Ana Sayfa 1998-2012 Türk Rönesansı Yeni Ergenekon

Türk Rönesansı Yeni Ergenekon

Bu başlığı taşıyan birkaç yazı, kitap ve makaleyi hatırlıyorum. Son olarak okuduğum yazı sayın Alper Beşe tarafından büyük bir titizlikle hazırlanan ve araştırma ürünü olduğu kanısını taşıdığım TANIM, MÜZİK RESİM, MİMARLIK, EDEBİYAT, TİYATRO VE SİNEMA, HEYKEL konularını kapsamaktadır.

- Reklam -

Bu yazının gerçekten tarafsız ve fakat Türk kültürü açısından haklı olarak ulusal bir görüşün egemen olduğu, bilimselliği açısından büyük değer ifade eden bir makale hüviyeti taşıdığını vurgulamalıyım.

Aslında devlet politikası açısından pek çok eksikliklerin dile getirilmesi, çok yerinde bir düşünce tarzıdır. Ancak bu konuda Türk Milliyetçiliği-Türkçülük açısından yeni bir tarihsel inceleme olarak Osmanlı’dan sonra TÜRKLÜK BİLİNÇ VE İNANCININ uygulandığı ve İSTİKLÂL SAVAŞI ile başlayan dinamizmin sürekli kabul edildiği bir hareketin adıdır. Şurası açık bir gerçektir ki; İslâmiyet’in kabulü ile başlayan kültür yozlaşmasının temelini Farsça ve Arapça’dan alıntılarla oluşturulan melez bir saray dili, melez bir Osmanlı kültürü meydana getirmiştir. Oysa Sümerler’e kadar uzanan tarihimizde Türk kültürünün kökleri bulunmaktadır. Türk kültürü zengin bir dil e yazı kaynağına sahiptir. Tarih incelemeleri göstermiştir ki, Türk kültürü ve siyasî yaşamı Orhun Kitabeleri’nin öncesinde de büyük ve derin köklere sahipti. Atatürk’ün İstiklâl Savaşı’ndan sonra yaptığı devrimlerden biri olan Türklüğün kültürel yapısının köklerini ortaya çıkarmakla görevli Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarını oluşturması ve çalışmaları başlatmasının temel nedeni de budur. Onun Türk tarihi ve Türk dili konularındaki derin kültürel yapı ve inanca sahip olması, gerek Trablusgarp ve Bingazi savaşlarında ve gerekse onu izleyen Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’nda oluşan ulusal bilinci, İstiklâl Savaşı’nın temel sebebidir. Ancak onun bu inancı, Tanzimat ve ıslahat hareketlerinde görülen köksüz veya Batı taklitçiliğine dayanan bir hareket olmayıp tamamen ayrı özellikte ve nitelikte yeni bir Türk hareketi idi, yeni bir Ergenekon’dan çıkış hareketiydi ve Avrupa Rönesansı’nda bütünlük hareketiydi. Diğer bir deyimle Türklüğün, Batı Rönesansı’ndan farklı, Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracak bir dinamizm idi. Çağdaş uygarlığın gerçekleşmesini sağlayacak ve ulusal sürekli gelişecek dinamik bir hedefti. Bu, Türk ulusunun bütün alanlarda yapacağı atılımlarla Batı’nın 200 yılda gerçekleştirebildiği bir toplumsal hareketler bütünü idi. Diğer bir deyimle Türklüğün, 20. yüzyılın son ürünü olan Quantum felsefesinde ifadesini bulan potansiyel gücünü yukarıda belirtilen Trablusgarp, Bingazi, Tobruk, Balkan savaşlarında filizlenen düşünce sistemi; Birinci Dünya Savaşı’nda gelişmiş bir fidan olmuş, İstiklâl Savaşı’nı bu dinamizmle başlatmış, örgütlemiş ve gerçekleştirmiştir. Ancak savaşın kazanılmasını bir ilk hedef olarak görmüş ve asıl savaşın İstiklâl Savaşı’ndan sonra sosyo-kültürel, ekonomik ve tarihî köklerle modern teknolojinin sentezini yapmayı başarmış ve T.C.’nin geleceğini de Türk gençliğine emanet ederek güvenceye almıştır. Ancak bununla da yetinmeyip dinamik bir hedef olan çağdaş uygarlığın üstünü göstermiş ve binlerce yıllık Türk tarihinin derinliklerinden ilkeler bütünü ile yürünecek yolu belirlemiştir. Bu yolda kesinlikle dünyayı insanlık ailesi sayarak küreselliği Türk milliyetçiliğinin ışığı altında uygulama alanına aktarmıştır. Böylece kültürel gelişmenin yönünü ve gücünü belirlemiştir.

Türk milliyetçiliğini Batı nasyonalizminden ayıran özgür, toplumsal, insancıl, demokratik ve fakat Türkçü felsefe ile senteze ulaştırmıştır. Asıl gücünü, kültür temeline oturtmuş, Türk tarihinin derinliklerindeki bu değerleri ortaya çıkarmış, bu aksiyonun temel ilkeleri ile uygulamış ve 1937’de ölümünden yaklaşık bir buçuk yıl önce anayasa esasları hâline getirmiştir. Binaenaleyh bu ilkeler kesinlikle bir siyasî partinin tekelinde olmayan ulusal ilkelerdir, hamurunda yüzbinlerce şehidin kanı bulunmaktadır.

- Reklam -

İşte Türk rönesansı her yönü ile bir bütündür ve elbette toplumsal davranışların bütünüdür ve bir yenisi yerine konana dek o bütünlük sürecektir.

Ne zaman o ilkelerden kopma eğilimi siyasal yaşamımıza bulaşmış ise, Türk ulusu sıkıntılara uğramış, hortumlamalar, siyasî bezirgânlık, bölücülük, hırsızlık ve ahlâksızlıklar ortaya çıkmıştır.

Ancak bilinmelidir ki, Türk ulusu kaderi bahasına kumar oynanmasına, Türk rönesansının yozlaşmasına kesinlikle izin vermeyecektir. Türk politikacılarının artık bu yozlaşmalardan kopma zamanı gelmiş ve hattâ geçmiştir. Aksi hâlde kendine Cumhuriyetin emanet edildiği Türk gençliği ne bahasına olursa olsun, bu oyunların oynanmasına izin vermeyecek bilinç ve inançtadır.

- Reklam -

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -