Ana Sayfa 1998-2012 TARİHTE BU AY :Şanlı Plevne Savunması

TARİHTE BU AY :Şanlı Plevne Savunması

10 Aralık 1877: Gazi Osman Paşa’nın Plevne Savunması târihin altın sayfalarına yazıldı. 1877-1878 Osmanlı – Rus Savaşı sırasında Osman Paşa, Rusların elinde bulunan Plevne şehrini aldı. Ruslar şehri geri almak için takviyeli güçlerle saldırıya geçtiler. Paşa, Rusların çekilmesini sağladı. 30 Temmuz’da yeni bir saldırı düzenlediler, yine geri çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Rus Çarı, müttefik ülkelerden yardım istedi. Müttefikler, 60.000 kişilik bir ordu ile saldırdılar. 12 saat süren çarpışmalarda yenik düşen yine Ruslardı. Bu üçüncü savaştan sonra Osman Paşa’ya Gazi unvanı verildi. Ruslar bu defa 90.000 kişilik bir ordu ile şehri kuşattılar. Aylar süren kuşatma sebebiyle şehirde yiyecek, silâh, yakacak ve ilaç sıkıntısı baş gösterdi. Gazi Osman Paşa bir huruç hareketi yaparak çemberi yarmayı başardı. Paşa’nın atı öldü, kendisi ayağından yaralandı. Paşa, Ruslar tarafından esir alındı. Gösterdiği cesaret ve kahramanlık sebebiyle Ruslar, Gazi Osman Paşa’ya saygılı davrandılar. Kılıcını kuşanmasına izin verdiler. Paşa, Sultan İkinci Abdülhâmid Han’ın teşebbüs ve ricaları üzerine Ruslar tarafından serbest bırakıldı. Gazi Osman Paşa İstanbul’a döndü. Saray Mareşallığı görevine tâyin edildi. O günlerin hâtırasına yazılan

- Reklam -

Tuna nehri akmam diyor / Etrafımı yıkmam diyor

Şanı büyük Osman Paşa / Plevne’den çıkmam diyor.

Mısralarıyla başlayan Gazi Osman Paşa Marşı, günümüzde de zevkle dinlenmektedir.

Osmanlı’nın ezeli düşmanı Rusya, ilk hücumda ve kısa bir zamanda Osmanlı ordusunu mağlûp edip, İstanbul önlerine varmayı hayal etmişti. Bu hayali kuvvetlendirecek hareketler de yok değildi. Kuzeyden hücuma geçecek olan Rusları durduracak iki müdafaa hattı vardı. Tuna Nehri ve Balkanlar silsilesi… Ruslar bu engeli de hemen hemen hiçbir zorluk görmeden geçmişlerdi.

Çarın kardeşi Grandük Nikola Nikolayeviç’in başkumandanlık ettiği Rus lar, Berkofça dağlarını aşmışlar, bugünkü Dobruca ve Bulgaristan topraklarına ulaşmışlardı. Bu ana kadar ciddi bir mukavemetle karşılaşmayan Ruslar hayallerinde İstanbul’u görmeye başlamışlardı… Rusların bu hareketi devam ederken, Osman Paşa’ya Ruslara karşı durmak üzere hareket emri verildi. Bunun üzerine Osman Paşa, Vidin’den hareket ederek beraberindeki 25 piyade taburu, 12 süvari bölüğü, 48 sahra topu ve 6 dağ topu ile birlikte, bir haftalık bir yürüyüşle Plevne önlerine gelmiş; şehri Ruslardan alarak, derhal doğru dürüst bir kalesi olmayan ve müdafaaya elverişli olmayan Plevne’yi tahkim etmeye girişmiştir

Balkanlardan güneye sarkmak için Plevne engelini aşmak mecburiyetinde olan Ruslar, henüz yeni gelmiş, Osman Paşa kuvvetlerine karşı 20 Temmuz 1877’de saldırıya geçmiştir. Bu ilk saldırıda, kahraman askerlerimiz başlarında Osman Paşa ile düşmana karşı dururlar. Bu çarpışmalarda Ruslar 2874 ölü ve büyük ölçüde mühimmat bırakarak kaçarlar. Moskoflar, savaşın başındaki kolay başarıları yüzünden ilerlemelerini devam ettireceklerini ummuşlardı. Fakat bilmiyorlardı ki, karşılarında, tarih boyunca destanlar yazan imanlı askerler ve başlarında da Osman Paşa gibi bir serdar vardı… Tecrübeli, cesur, imanlı kumandaların elinde olan bu şanlı ordu, tarih boyunca zaferden zafere koşmuştu. Ruslar maddî güçlerine güvenerek, 30 Temmuz’da yeniden saldırdılar. Bu defa 184 top ve 50 bin askerle birlikte… Buna mukabil, Osman Paşa’nın elinde 58 top ve 23 bin asker vardı. Bu ikinci saldırıda da hüsrana uğrayan Ruslar, 7305 ölü verdikten sonra, gerisin geri kaçtılar.

- Reklam -

Rus ordusu Plevne önlerinde mıhlanıp kalmıştı. Osman Paşa ve mâiyetindeki askerler düşmana göz açtırmıyor, bir adım bile ilerlemelerine müsaade etmiyorladı… Bütün dünyanın dikkati Plevne’deydi. Bir avuç Osmanlı askeri, Rus ordusuna meydan okuyor, perişan ediyordu. Yakılan türküler yıllar boyu dillerden düşmemiştir.

Karadeniz akmam dedi,

Ben Tuna’ya bakmam dedi,

Yüz bin Moskof gelmiş olsa,

Osman Paşa korkmam dedi.

- Reklam -

İman dolu sinede korku izi bulunabilir mi?.. Düşmanın sayı itibariyle çokluğu sarsılmaz imana sahip insanlar karşısında bir kıymet ifade edebilir mi?… Bunun cevabı Plevne’de verilmiştir. Bütün hırslarıyla saldıran Ruslar, Osman Paşa kumandasındaki Osmanlı askerlerinden yedikleri darbelerden sonra, bütün kuvvetleriyle Plevne önlerine gelmeye başlamışlardı. Rus Çarı İkinci Aleksandr bizzat gelerek muharebeleri yakından takip etmiştir. Son Rus ihtiyatları Plevne önlerine getirilir… Gözleri öylesine korkmuştur ki, bütün bunlarla da yetinilmez. Çar, Romanya Prensi Birinci Karol’a bir telgraf çekerek yardım ister. Telgraf manâlıdır: “İmdadımıza gel! İstediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna’yı geç! Acele Plevne’de yardımımıza yetiş! Mahvoluyoruz! Hristiyanlık, dâvasını kaybetmek üzeredir!” Bu telgraf üzerine Kral Karol, 3 piyade, 1 süvari tümeni ve 108 topla Rus ordusuna katılır.

Ruslar yine perişan oluyor

Ruslar ve Rumenlerden oluşan birlikler Plevne’ye karşı hücuma geçtiler. 7 Eylül’den itibaren 432 top, geceli gündüzlü Plevne’yi dövmeye başladı. Dört gün aralıksız devam eden top ateşinden sonra, 11 Eylül’de taarruza geçen Ruslar ve Rumenler, ancak kendilerinin dörtte biri kadar olan Osman Paşa kuvvetleri karşısında perişan oldular. Bu üçüncü saldırıda da Ruslar, 3’ü general ve 350’si subay olmak üzere 15 bin 553 ölü vermiştir.

Plevne önlerinde bu muharebeler devam ederken, Osmanlı Ordusu diğer taraftan Sırbistan ve Karadağ ile de savaşmaktaydı. Plevne iki yönden Ruslar tarafından kuşatılmıştı. Yalnız güneydoğu ve güneybatıdaki Sofya – Plevne yolu açıktı. Savaşarak Plevne müdâfilerini mağlûp edemeyeceklerini anlayan Ruslar, tam ruslara yakışır bir yola başvurdular. Plevne’yi dört bir taraftan sararak kuşatma altına almak, böylelikle, erzak ve mühimmat yardımı alamayacak olan kuvetleri teslime zorlamak…

Bu plânı tatbik için 3 Eylül’de, Plevne’nin güneydoğusunda, Osman Suyu’nun doğu kıyısı üzerindeki Lofça’yı işgal ettiler. Daha sonra 28 Ekim’de güneybatıdaki Sofya-Plevne yolunu da kapattılar. Böylelikle Plevne’yi dört bir yandan kuşatmış oluyorlardı… Müdâfiler erzakları, cephaneleri bitene kadar vuruşmaya devam ettiler. Son kurşunu da atıp, yiyecek bir şey kalmayıncaya kadar dayandıktan sonra, yine de teslim olmadılar.

Osman Paşa, 10 Aralık gecesi kaleden çıkıp düşman saflarını yararak, beraberindekilerle birlikte düşman hattını geçmeyi planladı ve planını tatbik etti. Vuruşa vuruşa ilerlerken, bir kurşunla dizinden yaralandı. Dizini delip geçen kurşun atına da isabet etmiştir…

Kahraman kumandan yaralı olarak teslim alındı. Rus başkumandanı ve Çar, Osman Paşa’yı tebrik edip kılıcını iade ettiler. Üçüncü Plevne zaferinden sonra, Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından Gazi unvanı verilen Osman Paşa, bir süre esir olarak Rusya’da kaldıktan sonra, Ayestefanos Antlaşması’nın imzalanması üzerine İstanbul’a geldi.

4 ay 23 gün Plevne’de Ruslara karşı koyan ordunun kumandanı Gazi Osman Paşa’nın İstanbul’a gelişinde, Sultan İkinci Abdülhamid Han, bu şanlı askerimizi kucakladı ve ‘sen benim yüzümü ağarttın. İki cihanda da yüzün ak olsun!” Diye dua etti. Daha sonra Mabeyn Müşiri olan Gazi Osman Paşa, vefatına kadar bu vazifede kaldı.

Düşmanın dahi takdir etmeye mecbur kaldığı bu faziletli kumandan, marşlarla dillerde, hatırasıyla gönüllerde yaşaya gelmiştir. Halâ söylenir:

Kılıcımı vurdum taşa

Taş yarıldı baştan başa

Şanı büyük Osman Paşa

Askerinle binler yaşa…

5 Nisan 1900’da rahmet-i Rahman’a kavuşan Gazi Osman Paşa’nın mezarı Fatih Camii haziresindedir.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -