Ana Sayfa 1998-2012 Potre: Bülent Ecevit

Potre: Bülent Ecevit

Bülent Ecevit, uzun süren bir hastalıktan sonra hayata gözlerini yumdu. Siyasî hayatımızın son elli yılında önemli rol oynamış bir politikacıydı. Siyasî hayatta uzun süre kalabilmiş her politikacı gibi seveni de vardı, sevmeyeni de. Onu başarılı bulanı da vardı, bulmayanı da. Ama, kimse görmezlikten gelemez ki, hepimizin kaderinde söz sahibi olmuş ve bu yönüyle de herkesin vicdanında değerlendirmelere yol açmış bir insandı.

- Reklam -

Biz bu yazımızda, onun bütün siyasî hayatını baştan sona takip etmiş bir kimse olarak kendi görüşlerimizi dile getirmek istiyoruz. Bu satırlar, yazarından başka kimseyi bağlamamaktadır. Tamamen şahsî bir değerlendirmedir. Ecevit’in güttüğü politikalardan ve benimsediği yönetim anlayışından etkilenmiş biri olarak, bu değerlendirmede -en azından bir ölçüde- hissî taraflar bulunabilir. İnsanoğlu sadece akıldan ve sinirden ibaret değil, elbette ruh dünyasının da onun hayatında payı var. Bununla beraber, mümkün olduğu kadar tarafsız gözle bakmaya ve ölmüş bir insanın hakkını yememeye gayret edeceğiz.

***

Bülent Ecevit, siyasî hayata çok genç yaşlarında atılmıştı. Babası milletvekili olduğu için, esasen siyasî çevrelerin uzağında kalmaksızın yetiştirilmişti. Annesi Nazlı Hanım sanatkârdı. Tabloları, onun ressam olarak tanınmasını sağlamıştı. Böylece, Bülent Ecevit bir taraftan politikayla, bir taraftan da sanat hayatıyla ilgilenmek imkânını bulmuştu. İlerde bu her iki vasfı da onun kaderini çizecektir.

Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Robert Kolej’de okuyan Bülent Ecevit’in solcu fikirlerle bu çevrede karşılaşmış olması muhtemeldir. Onun, sonraki bütün hayatına bu fikirler yön vermiştir. Fakat CHP’ne katılışı bu sebeple değildir. Çünkü, CHP 1950’lerde henüz belirgin sol karakteri bulunan bir parti değildi. Mensup olduğu çevre, Ecevit’in başka bir siyasî kuruluşta görev almasına uygun bulunmuyordu. Ulus gazetesindeki gazetecilik ve yazarlık yılları, ona Meclis kapılarını açmış ve 1957 genel seçimlerinde milletvekili olmasını sağlamıştır. Ecevit’in gerçek siyasî hayatı da bu tarihte başlamış demektir.

1957-1965 yılları arası, Türkiye’nin çalkantılı dönemidir. DP’nin halk oyu ile yıkılamayacağını anlayan İnönü ve CHP, siyasî ortamı germe ve el altından propagandalarla silâhlı kuvvetleri darbeye teşvik yollarını benimsemiştir. 27 Mayıs darbesi, bu gayretlerin sonucunda gerçekleşmiştir. Sonra 1961 Anayasası yapılmış, genel seçimlere gidilmiş, İnönü’nün başkanlığında zoraki koalisyonlar kurulmuş, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe teşebbüsleri yaşanmıştır. Bu hâileli ortamın içinde Ecevit daima vardır. Kurucu Meclis üyesi, milletvekili ve çalışma bakanı olarak İnönü’nün yanında, hattâ zamanla en yakınında yer almıştır. Bu ilk dönem, 1965’e kadar sekiz yıl sürmüştür.

Ecevit’in yıldızı, ikinci dönem diyebileceğimiz 1965-1972 yılları arasında daha da parlamıştır. İnönü, Ecevit’in temsil ettiği ortanın solu fikrini benimsemiş ve bu görüşü partinin temel politikası hâline getirmiştir. Buna paralel olarak Ecevit de CHP genel sekreteri olmuştur. Muhalefette geçen bu yıllar zarfında Bülent Ecevit’in fikriyatı gittikçe solun aşırı kanad ına doğru kayma göstermiştir. İktidar mücadelesinde yarar sağlayacağı düşüncesiyle, 1968 öğrenci olayları, 1970 ayaklanma provaları, şehir eşkiyalığı ve terör amaçlı cinayetler karşısında zaman zaman duyarsız kalarak, zaman zaman da bunlara arka çıkarak siyasî çıkar elde etmeye çalışmıştır. 12 Mart muhtırasından sonra kurulan hükûmete Nihat Erim’in başkan olması ve kabinede CHP’li üyelerin de yer alması Ecevit’le İnönü’yü karşı karşıya getirmiştir. Bu safhada İnönü –meselâ Kasım Gülek’e yaptığı gibi- “ya ben, ya o” diyerek Ecevit’i tesfiye etmek istemişse de CHP delegeleri üzerinde etki kurmuş olan Ecevit karşısında yenilgiye uğramıştır. Bülent Ecevit, 1972’de CHP genel başkanıdır.

- Reklam -

Bu tarihe kadar Bülent Ecevit’in iki başarısı görülmüştür. Biri, çalışma bakanlığı sırasında Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt kanunlarını çıkartmış olmasıdır. Bu sayede, işçi kesiminde itibar kazanmış ve bu itibarı hep muhafaza etmiştir. İkincisi ise, CHP’nin elli yıllık mensubu, 34 yıl sürekli genel başkanlığını yapmış olan ve adı CHP ile özdeşleşen İsmet İnönü’yü koltuğundan indirmesidir. Bu, kolay bir iş değildir. Ecevit, bunu başarmıştır. Kendisini tutup partide ve devlet kademelerinde en yüksek makamlara getirmiş bir insana karşı bu yaptığı vefasızlık sayılabilir. Ancak, politikada vefa denilen nesneye yer olmadığı çeşitli örnekleriyle görülmüştür.

***

Türkiye’de CHP’nin temsil ettiği solun oy oranı yüzde 29-30 iken, Ecevit’in genel başkanlığı döneminde bu oran yüzde 41’e kadar çıkmıştır. (1977). Bu durum bir parti lideri için elbette başarı sayılır. Ancak, 1972-1980 döneminin Ecevit’i, artık aşırı solun, sol terörün destekleyicisi durumundadır. Türkiye gittikçe iki kutba ayrılmaktayken, Soğuk Savaş döneminin ağır şartlarında Sovyetlerin manevraları ülkemize yönelmiş iken bu tutum kaygı vericiydi. CHP’nin MSP ile kurduğu koalisyon sırasında af çıkarılmış, 1971’den itibaren tutuklanan veya mahkûm edilen sol militanlar serbest bırakılmış, bunun sonucunda terör birdenbire hızlanmıştı. CHP denetimindeki tek televizyonun ve bir kısım basının da desteğiyle, Komünist militanlar ortalığı kana bulamışlardır. Buna direnmek isteyen milliyetçi gençler ise her tarafta kıyıma uğratılmıştır. Ecevit, onları hasım gibi görmüştür. Bu onun hatalı icraatından biri ve belki de en büyüğü olmuştur.

Bu dönemdeki başarılı hareket, Kıbrıs’a asker çıkarılmasıdır. Daha önce İnönü’nün ve Demirel’in kıyışamadığı bu hareketi Ecevit gerçekleştirmiş, böylece Kıbrıs’ın tam bir Yunan adası hâline gelmesi önlenmiştir. Kıbrıs harekâtı Ecevit’e büyük puan kazandırmış ve bir sonraki seçimde 211 milletvekili çıkararak birinci parti hâline gelmesini sağlamıştır. Ancak, tek başına hükûmet için yeterli rakama ulaşamadığından dışardan takviye gerekmiştir.

Ecevit, bu takviyeyi, Adalet Partili 11 milletvekilini, motel pazarlıklarıyla istifa ettirerek ve hemen hepsini kabineye alarak acayip bir model oluşturmakta bulmuştur. Siyasî tarihimiz açısından yüz karası olan bu kabine şekli büyük tartışmalara yol açmıştır. O kabine, Ecevit’in siyasî hayatında da bir leke olarak kalmıştır. AP’den istifa ederek Ecevit kabinesine giren zatlardan bir kısmının sonraki dönemde yüce divan tarafından yolsuzluk sebebiyle hapislere mahkûm edilmesi de, istifacıların gerçek niyetini göstermiştir.

- Reklam -

Böyle kötü bir örnek Türk seçmeni tarafından da tasvip edilmemiş, 1979’da yapılan ara seçimlerde senato üyeliklerinin çoğunu ve boş bulunan beş milletvekilliğinin beşini de Adalet Partisi kazanmıştır. Ecevit’in başarılı çıkışı bu seçimle sona ermiştir.

***

12 Eylül askerî darbesi, iktidardaki Demirel’le birlikte Ecevit’i de sürgüne göndermiştir. Çıkışları, sıkıyönetim tarafından önlenmiş, yazı yazması yasaklanmıştır. Bu dönem, 1987’ye kadar sürmüştür. Dikkat çekici olanı şudur ki, CHP de, diğer siyasî partilerle birlikte kapatılmış, yarışın eşit şartlarda yeniden başlamasına özen gösterilmiştir.

Bu dönemde, Bülent Ecevit’in düşüncelerinde değişiklikler meydana geldiği görülmektedir. Belki de ortaya çıkan belgeler onun da görüşünü etkilemiştir. Eskiden olduğu gibi Yugoslavya modelinden artık söz etmemektedir. (Bu modelin ne kadar derme çatma olduğu, Yugoslavya’nın yedi parçaya bölünmesiyle ortaya çıkmıştır). Fakat, Ecevit’in hayâlini süsleyen köykent projesi –hiç gerçekleşemese de- siyasî literatürde yerini alacaktır.

Siyasî yasaklı olduğu için parti kurması veya bir partiye katılması mümkün olmayan Ecevit, bu dönemde demokratik sol düşünceyi ortaya atmış ve bu isimle bir parti eşinin başkanlığında kurulmuştur. Dikkat çekici bir husustur ki, Ecevit, CHP’deki eski yandaşlarını bu partiye almaktan, onlarla güç birliği yapmaktan kaçınmıştır. Zor zamanlarda dik durmamakla ve kendisini yalnız bırakmakla suçladığı bu arkadaşları başka partilere dağılmışlardır. Ecevit, bunu bir karakter ve prensip meselesi olarak görmüştür. Böyle bir dikkat, bizim siyasî hayatımızda çok ender görülen, hattâ hiç görülmeyen örneklerdendir.

Evvelce milliyetçiliğe karşı çıkmasıyla tanınmış olan Ecevit, 1987’ye kadar olan dönemde bu fikre gittikçe yaklaşmıştır. Milliyetçiliğin bazı ilkelerini benimsemiş ve partisinde de yeni politikaların takip edilmesine özen göstermiştir. Ulus-devlet fikri de onun yeni benimsediği görüşler arasındadır. Bu değişiklikten şunu anlamaktayız: Ecevit, Türk milletinin çoğunluk eğilimlerine rağmen başarı sağlamanın mümkün olamayacağını görmüştür. Millî ve İslâmî değerlere daha çok anlam kazandırmanın siyasî hayatta başarı sağlayacağını kestirmiştir. Daha önceleri Ergenekon tablolarına dahi tahammül gösteremeyen bir anlayışın bu şekilde yön değiştirmesi artı puan sayılabilir.

***

Ecevit’in beşinci ve son dönemi (1987-2004) dikkat çekici gelişmelerle doludur. 1987 referandumu ile siyasî yasakların kaldırılması üzerine partisinin başına fiilen geçen Ecevit, DSP’yi âdeta adım adım tırmandırmıştır. Önce koalisyonlara ortak olmuş, başbakan yardımcılığı yapmış, 1999’da ise tek başına azınlık hükûmeti kurarak seçimlere gidilmesini sağlamıştır. Bu seçimler, Ecevit’in ikinci zaferidir. (İlki 1977’de idi). Ancak, yine de oy oranı yüzde 22’dir. Seçim sistemi dolayısıyla en çok milletvekili çıkardığı için koalisyon bu defa onun başkanlığında kurulmuştur. Koalisyonun kuruluşu sırasında Rahşan Ecevit’in bazı sözleri MHP’yi ürkütmüş ve krize yol açmışsa da Ecevit nezaketi ve dolaylı özrü ile bunun üstesinden gelebilmiştir. Koalisyon, tahminlerin aksine, uzun süre kavgasız gürültüsüz devam etmiştir. Ancak, 2001’deki ekonomik kriz bu gidişi tersine çevirmiştir. Kemal Derviş’in Amerika’dan getirtilip kabineye alınması, âdeta bir dönüm noktası olmuştur. Derviş, kabinede dış merkezlerin sözcülüğü görevini üstlenmiştir. Bu yüzden çatışmalara yol açmıştır. Ecevit’in Kıbrıs konusundaki direnişi de dışardaki güç odaklarını rahatsız etmiştir. Birileri, partisinin altını oyarak onu iktidardan uzaklaştırmaya çalışmışlardır. 60’tan fazla milletvekilinin istifası Ecevit’i hüsrana uğratmıştır. Tam bu ortamda onun şüpheli şekilde hastalanması, hükûmeti ayrıca zayıflatmıştır. Uygulanan ekonomik politikaların henüz başarı sağlamamış olması da eklenince erken seçime gitmek kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bu defa, DSP yüzde 1,2 oya kadar gerileyerek umulmadık bir hezimete uğramıştır. 2002 seçimleri Ecevit’in de siyasî hayatına noktayı koymuştur. Bir süre sonra genel başkanlıktan ayrılarak sağlık problemleriyle başbaşa kalmıştır.

Âkıbet malûm: Hastalığı ilerlemiş, son altı ay yaşamayıp yaşatılmıştır. Ancak bu zoraki ömrün de vadesi dolunca 5 Kasım’da hayattan ayrılmıştır.

***

Bülent Ecevit, yakın siyasî geçmişimizde biraz hayâlci olarak tanınmıştır. Meselâ köykent projesine bu gözle bakılmıştır. Onun ikinci özelliği ise, dürüstlüğüdür. Yani, devlet yönetiminde iken çalıp çırpmaması ünlenmiştir. Bir siyasetçi için son derece normal sayılması gereken bu vasfın, Ecevit’te fazilet olarak ortaya çıkması, siyasî ortamın ne kadar kirlendiğini de göstermektedir.

Ancak, şahsen dürüst olmanın yetmeyeceği, iş başında iken çevresinin de aynı dürüstlüğü göstermesinin icap ettiği tartışmadan uzaktır. Bunun tam anlamıyla gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Ecevit’in gücü –belki nezaketi- bu konuda beceri göstermesine yetmemiştir.

Ecevit, orta çapta bir şair ve hemen hemen aynı nispette makale yazarıdır. Daha çok siyasî yorumlarla meşgul olduğu için belirgin bir üslûp sahibi olamamıştır. Esasen, asıl iddiası yazarlıktan ziyade politikacılıkta olduğu için yazı ve edebiyat alanında gelişmeye vakit ve imkân da bulamamıştır. Bir dönem öztürkçe merakı onu da etkilemiş, halkın kullanmadığı kelimelerle siyaset yapmaya çalışmıştır. Bu yönünün son zamanlarda biraz törpülenmiş olduğu da dikkatlerden kaçmamaktadır.

Seçimlerde başarı sağlamak için, kendisinden umulmayan bazı davranışları da olmuştur. Meselâ, oy potansiyeline sahip olduğunu düşündüğü Fethullahçıları desteklemiş, onları himaye etmiş, bu eğilime yakın olanları partisinin listesinden milletvekili seçtirmiştir. Ancak, bunun yanında Türkiye’nin bölünmezliği ve üniter devlet kavramlarına gittikçe daha büyük oranda rağbet göstermiş, kendisini solun aşırılarından dikkatle uzak tutmaya itina etmiştir.

Bir kısım solcuların Ecevitsiz bir siyasî hayatı özledikleri aşikârdır. Ama, Ecevit, bir süredir zaten yoktu ki. Onun ruhu ise DSP’nin bundan sonra başarılı olmasına sanırım yetmeyecektir
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -