Ana Sayfa 1998-2012 TÜRK TARİHİNİN KAHRAMANLARI LV: NECDET KOÇAK

TÜRK TARİHİNİN KAHRAMANLARI LV: NECDET KOÇAK

- Reklam -

Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ

Türkiye Cumhuriyeti’nin Misak-ı Milli sınırları dışında kalmış, anavatan Türkiye özlemini çeken ve onun yardım elini uzatmasını bekleyen yurt topraklarından birisi de, bugünkü Irak’ın kuzeyini teşkil eden Musul-Kerkük coğrafyasıdır. Türk Milli Kurtuluş Savaşında en çok şehit veren eyaletler arasındaki Musul vilayeti de, 21. asırda Türkiye Cumhuriyeti’nin büyüklük gösterip, kendine destek olmasını beklemiştir. Anayurta yakın olmasından ötürü yıllardır katliamalara maruz kalan Musul-Kerkük Türkleri, günümüzde de aynı sıkıntıları çeken Türk toplulukları arasında başta geliyor.

- Reklam -

Bilindiği üzere Kerkük ve Musul Milli Mücadele yıllarında çizilen Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Bu bölgenin geleceği, yani Musul meselesi 1924’te Lozan’da halledilemedi. Türk heyeti ırkî, siyasî, tarihî, coğrafî ve iktisadî olmak üzere değişik gerekçeler göstererek Musul’un Türkiye sınırları içerisinde bırakılmasını istedi. İngiltere temsilcisi Lord Curzon, İngilizlerin 1919’dan beri havalide bulunduklarını ve bu yüzden mevcut vaziyeti daha iyi bildiklerini ileri sürerek, Musul’un Türkiye’ye verilemeyeceğini söyledi. Bu durumda Birleşmiş Milletlerin hakemliğine başvurulmuş, cemiyet de meselenin çözümünü Lahey Adalet Divanına bırakmıştı. Orada da bir sonuç alınamadı. Bu arada zaten Anadolu’da çıkarılan bazı ayaklanmalarla, Türkiye’nin bu konu üzerinde layıkıyla durmasına mani olundu. Halbuki Mustafa Kemal, güney hudutlarımızın Musul, Süleymaniye ve Kerkük’ten geçtiğini belirterek bunu, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin milli politikası olarak görmüştü. Sonunda 5 Haziran 1926’da Ankara’da taraflar anlaşarak; Musul İngiliz hakimiyeti altındaki Irak’a terk olundu. Bu andlaşma ile Türkiye ve Irak Türkmenlerinin ilişkilerinin koptuğunu söylemek de mümkündür.

Kanlı bir ihtilalle, 14 Temmuz 1958 tarihinde Irak’ta krallık rejimi devrilerek yönetimi Abdülkerim Kasım’ın ele geçirdiğini, Faysal ve Nuri Said’in feci bir şekilde ortadan kaldırıldığını herkes bilmektedir. Bu yeni durumda, Türkler rahat bir nefes alacaklarını zannederlerken, hayal kırıklığına uğradılar. Diktatörlüğe çok hevesli olan Abdülkerim Kasım, Uffeyli diye adla andırılan Acem-Kürt karışımı bir soydan geliyordu. Kürtlerin lideri Molla Mustafa Barzani’yi Irak’a çağırdı. 7 Ekim 1958 günü, 11 yıldan beri Rusya’da bulunan eski terörist Molla Barzani Irak’a döndü. Bağdat’ta görkemli bir devlet töreniyle karşılandı. 1959 yılında Musul’da ayaklanan Arap milliyetçilerinin bastırılması olayında Kasım’a yardım ettiği için çok şımardı. Bu arada Rusya teknik adam adı altında binlerce ajanını kısa zamanda Irak’a sokmuş ve yaptığı kültürel anlaşmalarla da, komünizm fikirlerini her tarafa yayma imkanını bulmuştu. Bugün Kuzey Irak’taki fiilî durumun temelleri o zamandan atılmaya başlanmıştır. Her vakit olduğu gibi uyuyan Türkiye, gizli ya da açık bunu engellemek için bir girişim yapmadı.

Irak’ta pekçok ırktan insan yer almasına rağmen, Türk idaresinde kaldığı müddetçe bu milletler birbirleriyle çarpışmadan, kardeşçe yaşamasını bilmişlerdi. Türkler kendileri yememiş onlara yedirmiş, mübarek topraklar olarak saydıkları bu yerlere kafir ayağı değmesin diye kanını sebil etmişti. Fakat buna karşılık ne gördüler; sadece ihanet! Yukarıdaki gelişmelerin neticesinde Kerkük, Barzani tarafından kurulacak Kürt devleti için en büyük tehditi oluşturuyordu. Savunmasız ve sahipsiz Kerkük Türkü’nü yok etmek, onlar için çok kolaydı. Barzani ve emrindeki Kürt Demokrat Partisi, Abdülkerim Kasım’dan izin almak suretiyle harekete geçtiler. İlk önce, öteden beri Türkleri koruyan Kerkük II. Tümen komutanı Nazım Tabakçalı’yı öldürmekle büyük bir problemden kurtuldular. Üçbinden fazla Türk aydını Turancılık iddiasıyla tutuklandı. Nihayet Irak devriminin yıl dönümü olan, 14 Temmuz 1959 günü komünistler ve Kürtler evlere saldırarak, önlerine geleni kurşunladılar. Türkler bayram nedeniyle kadın, çoluk-çocuk, yaşlı-genç sokaklara çıktıklarından, hiçbir şeyden haberleri yoktu. Binlerce Türk meydanlarda vahşi bir şekilde katledildi. Etleri parçalanarak, köpeklere atıldı. Cesetleri elektrik direklerinde günlerce asılı kaldı. Bu yaşananların ardından arazilerin bir kısmı Türklerden alınarak, Kürt aşiretlere dağıtıldı. Evler ve dükkanlardaki eşyalar kamyonlara yüklenip, yağmalandı. Bütün dünya olanlara seyirci kaldığı gibi, bu olaylar karşısında Türkiye’nin sükûtu, Kerkük Türkü’nü ikinci bir kez daha öldürdü.

Irak, Türklerin doğudan batıya yaptıkları ilk akınlarda Türk vatanı olmuş bir yerleşim bölgesidir. Burada daha Hunlar zamanından itibaren bir Türk varlığı söz konusudur. Dolayısıyla Türkler burayı onbeş asır önceden biliyorlardı. Oniki asırdır da yurt olarak kullanmaktadırlar. İslamın Türkistan’daki ilk fethleri sırasında, Araplar Türklerle karşı karşıya gelmişler ve bu yiğit insanlara hayran olmuşlardı. Onun için Halifeliğin merkezini korumak maksadıyla bölgeye Türk grupları getirildi. Özellikle Selçuklu seferleri neticesinde, kalabalık bir Türk kitlesi Irak ve Suriye gibi coğrafyaları yurt tuttular. Temürlü ve Memluklu çağında da Türk hakimiyetinde kalan Irak toprakları, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı nüfuz alanına girdi. Osmanlı Devleti zamanında bu coğrafya Musul vilayeti ile Kerkük Müstakil Mutasarraflığı şeklinde yönetiliyordu.

- Reklam -

Buralar Türk hakimiyetinden çıkıp, Misak-ı Milli dışında da kaldıktan sonra, insan hafsalasının almayacağı uygulamalarla karşı karşıya kaldı. Herşeye rağmen Anadolu’daki İstiklal mücadelesinin en ön saflarında çarpışan bu kahraman Türk evlatları, dünyada onurlu bir şekilde yaşamak için her zaman ellerinden geldiğince kavgalarını sürdürdüler. Irak Türklerinin bu anlamlı mücadele tarihinde, belki milletine karşı daha çok şeyler yapabilecekken, hayatına alçakça son verilen Türkmen yiğitlerinden birisi de Necdet Koçak’tır.

Mümkün olduğu ölçüde, Türk çocuklarına, Türk atalarının Türklük uğruna giriştikleri fedakârlıkları anlatmak amacıyla yola çıktığımız bu çalışmaya bağlı olarak, bilgiler dahilinde, kısaca Kerkük Türk’ünün ulu çınarlarından Necdet Koçak’ı da tanıtmak istiyoruz.

7 Nisan 1938’de Kerkük’te doğan Necdet Koçak, daha gençlik yıllarında Irak Türkmenlerinin kurduğu gençlik teşkilatında yer almış ve burada faaliyetlerde bulunmuş idi. Bununla birlikte Irak’ta o korkunç 1959 katliamanından bir yıl önce, yani 1958 senesinde Türkiye’ye gelip, Ziraat Fakültesine kaydolduğundan dolayı bu vahşetten kurtulmuştu. Dört yıl kadar Türkiye’de okuduktan sonra, bu dava adamı mezuniyetinin ardından insanlarına hizmet amacıyla Türkmen ülkesine döndü. İki sene devlet memuriyetinde çalışıp, yüksek ihtisasını tamamlamak gayesiyle tekrar Türkiye’ye geldi. 1969’da doktorasını bitiren Necdet Koçak, Bağdat Üniversitesinde göreve başlamış, 1976 tarihinde doçent unvanı almış bir araştırmacı sıfatıyla ilim dünyasına girmiş idi.

Ancak 1970-1980 dönemi, herkesin bildiği üzere Türkiye’de anarşi ve terörün kol gezdiği, Irak cephesinde de 1980’de başlayan İran-Irak Savaşının gölgesinde geçen bir zaman dilimidir. İşte bu karmaşa ortamında, Türkiye kendi dışında olup-bitenlere bigâne kaldığı gibi, Irak’taki Türkmenler de kaos sebebiyle sahipsiz olduklarından dolayı yine eziliyorlar, pekçok baskıya maruz kalıyorlardı. Saddam yönetimi, hiçbir vakit Kürtler kadar Irak devletine açıkça savaş açmayan Türkleri tehdit olarak gürüyor, onları da Kürtlerle aynı muameleye tabi tutuyordu. Irak’ın gidişatı iyi değildi. Bu ülkeyi büyük bir felaketin beklediği gün gibi ortadaydı. Büyük ağabey Türkiye işine geldiğinde Türklerle ilgileniyor, gelmediğinde onların feryatlarına kulaklarını tıkıyordu. Kerkük Türkleri daha evvelce yaşananlardan aldıkları derslere binaen kendi göbeklerini kendileri keseceklerdi. Bunun için de liderliğini Necdet Koçak gibi aydın Türkmenlerin yaptığı bir teşkilatlanma ile Türkmen birliği ve ruhunun canlı tutulmaya çalışılması söz konusuydu. Tabi ki bu vaziyet kanlı Saddam rejimi ile Kürtlerin dikkatini çekti. Türklerin ümitlerini söndürmek amacıyla bu genç Türkçülere bir ders verilmesi düşünüldü. Buna bağlı olarak Albay Abdullah Abdurrahman, Adil Şerif, Rıza Demirci ve Necdet Koçak gibi Türkmen toplumunun önde gelen ve nitelikli fertleri göz altına alınarak, Türkiye’yle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle hapislere atıldılar. Günlerce sorgulamalara ve işkencelere maruz kaldılar ve 16 Ocak 1980’de idam edildiler. Maalesef Türkiye’de bu olayı duyan 3-5 Türkçü’den başka ne devletin, ne de birtakım hainler ve demokrasi adına hak-hukuk isteyen sivil toplum kuruluşlarının sesi çıkmadı.

Ama biz ülküleri, davaları, yüce Türk milletinin onuru için çalışan ve bu uğurda şehitlik mertebesine erişen Türk çocuklarını asla unutmayacağız ve unutturmayacağız.

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -