Ana Sayfa 1998-2012 Tarih Boyunca Türkçülük İlk Dernek, İlk Dergi

Tarih Boyunca Türkçülük İlk Dernek, İlk Dergi

- Reklam -

Meşrutiyet, Türkçülüğün teşkilâtlanma safhasında bir dönüm noktası, daha doğrusu bir başlangıç sayılabilir. Türkçülük, Sultan II. Abdülhamid’in demir yumruklu yönetiminde ilim, fikir ve sanat alanlarında -şüphesiz, padişahın müsamahası ile- hayli gelişme göstermişti. Ama, dönemin siyasî şartları, ilk Türkçülerin bir cemiyet çevresinde toplanmalarına imkân vermiyordu. Bu imkâna, ancak Meşrutiyetin sağlandığı hürriyet ortamında kavuşulabildi.

Meşrutiyetten önce her türlü cemiyetin kurulması son derece zor, hattâ imkânsızdı. Hele milliyet (Türk milliyeti bile olsa) esasına dayanan bir cemiyet meydana getirmek hayâl bile edilemezdi. Türk ve Müslüman olmayanlar, edebiyat maskesi taşıyan yahut hayır işlerine yönelmiş görünen birçok cemiyet kurmuşlardı. Osmanlı’nın, Türk olmayan tebaaya yüzyıllardan beri gösterdiği hoşgörü hâlâ yürürlükteydi.

- Reklam -

Yusuf Akçura, damarlarında dolaşan inkılâpçılık ateşinin de etkisiyle, Meşrutiyetin ilânından birkaç ay sonra İstanbul’a geldiğinde böyle bir manzarayla karşılaşmıştı. O zaman durup düşünmüştü: Türklerin, hele Türkçülerin bir derneği neden olmasın? Neden bir araya gelip, Türkçülüğün birleşmesi ve yücelmesi uğrunda çalışmasınlar?

Yusuf Akçura, daha önceden tanıdığı Necib Âsım ve Veled Çelebi gibi Türkçüleri ziyaretle işe başladı. Siyasî olmayan, tamamen kültürel hizmetlere yönelmiş bir Türk cemiyeti kurulmasını teklif etti. Onlar, bu yolda rehber vazifesi görebilirlerdi. Yusuf Akçura’nın bu düşünceleri kabul gördü. İleri gelen Türkçüler, kısa bir süre sonra, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler) müdürü Celâl Beyin odasında toplandılar. “Türk Derneği” adını taşıyacak bir derneğin tüzüğünü hazırladılar. Bu tüzükte, derneğin amacı şöyle belirtiliyordu:

- Reklam -

“Cemiyetin amacı, Türk diye anılan bütün Türk kavimlerin geçmişteki ve şimdiki eserlerini, işlerini ve mahiyetini öğrenme ve öğretmeye çalışmak, yani Türklerin eski eserlerini, tarihini, dillerini, halk ve yüksek zümre edebiyatlarını, etnografya ve etnolojisini, sosyal durumla ını ve şimdiki medeniyetlerini, Türk illerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp taraştırarak ortaya çıkarmak, bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin açık, sade, güzel bilim dalı olabilecek şekilde geniş ve medeniyete elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlâsını ona göre uygulamaktır.”

Amaç maddesinden de anlaşılacağı gibi, Türk Derneği bir nevi Türkoloji enstitüsü niteliğindedir. Türk dünyasının siyasî durumu ile doğrudan doğruya ilgilenmemektedir. Ancak, gözden kaçırılmaması gereken husus, bu amaçların gerçekleşmesi ile siyasî alanda bir zemin oluşturulacağıdır.

İlk toplantıyı takip eden günlerde gazetelere verilen bir ilânda, bu toplantıya katılanlarınadları belirtilmiştir: Ünlü gazeteci ve romancı Ahmed Midhat Efendi, Emrullah Efendi, Türkoloji bilgini Necib Âsım ve Bursalı Tahir beyler, daha sonra Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinde komiserlik görevi üstlenecek olan Korkmazoğlu Celâl Bey, Yusuf Akçura, Mevlevî postnîşini Veled Çelebi Efendi, tarihçi Ârif Bey, iktisat hocası Akyiğitoğlu Musa Bey, Fuad Raif Bey, sonra Londra Büyükelçisi olacak olan Ahmed Ferit (Tek) Bey, Agop Boyacıyan, şair ve filozof Rıza Tevfik (Bölükbaşı).

8 Ocak 1909’da kurulan Türk Derneği’nin 4. maddesi “Derneğin amacına hizmet etmek isteyen herkesin, dinine, soyuna ve uyruğuna bakılmaksızın, yönetim kuruluna sözlü veya yazılı başvurusu hâlinde üyeliğe kabul edileceği”ni belirtiyordu. İlmî nitelikte bir dernek için bunun yadırganacak bir tarafı yoktu. Derneğin faaliyette bulunduğu süre içinde üye olan 63 kişi arasında Prof. Gordlevsky, Dr. Karaçon, Prof. Martin Hartman gibi şarkiyatçılar; Agop Boyacıyan ve Antuvan Tıngır gibi gayrımüslim Osmanlıların bulunması, o dönem için tabiî addedilmişti.

Diğer üyeler arasında, millî şair olarak geniş bir şöhret kazanmış olan Mehmed Emin (Yurdakul), Türkçülüğün ilk müjdecilerinden İsmail Gaspıralı, gazeteci-yazar Hüseyin Cahid (Yalçın), Azerbaycan Cumhuriyeti’nde başbakanlık yapacak olan Yusuf Beyzâde Nesib Bey, Ağaoğlu Ahmed, Azerbaycan’ın tanınmış yazarı Hüseyinzâde Ali, Ispartalı Hakkı, Dr. Fuad Sabit ve Mehmed Fuad (Köprülü) gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.

Türk Derneği’nin, dönemin ileri gelen bazı aydınları ve siyasetçileri tarafından ilgiyle karşılandığı anlaşılıyor. Prens Said Halim Paşanın, Köse Raif Paşanın ve saraya yakınlığı ile bilinen ünlü edib Halid Ziya Beyin, üye olmasalar da derneğe para yardımında bulunmaları bunun işaretidir.

Türk Derneği, amacına ulaşmak için ilmî yayınlar yapmıştır. Bunlar arasında Necib Âsım Beyin “Türklerin Pek Eski Yazıları” ile Bursalı Tahir Beyin “Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri” adlı eserleri dikkat çekicidir…

Dernek, kendi adını taşıyan (Türk Derneği) bir de dergi yayınlamıştır. Türk Derneği dergisi ayda bir çıkıyordu ve “Türklüğe ait incelemeleri hâvi” idi. 1911’de yayın hayatına giren Türk Derneği, ancak yedi sayı yayımlanabilmiştir.

Türk Derneği’nin yönetim kurulu toplantıları düzenli olarak yapılmıştır. Ayda bir yapılan toplantılara, devlet yönetiminde görev almaya hazırlanan genç inkılâpçılar da ilgi göstermiştir. Ancak bir süre sonra, derneğin faal üyelerinden bir kısmı İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldılar. Albay olan Raif Fuad ve Necib Âsım, kıtalarının başına gittiler. Veled Çelebi Efendi, Konya büyük çelebiliğine tayin edildi. Yusuf Akçura da, önce Sen Petersburg’a, birkaç ay sonra da Berlin’e gitti. Bu durumda derneğin yönetim kurulu toplantıları seyrekleştiği gibi, Türk Derneği dergisi de kapanmak zorunda kaldı (1912 sonları).

ooo

Henüz resmen iktidarda olmamasına rağmen İttihat ve Terakki Cemiyeti, Meşrutiyetin ilânından sonra, devlet yönetiminde etkili olmaya başlamıştı. Cemiyetin önde gelen isimlerinden Enver Bey “Hürriyet Kahramanı” olarak anılıyordu ve kısa zamanda yaygın bir şöhrete sahip olmuştu. Aslında, posta idaresinde bir memur olan, fakat Cemiyetteki ağırlığı gittikçe ön plâna çıkan Talât Bey yeni yeni tanınıyordu. Onların iyice belirmiş ideolojik bir görüşleri yoktu. Belki de bu sebeple, hâlâ geçerliliğini koruyan İttihad-ı Anâsır yani Osmanlıcılık fikrini savunur görünüyorlardı. Türkçülüğe karşı değillerdi. Ama, hayâllerini süsleyen, Anadolu’da ve Orta Doğu’daki Arap ülkelerinde hüküm sürecek bir Osmanlı Devletiydi. Halbuki Türkçülerin önünde daha geniş ufuklar vardı. Onlar, Türk dünyasına yönelmişlerdi Osmanlı aydınları için böyle bir dünyanın keşfi, henüz yeni bir olguydu. Bunun heyecanını duyuyorlar, kültürel çalışmalarla bu gerçeğe dikkatleri çekmek istiyorlardı. Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı çalışması (bu defa Ali Kemal ve Ahmed Ferid beylerin cevaplarını da içine almak suretiyle) yeniden yayınlandığında daha geniş ilgi toplamıştı. Siyasî Türkçülüğe doğru bir eğilim kendini belli etmekteydi. Böyle bir ülküyü savunanlar için, İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin paslanmış ve yıpranmış Osmanlıcılığa sahip çıkması tatmin edici değildi. Ama, İttihad ve Terakki’ye açıktan cephe almıyorlardı. Denilebilir ki, Türkçülerle İttihadçılar birbirlerini kolluyor ve gelişmeleri bekliyorlardı. Özellikle Yusuf Akçura, İttihadçılara mesafeli duruyordu. Ayrıca, Türkçü yazıların da yer aldığı Sebilürreşad, Türk Derneği gibi dergilerin yayınlandığı, Türk Derneği’nin kurulduğu yer, başkent İstanbul’du. İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi ise hâlâ Selânik’teydi. Bu fizikî uzaklık da, Meşrutiyet rejiminin yeni hâkimleri ile Türkçü teşebbüslerin sahipleri arasında bir yakınlaşmayı geciktiriyordu.

İttihad ve Terakki’nin parti hâline gelerek iktidara resmen el koymasından ve Balkan savaşlarının kaybından sonra (bu ikisi kısa aralıklarla, birbiri ardınca gerçekleşmişti) görülecek yakınlaşmaya önümüzdeki sayılarda değineceğiz. Türk Derneği’nin faaliyette bulunduğu sıralarda ise böyle bir gelişme henüz başlamamıştı.

Türk Derneği, Türkçü teşkilâtlanmanın ilk adımı, ilk örneğidir. Uzun ömürlü olmamıştır ama, gelecekteki teşkilâtlanma hamlelerine (başta Türk Ocağı olmak üzere) önderlik etmiştir. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde ayrı ve seçkin bir yeri vardır.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -