Ana Sayfa 1998-2012 Serbest Kürsü

Serbest Kürsü

- Reklam -

ÖLÇÜYÜ KAÇIRMAMAK GEREKİYOR

Türkiye’de demokratik zihniyetin kemaliyle yerleşememesindeki başlıca sebeplerden biri, insanımızın tabiatında bulunan “mutlak tâbi olma” eğilimidir. Yapıcı da olsa, tenkid müessesesine bu yüzden tahammül gösterilmiyor. Tenkide açık olması gerekenler de zamanla, kendilerinde ‘dokunulmazlık’ vehmetmeye başlıyorlar. Böylece siyasî kurumlarda oligarşik bir yapı ortaya çıkıyor. En küçük itirazda bulunanlar saf dışı bırakılıyor. Hattâ kolayca ihanetle suçlanabiliyor.

orkun’un son sayılarında yer alan “Serbest Kürsü” tartışmalarını, bu anlayışın -yavaş da olsa- terk edilmesi açısından hayırlı bir başlangıç saymak gerekir.

- Reklam -

Demokrasi anlayışının yerleşememesindeki bir başka sebep ise, “ölçü”nün lâyıkı gibi tespit edilememesidir. Aynı olaya, aynı kişiye, aynı kuruluşa birimiz tam olumlu yaklaşırken, bir diğerimiz olumsuz not verebiliyor. Böylece, ak ve kara ikilemi ortaya çıkıyor. Halbuki hiçbir insan tam anlamıyla kötü veya tam anlamıyla iyi değildir. Böyle bir şey ‘eşyanın tabiatına’ aykırıdır. Hiçbir hükûmet de yüzde yüz başarılı veya yüzde yüz başarısız sayılamaz. Hele biraz uzun ömürlü olabilen hükûmetle rin bazı konularda başarılı olmaları, bazılarında ise başarı gösterememeleri normaldir. Bu bakımdan, Orkun’un 52. sayısında Şerafet Gözükeleş imzasıyla yayınlanan görüşlere katılmak mümkün değildir. Gözükeleş, şimdiki koalisyon hükûmetini, Atatürk döneminden sonraki en muhteşem hükûmet olarak nitelendiriyor. Bu şekilde abartmalar, herhangi bir konunun sağlıklı tartışılmasına engel teşkil eder. Keşke öyle olsa, bunu kim istemez. Ama, gerçekleri de görmezden gelmenin âlemi yok.

Üçlü koalisyon sahiden en başarılı hükûmet olsaydı, onun döneminde iki büyük ekonomik kriz yaşanır mıydı? Türkiye’de yaşayan herkes, bir yıl içinde üçte bir oranında fakirleşir miydi? Fert başına düşen yıllık millî gelir, bir yılda 3 bin dolardan 2 bin dolara iner miydi? İşsizlik başını alıp gider miydi? İflâslar birbirini takip eder miydi? Değerlendirmeleri sadece siyah ve beyaz çerçevesinde yaparsak böyle garip sonuçlarla karşılaşırız. Oysa ki bu iki rengin arasında yüzlerce gri ton vardır. Nasıl olur da onları göremeyiz?

“Serbest Kürsü”deki tartışmanın temelinde şu yatıyor: MHP, milliyetçi bir partidir. En azından, mazisi ve kendi iddiası bunu gösteriyor. Diğer partiler arasında da (muhtevası ne olursa olsun, en azından kavram olarak) milliyetçiliğe sahip çıkan parti odur. Bu bakımdan MHP’nin başarılı olmasını istemek, bütün milliyetçilerin ortak dileğidir. Eğer bu yolda aksamalar görülüyorsa, onların düzeltilmesini arzu etmek; görüşler, tenkidler ileri sürmek hemen “dâvaya ihanet” olarak adlandırılmamalıdır. Hükûmetin devamını sağlamak, koalisyonun dağılmasını önlemek bahasına zaman zaman millî çizgiden uzaklaşmalar oluyorsa bunun üzerini örtmek, gözlerden gizlemek yerine doğru yolu göstermek her milliyetçinin görevi olmalıdır.

“Serbest Kürsü” tartışmasının konusu niçin bir başka parti değil de MHP? Bunu iyi düşünmek gerekiyor. Koalisyonun içindeki veya dışındaki bir partiyi eleştiriye tâbi tutmak pek de önem taşımıyor. Onların ne olduğu zaten belli. Ama MHP öyle değil. Orada onurlu bir geçmiş, geleceğe dönük ümitler ve ışıltılar var. Bunların kararmasını istemeyenler seslerini yükseltiyorlarsa bundan gocunmayalım. Büyük bir siyasî kuruluş, birkaç tenkidden zarar filân görmez. Aksine, belki faydası olur. Olaya böyle bir pencereden bakınca -tenkidde olması gerektiği gibi- tepkilerde de ölçüyü kaçırmamak gerekiyor.

- Reklam -

MHP’NİN SON TAVRI TAKDİRE DEĞER

Orkun’daki serbest kürsü sütunlarında MHP’nin, koalisyon ortaklarının eğilimlerine veya emrivâkilerine tâbi olması tenkit konusu yapıldı. Bazıları haklı da olabilir. Ama, geçtiğimiz ay içindeki gelişmeler, şimdi bambaşka bir tablo ortaya çıkarıyor. MHP, millî konularda artık daha açık ve net bir tavır sergilemektedir. AB dayatmalarına karşı nihayet ciddî bir karşı koyma tavrı ortadadır. İdam cezası, ana dilde yayın ve eğitim, Kıbrıs meselesi gibi dış kaynaklı konularda milletimizin eğilimini tam olarak yansıtan tek parti MHP olmaktadır. Böylece, kendi üzerinde yoğunlaşan kuşkuları ve tenkitleri de bertaraf etmektedir.

İster tabanın baskısı, ister gerçeklerin kavranması; sebep ne olursa olsun, bu tutumu takdirle karşılamak lâzımdır. Bu gibi konulara birkaç yayın ve sivil toplum kuruluşunun gösterdiği ciddî tepkilerin siyasî alanda da akis bulması anlamına gelmektedir. Hele koalisyonun büyük ortaklarından biri bu tavrı sergiliyorsa bundan memnun olmamız gerekir. Tenkidçiler işin bu yanını da kabul etseler, ortak noktalarda buluşmak daha kolay olur.

Muhittin DEMİRÖZ
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -