir ibret vesikası olarak Türk halkının hâfızasına kazınmalıdır:

“Mersin şehrinde deniz kıyısının en güzel yerlerinin Türk olmayan unsurların konakları ve tesisleri ile dolu olduğunu gören ATATÜRK, yoldan geçmekte olan yaşlı bir köyl üyü durdurarak;

- Reklam -

– Dayı nerelisin?

– Buralıyım oğul,

– Pekalâ, yabancılar bu konakları ve tesisleri kurarken sen ne yapıyordun?

– Oğul, onlar yapılırken ben; Yemen’de, Galiçya’da, Çanakkale’de ve İzmir cephesinde düşmanla çarpışıyordum.”

ATATÜRK’ün hazırlattığı Devlet İhale Kanunu’nun “I. maddesi, devletten ihale alabilmek için Türk ve Müslüman olmak” şartını taşıyordu… ATATÜRK karşıtlarına ithaf olunur… ATATÜRK’ün vefatından sonra, kalkınma hızı bir anda, % 2.5’lara ve ardından da eski değerlere düşen Türkiye; “Uyu uyu yat uyu şeklinde yorumlanan, Yurtta Sulh Cihanda Sulh” teraneleri ile, dış politikada; çevresinde gelişen olaylara bigane, yurt içinde ise; totaliter bir rejimle yönetilen kişiliksiz bir ülke konumuna getirilmiştir…

- Reklam -

I. Dünya Savaşı ve sonrasında hasım durumunda bulunan Türkiye ile ABD’nin ilişkileri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’nın yayılmacı bir siyaset izlemeye başlaması üzerine, yakınlaşma sürecine girmiş, Birleşmiş Milletler’in talebi üzerine Kore’ye asker gönderen Türkiye, 1950’lere gelindiğinde NATO’ya alınarak yeni bir dönem başlatılmıştır.

Demokrasi ve özgürlük söylemleri ile 1950 seçimlerinden galip çıkan Demokrat Parti yönetimi, Türkiye’nin konumu ve içinde bulunduğu coğrafî bölgeye has, BAĞIMSIZ BİR DIŞ POLİTİKA üretememiştir.

Sonraki yönetimler de aynı hatayı bilinçli veya bilinçsiz olarak devam ettirdiklerinden, iktidara gelen bütün hükûmetler, Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslarda, ABD’nin ve NATO’nun politikalarının esiri olmuşlardır. Bu kişiliksiz durum; Türkiye’yi hep VEREN, ABD ve NATO’daki müttefiklerini ise, ALAN konumuna getirmiştir.

TÜRKİYE, ABD ve müttefiklerine karşı bir ortaktan beklenen bütün vecibelerini, ülkesini ve halkını sıkıntıya sokma pahasına daima yerine getirmiş olmasına rağmen, ABD’den ve müttefiklerinden bu yaklaşımı görememiş ve hep; “Çifte standart”la karşılaşmıştır. Kıbrıs’ta böyle olmuştur… Türk-Yunan anlaşmazlıklarında aynı çifte standartla karşılaşılmıştır…

PKK’nın en büyük destekçisi, müttifikimiz dediğimiz ülkeler olmuştur ve hâlen de olmaktadırlar.

Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin oluşumu için ÇEKİÇ GÜÇ elinden geleni yapmıştır. Şimdi de bu rolü ABD resmen üstlenmiştir.

Türkiye ile stratejik müttefik olduğunu iddia eden ABD, Lozan Antlaşması’nı kongresine onaylatmadığı gibi, sözde Ermeni soykırımı gibi asılsız iddiaları uluslararası arenada tartışma konusu yaptırmak sureti ile, Türkiye üzernide bir baskı oluşturulmasına çanak tutmaktadır.

Unutulmaması gereken bir diğer konu da, Süleymaniye’deki Türk timinin başına çuval geçirme cüretini gösteren yine aynı stratejik müttefikimizdir!

Şu anda, stratejik müttefikimizin, kendi devletinin kuruluş amacı olan “İnsan hakları, demokrasi, evrensel barış, insanlığın yüceltilmesi” gibi değerleri bir tarafa bırakarak, İsrail’in Arz-ı Mevud’unu oluşturmak amacıyla, ince ince hesaplar yapmakta olduğunu ve bu hesabın içerisine Türkiye’yi de çekerek, devletimizin birlik ve beraberliğini ve bağımsızlığını tehdit etmeye başladığını görmekteyiz.

Bugünkü ABD yönetimi, % 50’nin altında oy almasına rağmen, kurukafa-kemik tarikatı (ABD Başkanı Bush’un tarikatı) ve Yahudi Lobisinin el ele vemesi suretiyle, ABD’de iktidarı ele geçirme marifetini göstermiştir. Bu işbirliği, ABD’nin ulaştığı süper gücün, SİYONİZM’in emrine verilmesi sonucunu doğurmuştur. Şimdi bu güç; Yahudinin nihaî amacı olan, “Mescid-i Aksa’yı ve Hz. Ömer Camii’ni yıkarak, Süleyman mabedini yeniden inşa etmek, Nil’den Fırat’a kadar olan toprakları işgal ederek, Arz-ı Mevud’a ulaşmak ve İsrail’den bütün dünyayı yönetmek” ideolojisine hizmet etmektedir.

İsrail’in bu hedefine ulaşıp ulaşmayacağını bizim neslimizin görüp göremeyeceği konusunda herhangi bir yorumda bulunmam mümkün değildir. Ancak, bildiğim bir şey varsa, o da ZULÜMLE PAYİDAR OLUNAMAYACAĞI gerçeğidir. Filistin’de, Afganistan’da ve Irak’ta gerçekleştirilmekte olan insanlık dışı uygulamalar ve zulüm, bu gücün de sonunun yaklaşmakta olduğunun en belirgin işaretidir.

Bu noktada, bence, üzerinde önemle durulması gereken konu; Türkiye’de (Sivil-asker-bürokrasi ve medyada) çok önemli bir gücü olan ve bulundukları yörenin Müslüman halkı tarafından “dönme” oldukları söylenen veya öz Türkçe isimler alarak, Türk kökenli Müslüman toplumun içerisinde, daha milliyetçi ve dindar bir görünüm sergileyen ve İsrail tarafından Yahudi oldukları kabul edilmeyen İspanyol göçmeni Sabataistlerle, Yahudi dinini kabul etmiş olan Hazar Türklerinin torunlarının, mevcut gelişmeler karşısında, Anadolu Türk halkı için ne tür bir strateji tesbit etmiş olduklarıdır!

Türkiye’nin AB’ye girmesini gerçekten desteklemekteler mi? Yoksa, Türkiye’deki hâkimiyetlerini pekiştirmek için, AB’yi bir kılıf olarak mı kullanmaktadırlar?

Ortadoğu ve özellikle İsrail için çok stratejik konumu olan Kıbrıs’ta, Türkiye’nin hâkim rol oynaması, ileriye dönük plânları için bir tehdit mi, ouşturmaktadır?

Kuzey Irak’ta, Barzanî ve Talabanî gibi, Yahudi asıllı liderlerin yönetiminde bir Kürt devletinin kurulmasına göz yumacak politikalar üretmek suretiyle, Mezopotamya’nın ve Fırat-Dicle havzasının Arz-ı Mevud için hazırlanmasını mı amaçlamaktadırlar?!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin millî sermayesinin kontrolünü elinde tutan TÜSİAD gibi kuruluşların kurucusu ve üyesi olan bu toplumun gerçek niyeti nedir? Bunların politikaları, Millî Güvenlik Kurulu tarafından hazırlanan “Siyaset Belgesi” ile uyuşmakta mıdır?!

500 yıl boyunca, Osmanlı İmparatorluğu ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından, ayrıcalıklı bir statüde tutulan ve ülke standartlarının çok üstünde bir refah seviyesine ulaşan bu toplumun, geçmişi olan her hareketin bir hâfızası olduğunu ve o hâfızada saklanan değerleri bulunduğunu bilmesi gerekir…

Hâfıza; bir “hamaset mahfazası” olmadığı gibi, bir “suç dosyası” da değildir…

Hâfızanın; ibret almaya, kendine çeki düzen vermeye, hatalardan ders çıkarmaya, hepsinden önemlisi; nedamet duygusunun, bir “zaaf” değil, bir “fazilet” hâline getirebildiği bir ayna olduğu bilinmeli ve bu hassas ayna hiçbir suretle kirletilmemelidir…
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -