Ana Sayfa 1998-2012 Şeytanın Aklına Gelmeyen, Başımıza Geldi

Şeytanın Aklına Gelmeyen, Başımıza Geldi

Bu yılın Mart ayından itibaren yoğunluk kazanan cumhurbaşkanlığı seçim tartışmaları, iki partili TBMM çatısı altında hukukî ve demokratik bir ortamda (yüksek tansiyonlu da olsa) güzel güzel, tatlı tatlı devam ediyordu.

- Reklam -

CHP, AKP’nin cumhurbaşkanı adayı ve seçimi konusundaki dayatmalarına karşı, Anayasa’ya göre cumhurbaşkanı seçimi gündemli TBMM toplantısının yeter ve gerek sayısının üçyüzaltmışyedi olduğunu, bu sayının altında toplantının açılması hâlinde Anayasa Mahkemesine başvuracağını ve bu hukuk zemininde hareket edeceğini millete açıklamış idi.

Anayasa Mahkemesinin böyle bir başvuruyu kabul edeceği ve başvuru istikametinde ekseriyetle karar verebileceği ve böyle bir durumda da kanunun emrettiği süre içerisinde hemen genel seçime gidileceği hususunda hemen hemen tüm hukukçuların (AKP yandaşları hariç) görüş birliği içinde olduğu bilinmekteydi.

AKP ise bu hukukî ve demokratik zemindeki dirence karşı kaypak ve kaçak siyasetini (her zaman yaptığı gibi) bu kanunî zeminden kurtulmak için, her türlü görüntülü ve yazılı basından, cemaatlerden, paralı yarı aydın yandaşlarına, AB boruzanlarından ABD uşaklarına kadar olan çok geniş bir kesimi kullanmak sureti ile karşı koymaya başlamıştı.

Halkımız ise, bu tartışma ve çekişmeleri gayet dikkatli bir şekilde izliyor, bu çalışmaları TBMM’deki iktidar partisi AKP ile anamuhalefet p artisi CHP arasındaki hukukî ve demokratik bir mücadele şeklinde değerlendiriyordu.

Halkımıza göre buraya kadarki mücadelede ne AKP mağdurdu, ne de CHP mağdur edendi. Halk bu şekilde gidilecek bir hemen genel seçimde AKP ve CHP’yi, mağdur olan ve mağdur eden şeklinde anlayacak değildi. Diğer partileri de gözönünde bulundurup, her iki partiyi de icraatlarına göre değerlendirip, oyunu kullanarak serbest iradesi ile kararını verecek idi.

Dikkat! Esas Senaryo Şimdi Başlıyor

- Reklam -

Birdenbire laiklik ve cumhuriyet elden gidiyor haykırışları ve savunucuları yazılı ve görüntülü basında ortaya çıkıyor, üçüncü sınıf mankenler, gay sahne sanatçıları, eski komünist, yeni liberal laik ateistler ellerinde içki kadehleri ve çıplak seksi pozları ile boy boy yoğun bir şekilde magazin programlarında yer almaya başlıyorlar.

AKP yöneticilerinden çıt çıkmıyor, kıs kıs sırıtıp sessizce seyrediyorlar, çünkü istedikleri olmaya başlamış gibi Çünkü halkımız “laikliği, cumhuriyeti bunlar mı savunuyor” diye tepkili düşünmeye sevkedilmiştir bile.

Fakat AKP’ye bu tezgâh yetmiyor, daha büyük ve etkili bir şeyler olmalı ve AKP halkın gözüne gadre uğramış, mağdur ve çaresiz bir duruma düşürülmüş gözükmeli ve “ey halkım görüyorsunuz, sizin seçip iktidara getirdiklerinizi ne duruma düşürdüler” propagandasına zemin hazırlanmalıydı.

Ara ve İkinci Perde

CHP’nin hukukî ve demokratik direniş zemini artık yavaş yavaş AKP’nin de istediği şekilde magazin sayfa ve programlarına kaymaya başlamış, hemen hemen yarısı seçmen yaşında bile olmayan yüzbinlerce kişinin katıldığı milletin adını bile ilk defa duyduğu bilmem ne plâtformu adlı güya sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen ve bedava konserlerle süslenen cumhuriyet mitingleri namı altında toplantılar yapılmıştı.

- Reklam -

Bu toplantıları yapanların çoğunun yetmişli, seksenli yıllardaki eski ve şimdiki yeni kimlikleri halkımız tarafından gayet iyi biliniyordu.

Bunların çoğu eski marksist-leninist hatta margo komünistler, cumhuriyet ve demokrasi düşmanları, Atatürk’e dil uzatıp sövenler, vatan haini Nazım’ı övenlerdi.

AKP açısından bunları propaganda olarak halkımıza teşhir etmek çok kolay oldu.

Final ve Selâm Sahnesi

İşte bu senaryoyu yazanlara göre final sahnesi muhteşem olmalı, AKP’ye mağduriyet gömleği giydirilip, RTE’ye Menderes’cilik oynatılmalıydı. Hemen Menderes’li reklâmlar başlatıldı.

Ardından ordunun yöneticileri bir gece ansızın saat 23.00 de internet vasıtası ile ağır sayılabilecek şekilde Hükûmete, dolayısı ile AKP iktidarına ithaf edilecek biçimde bir uyarı yaptılar. Halbuki biz çocukluğumuzdan beri gece yarısı TV’den veya radyodan konuşulduğunu görmüştük.

Neyse biz senaryoya devam edelim.

İşte ordu yönetiminin bu hareketi halkın gözünde bir anda devletimizi yüksek faizle yüzmilyarlarca dolar borca sokan, vatan topraklarını ve devlet mallarını yabancılara ucuz pahalı satan, milletin anasını ağlatıp, ananı da al git diyen, asker ocağını yan gelip yatma yeri gören, Karadeniz’de balıkçıyı, çaycıyı, fındıkcıyı, Akdeniz’de narenciyeciyi perişan edip yollara döken, işçiyi, esnafı, memuru duman eden AKP iktidarına bütün bunları gözardı ettirecek ve acınıp mağdur ve mazlum gömleğini giydirecekti.

Bu senaryoyu AKP için yazanlara göre AKP’nin tek başına iktidar olması için artık herşey o kadar kolaydı ki, yapılacak tek iş hemen genel seçim kararı almak ve anasını ağlattığı millete gidip Menderes’çilik oynamak, mazlum ve mağdur olduğunu meydanlarda, mitinglerde papağan gibi anlatmaktan ibaret idi.

Halkımızın sadece din duygularını sömürenler, artık geri kalan tüm duygularını ve gelmişini geçmişini sömürmeye başlamışlardı bile.

22 Temmuz gecesi AKP yöneticileri böyle bir senaryolu mağduriyetin getirdiği en az yüzde yirmilik bir avantaj ile perdenin önünde ve sahnede ışıklar altında selâm veriyorlar, senaryoyu yazanlar sahne arkasında karanlıkta alaylı sırıtışlarla şimdilik sessiz sedasız bekliyorlar, halkımız da sahnedeki tek başına iktidar olmuş AKP’yi alkışlıyor.

Bundan sonra olacaklardan;

Tanrı Türkü Korusun

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -