Ana Sayfa 1998-2012 Türk arkeolojisine dair

Türk arkeolojisine dair

- Reklam -

Bilimin temel amaçlarından birisi bilinmeyeni ortaya çıkarmak ve insanın merak ve korkularını gidermektir. Bu amaçla bugün var olan her bilim dalı kendi prensipleri ile insanlığa hizmet etmektedir. Bu amaçla hizmet eden disiplinlerden birisi de tarihtir. Tarih insanın “ne idim” sorusuna aradığı cevapları veren bir bilimdir. Tarih kendi metodolojisi ile bu sorulara cevap ararken farklı bilim dallarından da faydalanmaktadır. Tarihin kullandığı yazılı ve yazısız kaynakların gün ışına çıkmasında önemli rol oynayan ve aynı zamanda tarihin yardımcı bilimlerinden birisi olan disiplin ise arkeolojidir. Arkeoloji eski dönemlere ait bilgileri yerin altında arayarak ortaya çıkaran bir bilim dalıdır. İnceleyeceği verilerin yerin altında olması ve buna göre geliştirdiği metodoloji, arkeolojinin zor olan yanıdır.

Her millet kendisi ile ilgili geçmişte varolan bilgileri gün ışığına çıkarmak için özellikle tarih ve arkeoloji biliminden faydalanır. Geçmişi uzun bir dönemi içeren milletler bu yolla sahip oldukları mirası bugün ve geleceğe aktarma çabası içerisindedir. Bu çaba hem zaman hem maddî açıdan büyük külfetleri de beraberinde getirir. Ancak bütün bu zorluklara rağmen bütün ülkeler bu konuda faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Özellikle uzun bir tarihi geçmişe sahip olan milletlerin bu yönü hem kendi bilim adamları hem de yabancı bilim adamlarının ilgi alanlarına girmektedir. Bu bakımdan medeniyetlerin yeşerdiği coğrafyalarda arkeolojik çalışmalar bütün hızı ile devam edegelmektedir. Özellikle Önasya medeniyetlerinin yeşerdiği Mezopotamya, Anadolu, Mısır’a ilave olarak özellikle Eski Yunan ve Roma medeniyetleri de arkeologların önemli faaliyet alanları içerisindedir.

Bütün bu medeniyetler kadar eski olan Türk medeniyetinin de arkeolojik çalışmalara ihtiyacı göz ardı edilmemelidir. Ancak ge elin görün ki bu konuda yapılan çalışmaların azlığı hiçlikle ifade edilebilecek durumdadır. Maalesef ne Türk arkeologları ne sanat tarihçileri ne de Türk tarihçileri bu konuda yeterli çaba içerisindedir. değillerdir. Bütün Türkistan coğrafyasının tüm bakirliği ile arkeolojik kazıları beklediği bir ortamda bu faaliyetler büyük oranda başka milletlerin arkeologlarının ilgi sahalarına girmektedir. Son olarak 1891 yılında Rus âlim Radloff’un yaptığı kazılardan uzun zaman sonra Türkiye tarafından ilk defa son senelerde Başbakanlığa bağlı Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA)’nın bu konudaki istekli ve azimli faaliyetlerini burada belirtmek gerekir. Özellikle 2001 ve 2003 yıllarında tarihçi Prof. Dr. Saadettin Gömeç ve ekibinin yaptığı arkeolojik kazı faaliyetleri ve buna bağlı olarak yürütülen restorasyon ve anıttaki heykellerin müze olarak kullanılmak üzere yapılan depoya taşıma faaliyetleri son derece önemlidir.1 Ancak nedense kazı çalışmalarının henüz Bilge Kağan anıt mezarındaki bölümü bile bitirilmemişken ve Költigin ile Tonyukuk anıt mezarlarında kazı ile ilgili ön çalışmaların yapılmış olmasına rağmen hiçbir arkeolojik kazı yapılmadan sona erdirilmesi hayret vericidir. Ne yazık ki Türkler bugün bile Költigin anıtı ile ilgili arkeolojik verileri Çekoslovakyalı bir arkeolog olan L. Jisl’in 1958 yılında iki aylık gibi kısa bir sürede biraz da acele ile doğu-batı eksenindeki tek yönde yaptığı kazı sayesinde öğrenebilmektedir.2 Ayrıca L. Jisl’in kazısının Költigin anıt mezarına verdiği tahribatı yine bu çalışma sırasında çekilen günlük hatıra resimler gözler önüne sermektedir.

- Reklam -

Bugüne kadar tarih ve türkoloji öğrencilerine Türk kültürünün ilk yazılı kaynakları olarak tanıtılan Orkun Abidelerinin içeriği konusunda bile yeterli bilgilerin verilemediği bilinmektedir. Yazılı taşların varlığı ile bunların Türk kültürü ve tarihi için ilk kaynaklar olduğundan öte geçemeyen bu bilgilerin, Bilge Kağan anıt mezarında yapılan arkeolojik kazılar sonunda ne kadar yetersiz olduğu kazı çalışmalarının sonuç kitaplarında gözler önüne serilmektedir. Nitekim bu çalışmalardan elde edilen bilgiler, İç Moğolistan bozkırlarında yıkık dökük olarak terkedilmiş bulunan bu tarihî eserlerin aslında bir medeniyetin bütün ihtişamını yansıtan anıt mezarlar olduğunu göstermektedir. Nitekim arkeolojik kazıların bazen on yıllarca sürdüğü göz önüne alındığında kısa sayılabilecek bir süre de yapılan arkeolojik çalışmalar Orkun anıt mezarlarının bütün özelliğinin ortaya çıkması soncunu doğurmuştur. Ancak az önce de ifade edildiği gibi Orkun Abideleri ile ilgili yürütülen kazı çalışmaları devlet politikası olarak devam ettirilmesi gerekli iken yarım bırakılmış durumdadır. Şu an yapılan yerin üstündeki anıt ve ona bağlı olarak bulunan heykellerin bulundukları deponun müzeye çevrilmesi ve bölgenin ulaşımını sağlayan otoyolun yapılması ile sınırlıdır. Ancak her zaman olduğu gibi işin özü olan arkeolojik kazılar bir tarafa bırakılarak şekil ile ilgilenme nüksetmiştir. Zarfa değil mazrufa bakmak gereği bir gün anlaşılır ümidi bir tesellidir.

Kaldı ki sadece bu anıt mezarlar değil, bunun dışında Moğolistan bozkırının hemen her tarafı kurgan (mezar) larla dolu olup belki de her birinde ayrı ve farklı bir tarihî/arkeolojik verilerle dolu yeraltındaki miras açılacağı günü beklemektedir.

Öte yandan tarih boyunca değişik coğrafyalarda yaşamış Türklerin bulundukları hemen her bölgede yürütülmesi gereken arkeolojik kazılar A. Toynbee tarafından ortaya atılan “göçebelik nazariyesi”nin geçerliliğini yitirdiği, en azından Türklerin bu genelleme içerisine sokulamayacağı gerçeğini belgeleriyle ortaya çıkmıştır

Türk arkeolojik kazılarının çalışma sahası sadece Türkistan coğrafyası değildir. Türklerin yaşadıkları ve hüküm sürdükleri bütün yerler ve tabi ki özellikle Anadolu coğrafyası bu alan içerisindedir. Türk arkeolojik çalışmalarının gerçekleştirilmesi ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerinden kalma eserlerin gün ışığına çıkarılarak restorasyonunun yapılması yine Türk milletinin üzerine düşen tarihî bir sorumluluktur. Tabi ki bu konuda en büyük görev Türk üniversitelerinin Arkeoloji bölümlerine ve arkeologlarına düşmektedir. Hatta Türk üniversitelerinin arkeoloji bölümleri içerisinde Klasik Arkeoloji (eski Yunan ve Roma ), Protohistoria ve Önasya Arkeolojisi gibi Genel Türk Arkeolojisi adı ile anabilim dalının kurulması bir zorunluluktur. Kurulacak bu birim sadece Türklerin yer altındaki ve yer üstündeki arkeolojik verileri ile ilgili çalışmaları yürüterek Türk kültürüne hizmet etmelidir. Bu konuda tabi ki Türk üniversitelerinin de bu çalışmalara maddî ve manevî destek vermesi gerekmektedir.

- Reklam -

Türk kültür mirasları ile ilgili arkeolojik kazıları en azından yabancı arkeologlar kadar Türk arkeologların da yapmaları gerekmektedir. Bu konuda çaba sarfeden Türk bilim adamlarının hizmetleri ilmî olduğu kadar hissî bakımdan da değerlidir ve bu millet bu hizmetleri asla unutmayacaktır. Kültür mirasları gelecek nesillere aktarılarak geçmişle bağ sağlamlaşır ve böylece devamlılık sağlanarak millî kimlik yaşatılır.

DİPNOTLARI

1- Kazı sonuçları için bkz. Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları, TİKA yay. Ankara 2003 ve Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları, TİKA yay. Ankara 2005

2- Bu kazı ile ilgili bilgi için bkz. L. Jisl “Kül-Tigin Anıtında 1958’de Yapılan Arkeolojik Araştırmaların Sonuçları”, Belleten, XVII/107, (Ankara 1963)

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -