Ana Sayfa 1998-2012 Okumak Üzerine

Okumak Üzerine

Bugün dünyada yetişkin nüfusun bir milyara yakınını bulan okuma yazma bilmeyen insanların mutlaka okuma-yazma bilmesi gerekir mi gerekmez mi sorusu hâlâ tartışma konusudur. Bu bir yana. Okuma günlük hayatımızın, çalışmamızın, eğlencemizin en başta gelen işlerinden biridir. Bir öğrenci, bir doktor, bir hukukçu, bir tüccar, bir yazar, düşünelim. Nasıl ki bir öğrenci derslerini okuyup çalışmadan başarı kazanamazsa, bir doktor da yeni yayınları okumadan mesleğinde ilerleyemez. Başka meslekten olanlar da kendi meslekleriyle ilgili haber ve yenilikleri başarılı olmak için okumak zorundadırlar. Bir yazarın da yine en büyük silâhı okumaktır. Çünkü okumadan ne bir araştırma yazısı, ne bir makale, ne roman ne de hikâye ve şiir yazılabilir. Okul hayatında da öğrencilerin en büyük aracı, en yakın dostu okumaktır. İnsanların tecrübelerini, birikimlerini, yaşanmış acı tatlı olayları, insanlar ancak okumak suretiyle öğrenebilir ve birbirlerine öğretebilir.

- Reklam -

Okumanın çok faydalı olduğu gibi, zararlı olanları da vardır elbette. Yeryüzünde ve Türkiye’mizde bir çok yayınevinin okurlarının iyiliğinden çok kendi çıkarlarını düşündükleri bir yana, bazı yazarlar da ahlâk dışı yayınlar açık saçık kitaplar olabiliceği gibi, sosyal güvenliği yıkacak, millî duyguları körletecek, topluma karşı sorumluluk duygusunu ortadan kaldıracak cinsten de olabilir. Bunlardan başka kötü ve bozuk dille yazılmış neşriyatı okumak da faydadan çok zarar verir. Bunlardan dolayı, okunacak şeyleri, hele gençlere ve çocuklara verilecek kitapları çok titizlikle seçmek gerekir. Okumak dipsiz bir kuyu… Dehlizlerinde hazineler uyur bu kuyunun. “Tabiî kuyunun dehlizlerinde boğulmak da var.”

Okumanın bir tutku olduğu ama tutkuların en soylusu olduğu da söylenir. Her şeyden önce bir diyalogdur, okumak. Okuyanla yazanın diyalogu. Ama ondan da öte, insanın kendisiyle diyalogudur. Kendisiyle, çünkü okumak düşünmeyi yani zihnî melekeyi artırır. Düşünmeye sevk edilen insan da en azından kendisinin herhangi bir durum karşısında nasıl düşüneceğini veya nasıl hareket edebileceğini bilir, ya da öğrenir. Okumak biraz da kendini tanımaktır, bu açıdan. Daha önce de temas ettiğimiz gibi, kendimizi tanıyalım derken, sığ bir tecessüsün sahibi olabilir, yahut ta kendimize benliğimdeki meçhul dünyanın kapılarını açan bir anahtar. Okurken hem yalnızız, hem beraber. Yalnızız, çünkü cismen hiç kimse yok yanımızda. Beraberiz, çünkü başka bir fikirle temas hâlindeyiz. Ama onun büyüsüne de kapılmamalıyız. Okuduktan sonra kendi fikrimizi de ortaya koyabilmeliyiz. Yani okuma, zihnî faaliyeti hızlandırmalı ama onun yerini almamalıdır. Yoksa bunun peşinden tembellik gelir ki, bu da marazî bir okumadır. Burada çok üzücü olan, Türkiyemizde eğitim hamlesinin günden güne artarak devam etmesine rağmen kitap, dergi, gazete gibi neşriyatın çok az okunmakta oluşudur. Günümüz Almanya’sında bir “Bild Zeitung” 5,5 milyon günlük baskı yapıyor. Haftalık “Der Spiegel” dergisi 3,5 milyon baskı yapıyor, yani satıyor. Sadece bu derginin satışı, ülkemizdeki çıkmakta olan gazete ve dergilerin tümünden daha fazladır…

Günümüzde Avrupa ülkelerinde çalışmakta olan, özellikle Almanya’daki Türkler de okumaya oldukça soğuk. Bugün üç milyona yaklaşan bu Türk nüfusu yıllık izinlerinde onbinlerce Mark harcarlar. Hele izin dönüşünde beraberlerinde neler getirmezler ki. Turşudan tutun da memleketin soğanına kadar hepsi bavulları veya araba bagajlarını doldurur. Sadece kitap ve dergi yoktur, neden, niçin?

Televizyon ekranlarında şahit oluyoruz. Bazı sanatçılara boş vakitlerinizde ne yapıyorsunuz diye soruluduğunda, genellikle şu cevabı veriyorlar: “Boş vakitlerimde kitap okurum.” “Peki, en son hangi kitabı okudunuz?” denilirse, buna verilecek cevap genellikle şudur. “Eeeee… Şeyyy???”

Halbuki boş vakit denilince, hoş şeyler gelir insanın aklına. Boş ve mânasız işlerin yapılabileceği, hissiz ve ruhsuz bir vakit akla gelir. “Boş vakit” kavramının mânâsının bu olduğunu düşünürsek, boş vakitlerde kitap okunmayacağı da ortaya çıkar. Zaten kitap boş vakitlerde okunmaz, kitap okumak için özel bir vakit ayrılır. Okumak gerçek mânâsıyla okumak olmalı. Yani kaçmak, sığınmak, kendini tecrit etmek ve kendini üstün görmek için değil, aydınlanmak için olmalı okumak. Fikrî gelişme ve fikri geliştirmek için olmalı. Yunus’un deyimiyle.

İlim ilim okumaktır

- Reklam -

İlim kendin bilmektir

İnsan kendin bilmezse

Bu nice okumaktır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -