Ana Sayfa 1998-2012 Tarih Boyunca Türkçülük Türkçülükte İlmî Yönelişler

Tarih Boyunca Türkçülük Türkçülükte İlmî Yönelişler

- Reklam -

19.yüzyılın sonlarında dil ve tarih Türkçülüğü hayli gelişmiş bulunuyordu. Fakat, bütün bunlar, arayış safhasındaki ilk emek olmaktan öteye geçmiyordu. Türkçülüğe henüz ilmî bir görünüm verilememişti. O dönemde yaptığı çalışmalarla, ilmî Türkçülük yolunda ilk adımları atan, Necib Âsım (Yazıksız) olmuştur.

Necib Âsım, Kilis’in tanınmış ailelerinden Balhasanoğullarına mensuptur. Bu aile, eski bir sipahi ailesidir. Necib Âsım, ilk öğrenimini Şam’da, orta ve yüksek öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Harb Okulu’ndan mezun oldu. İlk milliyet şuurunu, Şam’da iken edinmiş olduğu anlaşılıyor. Zira, Şam, o sırada Araplık gayretinin yoğun olduğu bir beldeydi. Türklere yabancı imişler gibi muamele edilirdi. Kır kahvelerinde Arapça bilenler beş paraya, bilmeyenler on paraya kahve içebilirlerdi. Necib Âsım, Arap hocaların kendisine zulmettiklerini belirtmektedir. Bütün bunlar, onun ruhunda isyan fırtınaları estirmiş ve sebepleri üzerinde düşünceye sevk etmiş olmalıdır.

- Reklam -

Necib Âsım, askerî öğrenimine devam ederken özel dersler almaktan da geri kalmıyordu. Bu suretle edebî kültürünü genişletiyordu. Henüz lise öğrencisi iken kitabet (kompozisyon) ve edebiyat derslerinde Türkçülük eğilimi gösteriyordu. Türk edebiyatına örnek olarak okutulan, Arapçası ve Acemcesi bol eserlerden hoşlanmaz, saf Türkçe ile yazılar yazmaya çalışırdı.

Necib Âsım Beyin ilim, edebiyat ve basın hayatını öğrenmesinde, Ahmet Midhat Efendi ile olan tanışıklığının rolü önemlidir. Onunla henüz lise öğrencisi iken tanışmış, Beykoz’daki yalısına devama başlamış, burada geniş bir çevre edinmişti. Bu dostluğu uzun yıllar devam edecektir.

- Reklam -

O zamanlar, Türkler hakir görülür, Türk soyundan birçok aydın, kendisini “Osmanlı” olarak adlandırır, Türklerden de “Etrak-ı bîidrak” (İdraksiz Türkler) olarak bahsedilirdi. Türk kelimesi yazılırken, araya “ü” sesini veren “v” (vav) yazılmazdı. Necib Âsım Bey, “Türk”ü vav ile yazmaya başlamıştır. Bu suretle “Etrak-ı b îidrak” yazılması mümkün olmaktan çıkıyordu. Necib Âsım, bu yüzden, biraz da küçümseyici bir ifade olarak “Vav’lı Türk” diyen anılmıştır.

Necib Âsım’ın ilk yazıları, henüz Harb Okulu’nun son sınıflarında iken, Ahmet Midhat Efendinin çıkardığı Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanmaya başlamıştı. Bunlar, daha çok fennî konuları içeriyordu. Ahmet Cevdet, İkdam, gazetesini çıkarınca, Necib Âsım da yazılarını oraya vermeye başladı. İkdam, Türkçülük çizgisi belirgin olan bir gazeteydi ve başlığının altında “Türk gazetesidir” ibaresi bulunuyordu. Bu gazetede, Türkçülük sahasının tanınmış şahsiyetleri makaleler yayımlıyorlardı.

Necib Âsım Beyin İkdam gazetesindeki yazıları, gittikçe Türk tarihine, diline, etnografyasına doğru bir seyir göstermekteydi. Bu yazılar geniş yankılar uyandırmaya başladı. Yazarın şöhreti Avrupa’ya kadar yayıldı. Özellikle dil konusunda savunduğu görüşler dikkatleri çekti. Türkçenin sadeleşmesi görüşünü ileri süren Necib Âsım, tam bir tasfiyeci değildi. Dil konusundaki görüşlerini şöyle açıklıyor:

“Yazmak istediğim, özendiğim şey, Türkçemizin mütemeddin (medenî) bir kavim lisanı olduğunu ve gelişmesine hizmet olunursa bugünkü Avrupa lisanlarından aşağı kalmayacağını ispattı. Hattâ sade Türkçe birkaç makale yazışım da bu maksada yönelmişti. Bunu görenler, lisanımızdan bütün Arapçadan, Farsçadan, Avrupa dillerinden aldığımız kelimeleri çıkarıp yerine Çağataycadan, Kıpçakçadan, Özbekçeden, Azerbaycancadan vesaireden kelimeler koymak istiyorum sandılar… Yine tekrar ederim, fikir ve görüşüm hiç de öyle değildir. Özendiğim şey bugünkü Osmanlıların, amma hani ya terbiye ve bilgisi orta hâlli olanlarının hepsine yazdığımızı anlatacak bir lisan kullanmaktır. Arapçadan ve Farsçadan aldığımız kelimelerin lüzumlularını, yaygın olanlarını çıkarmak lisanı züğürtleştirir. Hattâ, Avrupa lisanlarından almamakta tasassup göstermek yine öyledir.”

Necib Âsım, askerî okullarda öğretmenlik yapıyor; Türkçe, Fransızca ve tarih dersleri veriyordu. Bu dönemde, okullar için tarih, coğrafya ve dilbilgisi kitapları kaleme almıştı. Rütbesi albaylığa kadar yükseldikten sonra emekli olmuştu. 1908 Meşrutiyetin ilânından sonra kurulan Türk Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığa getirildi. Aynı dönemde Türk Yurdu dergisinde yazmaya başladı. Bilgi, Edebiyat Fakültesi Mecmuası, Türk Tarih Encümeni Mecmuası gibi yayın organlarında Türkolojiye dair önemli makaleler yayımladı. Başka ülkelerdeki Türkoloji dergilerinde de araştırmaları yayınlanıyordu. Bunlar, Macaristan’da yayınlanan Keleti Szemle ve Fransa’da çıkarılan Journal Asiatique gibi ilmî dergilerdi. Ayrıca, Paris’te faaliyet gösteren La Société Asiatique (Asya Cemiyeti)’e üye seçilmişti. İlmî çalışmalarına takdir nişanesi olarak, 1892’da Şikago’da açılan sergide kendisine bir madalya ve diploma verilmişti.

Necib Âsım Bey, emekli olduktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde Türk Dili Tarihi ve Türk Tarihi profesörlüklerine getirildi. Bu nitelikleriyle, İstanbul Üniversitesi’nde Türkolojinin kurucusu sayılmaktadır.

Necib Âsım’ın Türkoloji alanındaki çalışmaları, öncülük vasfını taşıyacak kadar önemlidir. Eski Türk alfabesini “En eski Türk yazısı” başlıklı makalesi ile tanıtan, Necib Âsım oldu. “Eski Savlar” adlı kitabı ile Türk atasözleri üzerinde durdu. Orhun Abideleri’nin metnini ve tercümesini neşretti. “Millî Aruz” adındaki eseri yayımladı. Ayasofya Kitaplığı’nda bulduğu, Uygur ve Arap harfleri ile yazılmış Atabetü’l-Hakayık’ı ilim âlemine tanıttı ve bir önsözle birlikte yayımladı. Daha sonra, Kilisli Rifat (Bilge) Beyin bulduğu bir başka Atabetü’l-Hakayık nüshasını, kendi bulduğu ile karşılaştırarak aralarındaki farkları belirtti.

Necib Âsım, Türk tarihi üzerinde de çalıştı. Léon Cahun’ün “Asya Tarihine Giriş” adlı eserinden geniş ölçüde yararlanarak ve doğu kaynaklarına da başvurarak Türklerin İslâm öncesi tarihini ilk defa bir bütün hâlinde kaleme aldı. Bu eserin ancak birinci cildi yayımlanabilmiştir. Yine Léon Cahun’ün “Gök Sancak” adlı tarihî romanını Türkçeye çevirmiştir. Bu kitapta, Türk ve Moğol kavramları birbirine karıştırılmış olmakla beraber, eser, zamanında ilgi ve heyecanla okunmuştur. Türkçülüğün hızla gelişmesinde Gök Sancak’ın önemli bir payı vardır.

Necib Âsım’ın bu çalışmaları, Türk aydınlarının Türk diline ve Türk tarihine bakış açılarında olumlu değişikliklere yol açmıştır. Türkoloji ile paralel gelişen Türkçülük, Necib Âsım’ın faaliyeti sayesinde alâka toplamaya başlamıştır.

Necib Âsım, 1927 seçimlerinde milletvekili seçilerek TBMM’ye girmiştir. Siyasî faaliyetin yanısıra, Türk Dil Kurumu’nun da çalışmalarına katılmıştır. Esasen, daha cumhuriyetten önce Tarih-i Osmanî Cemiyeti’nin üyeleri arasında bulunuyordu.

Türkçülüğün bu büyük şahsiyeti, millî endişelerini, kaygılarını, tasavvurlarını her alanda göstermiştir. Türk musikisinin, halk müziğinin motifleri alınarak Batı müziğinin tekniği ile düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmüş ve Macarların bu yoldaki faaliyetini örnek göstermiştir. Bu görüşü, klâsik Türk musikisini savunanlar tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Ali Şîr Nevâî’nin Muhakemetü’l-Lûgateyn adlı ünlü eserini, şairin biyografisini de ekleyerek, Veled Çelebi ile birlikte yayımlayan da odur.

Necib Âsım’ın yirmiden fazla eseri yayımlanmıştır. Bunların içinde, eski tarihçilerin Arapça eserlerinden tercümeler, Bektaşi İlmihali gibi eserler de vardır. Ancak, Necib Âsım’a asıl şöhretini kazandıran ve en faydalı olduğu alan Türkoloji alanıdır. Bu çalışmalarını sadece ilim kaygısı ile yapmamış, Türklük şuurunun uyandırılması için de bir vesile saymıştır. Bu itibarla, Necib Âsım’ın çalışmaları, yakın dönem Türkçülük tarihinin önemli bir safhasını meydana getirmektedir.Kendisinden sonraki Türkçülere, büyük ölçüde bilgi birikimi ve elverişli bir ortam hazırlayan Necib Âsım’ın hâtırası minnetle yâd edilmelidir.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -