Ana Sayfa 1998-2012 TÜRKÇÜLÜK VE İNSANLIK

TÜRKÇÜLÜK VE İNSANLIK

- Reklam -

Türkçülük, basit ve beşerî kalıplar içine sığdırılabilecek bir ideoloji değildir. Bir siyâsî parti programı gibi alt alta sıralanmış kısa vâdeli hedeflerden, idâre ve amme hizmetine dönük taahhütlerden, tekrar edile edile müptezelleşmiş politik argümanlardan uzakta ve hepsinin üstünde yer alan bir sosyal akide, bir itikatlar bütünüdür. Türkçülük, Türk ırkının öz kaynaklarından beslenerek, Türk ırkının çıkarı ve birliği, milletler câmiâsında kuvvetli ve varsıl bir hayâtı sürdürmesi için târihin, törenin, milletimizin binlerce yıllık deneyimlerinin aydınlığında ona sağlam bir gelecek kurmak isteyen kutsal bir düşüncedir.

Türkçülüğün prensip ve ilkeleri Türkçü düşünen insanların dimağlarından değil bizzat Türk milletinin millî karakterinden doğar. Bu sebeple bir milletin yaşama, büyüme azim ve iradesinin simgesi olarak hiçbirinden ödün verilemez. Milletimiz asırları kuşatan târihî sergüzeşti boyunca pek çok büyük kahraman yetiştirmiştir. Bunlardan birisi bize yaklaşık 13 yüzyıl önceden o erkek arslan ünlemesiyle seslenen Bilge Kağan’dır. Onun bozkırın sert rüzgârlarına bir bengü kaya olarak emanet edip milletine verdiği öğütler Türkçülüğün ilk yazılı umdeleridir. Burada Türk milletinin ilâhî bir felâkete mâruz kalmadıkça sağ ve dirlik içinde olacağı, yüksek bir inançla belirtilmiştir. Ulu atamız, “üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe” Türk milletinin ilini, töresini kimsenin bozamayacağını söyleyerek yeryüzündeki hayâtiyetimizin başkalarının tasallutuyla kayıt ve şarta bağlanamayacağını bize öğretmektedir.

Uzak Asya’dan Avrupa’nın bağrına kadar uzanan mâcerâmız da göstermiştir ki, Türk milleti sağlam ve büyük bir millettir. Türkçülüğün birinci ilkesi nasıl yukarıdaki ata sözüyle “kıyamete kadar bekaamızı korumak” fikri üzerinde yükseliyorsa ikinci ilkesi de millet olarak atlattığımız vartalara, içine düştüğümüz gâilelere, yaşadığımız hâilelere rağmen yeryüzü sahnesinde genç ve kuvvetli bir hâlde yaşamaya devam ediyor olmamıza bakarak ortaya konulabilir: Büyük olmak. Türk milleti yaşayacaktır. Türk milleti büyüktür. Türkçülük bir bilim değildir. Bu yüzden meselâ İbn Haldun’un milletlere ömür biçen içtimâî nazariyelerini kemâl-i ciddiyetle doğrulamak değil, milletimizin ölmezliğini vurgulamaktır görevi.

- Reklam -

Türkçülük, Türkiye’de ve bütün Türk coğrafyalarında en üstün ve tek millî düşüncedir. Türkçülük Türk milletini ilelebet yaşatma ve üstün tutma ülküsü ise bunu kabûl etmemek doğrudan doğruya Türk milletinin düşmanı olmak demektir. Türkçülük, önüne veya arkasına birtakım nitelemeler eklenmeden benimsenecek, sulandırılmasına izin veremeyeceğimiz bir mukaddes yoldur. Memleketimizde onun adı altında onun ilkeleriyle çelişen işler yapanların bu doğrultuda sert bir şekilde uyarılmaları ve uyandırılmaları gerekmektedir. Lâiklik, cumhuriyetçilik, demokrasi, Atatürkçülük vs. adı altında Türkçülük güdülemez. Türk Ülküsü her tür ve biçimdeki beşerî kaygı ve siyasetlerin ötesindedir. İster monarşi ile yönetilelim ister cumhuriyet ile, tek sıkıntımız milletimizin öz varlığını koruma ve ululama olmalıdır. İster ucuz bir Yunan icâdı olan demokrasi adına, ister uygar(!) Avrupa’nın medeniyet prensipleri adına, ister Atatürkçülük adına, isterse milletlerin zehri olan hürriyetler adına Türkçülüğün yasalarından sapılamaz!

Târih bize milletimizin pek çok düşmanı olduğunu göstermiştir. Yaşadığımız dönem ise hiçbir düşmanlığın soğumadığını, yok olmadığını kanıtlayan nice örnekle doludur. Milletlerin dünyâsında göklerimizde kanat çırpan akbabalara yem olmamak için katı yasalar ve sarsılmaz kurallara ihtiyacımız vardır. İşte bu yasa Türkçülük yasasıdır. Çocuklarımızı barış ve kardeşlik ninnileriyle zehirlemek yerine onlara sağlam bir millî bilinç kazandırmak, düşmanını tanıtmak, geleceğimizi kurtarmak yolunda atacağımız en sağlam adım olacaktır.

Târih kitaplarından düşmanlıkları atmak için oluşturulan kurullar, yazılan kitaplar bilerek veya bilmeyerek milletimizin varlığına indirilen darbelerdir. Bugünün dünyasında bozgunculuk; barış, hürriyet, insan hakları ve demokrasi adlarının altına gizlenmiştir. Bu kavramları bayraklaştıranlar insanları öldürmekte, hürriyetlerini almakta, topraklarını işgâl etmekte, namuslarını çiğnemektedir.

Green Peace adındaki uluslararası çevre örgütünün kurucularından ve şimdilerde Sea Shepherd adlı başka bir doğacı örgütün başkanlığını yürüten Paul Watson adındaki kişinin Hürriyet gazetesinde aktarılan (08.05.2007) bazı görüşleri bu anlamda dikkatimi çekti. Bu zât-ı muhterem öyle parlak fikirler serdetmiş ki, insan havsalasının bunları alması mümkün değildir. Meselâ yeryüzündeki nüfusun âcilen 1 milyarın altına inmesi gerektiğini savunuyor. İnsanlığı dünyanın AİDS’i olarak nitelendiren bu doğa dostuna göre parklar şehirler içine değil, insanlar ekosistem içine bir park gibi yerleştirilmeliymiş. Diğer görüşleri bir yana özellikle dünya nüfusunun ivedi bir şekilde 1 milyarın altına nasıl indirileceği sorusu aklıma takıldı? Bugün bütün beşeriyet üreme edimini sonlandırmayacağına göre nasıl bir “radikal” kararla bu durum sağlanabilir? Evlerde beslenen kedi ve köpeklerin sayısının “dramatik” biçimde azaltılmasını da isteyen bu muhteremin düşündükleri kitlesel kıyımlarla dünyayı kendileri için daha yaşanılır kılmayı arzulayan emperyâl güç odaklarıyla koşutluk içindedir. İşte çevrecilik, doğa dostluğu ismi altında hangi küresel politikaların oluşturulduğunu anlamamıza yarayan, sempatik kavramların nasıl çirkin ve insanlık dışı emellere âlet edildiğini gösteren muazzam bir örnek! 5 milyar insanın çevre için ölmesi gerektiğini söyleyen, balinaları insanlardan daha önemli varlıklar olarak sunan bu sapık ihtiyar insanlığın yeniden ilkel hayat koşullarına dönmesi gerektiğini de savunuyor. Doğayı çok sevdiğinden mi yoksa etkili şahsiyetiyle küresel efendilere natüralist felsefî argümanlar kazandırdığından mı böyle söylediğini varın siz düşünün.

- Reklam -

ABD, “demokrasi getiriyorum” diye diye milyonlarca insanı katlediyor. Müttefiki olan Türkiye’nin etrafını bir ateş çemberiyle kuşatıyor. Diğer yaptıklarını sıralamaya gerek bile yoktur. Görünen o ki ABD, bugün milletimizin en önemli hasmı durumundadır. Paul Watson’un atladığı gerçek doğa yasalarına göre; dejenere, ahlâksız, bozuk nesepli bir milletler topluluğu olan ABD’nin insanlığın şerefli toplulukları karşısında kısa zamanda çözülüp yok olacağı gerçeği, matematiksel bir kesinliğe sâhiptir.

Türk ülküsü insancıl bir ülküdür. İnsansa belli değer yargılarına göre yaşar. Bunların başında ahlâkî salâbet ve yediği ekmeğe ihânet etmemek gelir. Kapatılan DEP isimli terör örgütünün milletvekillerinden Leyla Zana isimli kadın kılığına girmiş yaratık, son Nevruz kutlamalarında yaptığı konuşmada “Barzani, Talabani ve Öcalan’a Kürtlere legal, meşru ve demokratik ve barışçıl kanalları gösterdikleri için” minnettâr olduğunu ifâde etmişti. Türk ülküsünün yasasına göre bu tıynetsizliğin cezâsı yeryüzünden kazınmaktır. Türk yurdunda, Türk milletine ihânet edenlerin insan olarak muamele görmeleri beklenemez, beklenmemelidir. Bunlar karanlık kovuklarından çıktıkları an başları ezilmesi gereken birer yılandır. Türk ülküsü, Türk yurdunu arslanların, kartalların, bozkurtların meskeni olarak kabûl eder. Bu mukaddes yuvada yılana, çakala yer yoktur, olmamalıdır. Tabiatın kavânini işleyecekse bu durumlarda işlemelidir.

Türkçülük, Türk milletini tüm yeryüzü milletlerinin üstünde tutarken hodgâmca kaygılar taşımaz. Bütün insanlık kadrosunun Türk milletinin evrensel barışıyla lâyık olduğu canlılığı bulacağına inanır. Bu ülkü şüphesiz balinaların daha iyi yaşaması için 5 milyar insanın ölmesinden daha yararlı ölümlerle gerçekleşecektir; fakat neticede bunlar “Rubus fruticosus”ların daha canlı renklere sâhip olması için değil, insanlığın onurlu yaşaması ereğiyle yapılacaktır. Şâirin dediği gibi:

“Uyanınca Türk’ün özü,

Gerçekleşir tanrı sözü.

Olur bir gün şu yeryüzü,

İnsanlığın hür meydanı!”

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -