Ana Sayfa 1998-2012 Su Derinliği

Su Derinliği

Bâzı kelimeler cezbelidir. Sanki, manyetik bir güçleri vardır. Başka sözleri, kendilerine doğru çekerler.

- Reklam -

“Bursa”, bunlardandır. Söylendiği veya yazıldığı anda; “Bursalı” olmanın tabiatından gelen sihrine bürünüverir. Dudaklarımızdaki, kalemimizdeki “Bursa”, artık bir atom çekirdeğidir. Etrafındaki elektron halkalarına konmuş kelimeler, “Bursa” vuslatının sermestîsi içinde daireler çizmeye başlar.

Yahut; “Bursa” bütün vakar ve ihtişamıyla “post”una oturmuştur; “Su, Yeşil, Yıldırım, Çelebî, Murâdiye, Nilüfer” ve daha nice göze, kulağa âşinâ “semâ-zen” kelime, “post-nîşin”den destûr alıp tennûre açmanın vecdine ermişlerdir.

“Su”yun “azîz”liği, Bursa’da her şeye aksetmiştir. Sultan IV. Mehmed’in şeyhü’l-islâmlarından Karaçelebizâde Abdülazîz Efendi, huysuz ve geçimsiz mizâcının sürgüne gönderdiği Bursa’da; hatırı sayılır servetinin mühim kısmını, bu şehrin sokaklarına yaptırdığı çeşmelere harcar. “Müftü Çeşmeleri”nden, bugün hâlâ suyu kurumam ış olanları var. Bursa’da “su”yun “azîz”liği, biraz da “Karaçelebizâde”nin adından geliyor.

Şöyle, derin nefes alarak, ciğerlerinizi doldura doldura, “Nilüfer” kelimesini söyleyiniz… Zindelik, tâzelik, yeşillik, enerji, ümit nâmına bütün moral yükseltici güçler sizinle birlikte olacaktır.

Çakırpınarı’ndaki “Tekfûr Düğünü”nden, Orhan Bey’imizin zürriyetine uzanan mâcerayı, üç heceli bu “su” dolu kelime, zamanı üçe bölerek anlatıyor.

Türk-İslâm mimarisinin en tabiî ve mânâlı dekor unsurlarından biri; bazen yapıya akseden motifleriyle bazan bizâtihi akışıyla “su”dur.

- Reklam -

Yıldırım Bayezid’in inşâ ettirdiği Bursa’daki “Ulu Câmi”, “su”ya koynundan akıtan bir uhrevî mekândır. Ulu Câmi’in içinde akan ve şıkırtısı bütün mâbedi saran “su” sadâsı; ardı kesilmeksizin çevrilen sayfa seslerini andırır ve bu lâtif titreşimleri duyan talihli kulaklarda, mütemadi hatim indiriliyormuş hissi uyanır. “Müslüman Bursa”nın duâsı, niyazı ve zikri, bütün gün “su”yla halleşiyor. Böylesine “yunmuş-yıkanmış” ve “su”ya adanmış bir ibadetin lezzeti de “su”dan mülhem olmalı.

Süleyman Çelebi’nin “Kurtuluşa Vesîle” mısralarında; okuyanın da, dinleyenin de cümle âzâsını “su” kudretine teslim eden sâfiyet, Bursa dışında bir menbâ bulabilir miydi?

Kütahya çinisinin âyârı; “mâvi”nin, pişmiş toprağa “sinme” derecesiyle ölçülür. “Mâvi”nin, yani “su” derinliğinin. Peki, bu “derinleştikçe mâvileşen” “su” bakışlı çinilerde, “Germiyan Kızı Devlet Hâtun”un, Bursa’ya gelin giderken akıttığı “düğün gözyaşları” yok mudur? Bilinmez…. Lâkin, Kütahya’ya gönderilen ilk Osmanlı vâlisinin “Yıldırım” fıtratında, Bursa menşe’li “su” sekişleri vardır.

Mânâda ezelî beraberlik yaşayan Osmanlı ve Mevlânâ soylarını, maddede de birleştiren bu evlilik, Osmanlı şehzâdelerini “Çelebi”leştirmiştir. Bu, “Çalab”a yönelişde, katreye gizlenen “ummân” hacmini; şifalı “Bursa Suyu”na atılan “hanedan taşları”nın çizdiği “kıta-âsâ halkaları görmemek mümkün mü?

Konya silüetinde “Kubbe-i Hadrâ” nasıl, hemen farkediliyorsa; zemini zaten “yeşil” olan Bursa tablosuna, Çelebi Sultan Mehmed’in mekân ilâvesi o kadar denk düşüyor. Yaş fakiri ömrüne, imrenilecek iş zenginliğini sığdıran Çelebi Mehmed; pek dağdağalı ve zihin yorgunluklarıyla geçen dünyevî saltanatının sâdeliğini, uhrevî âlemde de muhafaza etmiş; ilelebed “yeşil” kalacak câmi ve türbesiyle tevazuun sembolü olmuştur. “Yeşil Türbe”yi ve “Yeşil Câmi”i daima “yeşil” yapan bahçevan tecrübesi, “Hacı İvaz Paşa”nın, siyasetle san’atı birleştiren dehâsından “su”lanıyordu.

- Reklam -

Sultan II. Murad’ın babasından tevarüs ettiği gösterişsiz saltanat tarzı; vasiyetine uygun yapılan üstü açık türbesinde son sözünü söyler. Bu vasiyetin özünde, “Allah’ın rahmetine doğrudan temas edebilmek” gibi, hakikî ve ebedî bir Bursalı arzusu vardır.

Ne mutlu o bahtiyar insanlara ki, Bursa’da “su”yla aynîleşip, “su kadar azîz” olmuşlardır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -