Ana Sayfa 1998-2012 Oğlumu Boşuna mı Şehit Verdim?

Oğlumu Boşuna mı Şehit Verdim?

Terör Mağdurları Derneği Genel Başkanı Ahmet Kandemir AİHM duruşmasında bulunmak üzere gittiği Avrupa’daki izlenimlerini Cumhurbaşkanı Sayın A. Necdet Sezer’e rapor hâlinde sunmuştur. Bu raporun tam metnini sütunlarımıza alıyoruz.

- Reklam -

Sayın:

Ahmet Necdet SEZER

Cumhurbaşkanı

Terörist başı katilin AİHM.’sindeki dâvasına şehit babası sıfatıyla izleyici olarak 21 Kasım 2000 tarihinde katıldım, 20, 21 ve 22 Kasım 2000 tarihleri arasında gerek Almanya’da gerekse Fransa’daki üç günlük seyahatim sırasında yapmış olduğum incelemelerin ışığı altında tesbit etmiş olduğum hususları özet olarak Yüksek Makamınıza aşağıda arz ve izaha çalışacağım.

Madde 1:

- Reklam -

Stuttgart havaalanında Türk dernekleri şehit ailelerini muhteşem bir törenle karşılamışlardır. Havaalanında Türk vatandaşlarımızın sevgi selini görünce TÜRK olmakla bir kere daha övündüm.

Madde 2:

Türk dernekleri ve işçilerinin Türkiye’yi nasıl gördükleri:

a) Stuttgart Türk derneklerinin heyetimize verdikleri yemekte bire bir yapılan konuşmalarda:

Avrupa’daki Türk işçilerinin ve iş adamlarının siyasetçilere güvenlerinin olmadığı, 35 yıldır Almanya’da en ağır işlerde Türklerin çalıştırıldığı, diğer devletlerin insanlarına ayrıcalık tanındığı, vatanlarını çok sevdiklerini, bunun ispatının da 35 yıldır çuvallar dolusu mark’ı Türkiye’ye, devletin ve milletin kalkınması için gönderdiklerini. gönderilen paraların gayesine uygun kullanılmadığını, alın terlerinin uçup gittiğini,

- Reklam -

b) Türk siyaset adamlarının günü birlik politika yaptıklarını, hedef ve ilkelerinin belli olmadığını, Avrupa’ya gelen siyaset adamlarının seyahat yaptıklarını, kendileri ile ilgilenmediklerini, siyaset adamlarının Avrupa’yı olduğundan daha büyük gösterdiklerini, lüzumsuz hayranlık duyduklarını ve millete böyle empoze ettiklerini,

c) İlle de Avrupa diye 35 yıldır bağıran Türk siyaset ve devlet adamlarının Avrupa’yı iyi tanımadıklarını, Avrupa’nın madenlerinin tükendiğini, ihtiyar bir nüfusa sahip olduklarını, Türkiye ne yaparsa yapsın Avrupa’nın Türkiye’ye karşı asla iyi niyetli olmadığını,

d) Türk TV kanallarının ve yazılı basınının Türkiye’ye yönelik terörü ve terörist başının haince emellerini iyi yansıtmadıkları gibi Avrupa’nın topla-tüfekle yıkamadığı ülkemizi beyin yıkama ve siyonist emellerle, öte yandan masum görünen sözde isteklerle, örnek olarak kürtçe eğitim yapılması gibi haince plânların sürekli olarak TV kanallarından yayınlanması, buna ek olarak da siyaset adamlarının Avrupa’nın borazanı gibi kürtçe TV’lerin yayın yapmalarını istemeleri, söz konusu siyasetin ve siyasetçilerin Türkiye’yi bölünmeye götürdüğü hususları gerek dernek başkanları ve gerekse işçilerimiz tarafından sohbetlerimiz sırasında tarafımıza söylenmiştir.

Madde 3:

Türk Dernekleri ve işçilerimize göre Avrupa’nın Türkiye’ye bakışı:

Strasbourg’da Türk dernek temsilcileri ve işçileri ile yapmış olduğum so ohbet toplantılarında:

a) Avrupa’nın artık bir çöküşe girdiği, Türk topraklarının ve Türk Cumhuriyetlerinin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin henüz bakir olduğu, Avrasya’ya açılmanın yolunun Türkiye’nin bölünmesi olduğu, AB’nin bize Türk kimliği ile gelmeyin dediği, bir işçimizin kendisinin millî güreşçi olduğunu söyleyerek tarafıma hitaben “ağabey sizden rica ediyorum bizim siyasetçilerimize söyleyin: Bizim siyasetçilerimiz ya cahiller ya da gaflet içindeler, AB yok, AB gücü var. Bizi 144 senedir oyalıyorlar, 144 sene evvel de AB vardı. 30 Mart 1856’da Avrupa Devletleri Konseyi’ne girmiştik 30 Mart 1856’da bize dayatılan maddeler bugünkünün aynısı idi. Ne oldu, koskoca imparatorluk gitti. Şimdi de bu dayatmalarla Türkiye elden gidecek” diyerek sözlerini bitirdi.

b) Avrupa’daki terörist yandaşlarının daima himaye, derneklerinin ise maddî ve mânevî destek gördüklerini, kiliselerden dahi yardım aldıklarını, Türk pasaportu ile ülkemize hiyanet ettiklerini, devletimizin bunları Türkiye’ye sokmamaları gerektiğini,

c) Avrupalının harp edemeyeceği, canlarının çok tatlı olduğu, ordumuzun küçültülmeye çalışıldığı, Avrupa’nın en büyük korkusunun Türk Ordusu olduğu, tarafıma söylenmiştir.

Madde 4:

Avrupa’daki Türk Dernekleri ve İşçilerimizin İstekleri:

a) Avrupa’da yaşayan her Türk’ün bir büyükelçi olduğunu, ancak Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda yeterli çalışmadığını, Büyükelçiliklerde bir dernekler masasının kurulmasını, derneklerin iyi organize edilmesini, Ermeni ve PKK terörü konusunda derneklere (sizin getirdiğiniz gibi) bilgi ve belgelerin verilmesini, (Genelkurmay Başkanlığı tarafından şehit ailelerine verilen dökümanlar, broşürler ve kitaplar çok ilgi gördü).

Derneklerde Allah rızası için dürüstçe çalışan avukatların olması, bunların yabancı dil bilmeleri,

Avrupalı parlâmenterlerle görüşmenin yolu ve yöntemi,

Sendikaların ve iş adamlarının sadece ceplerini değil, milleti düşünmelerini, Avrupa’da sivil toplum teşkilâtlarının konferans vermelerini, Rahmi Koç, Sakıp Sabancı ve Halis Toprak’ın hem Avrupalı iş adamlarına ve hem de siyaset adamlarına Türkiye’de bir ırk ayrımcılığının olmadığını anlatmalarını,

Sayın Muzaffer Özdağ ve Kâmuran İnan’ın Avrupa’da yaşayan insanımız tarafından çok beğenildiği, adı geçenlerin Avrupa’da konferans vermelerini, Türk kanallarında çok sık konuşmalarını, PKK terörünün ne amaçlı olduğunu anılan kişilerin iyi anlattıklarını, Sayın Kâmuran İnan’ın 7.5.2000 tarihinde Avrupa’nın gizli maksatlarını anlatan konuşmasının kendilerini iyi bilgilendirdiğini,

b) Sözde Türk aydınlarının, yazar çizer takımlarının, emekli büyükelçilerin konuşmalarından rahatsız olduklarını, anılan sözde kişilerin sanki Türkiye’de kürt vatandaşlarımızı azınlık gibi gösterdiklerini, Özal politikasının ülkemize çok zarar verdiğini, şimdiki iktidar ve muhalefetin de aynı olduğunu,

c) Depremde üç köpek gönderen Yunanistan’ı terör örgütü olmaktan Dışişlerimizin akladığını, boğazda rakı içelim edalarıyla dış politikanın yapılamayacağını, devletimizin millî bir iç ve dış politikasının olmadığını,

Avrupa’nın sömürgecilikten vaz geçmeyeceğini, Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin barış sever olduğunun iyi anlatılmadığını, Türkiye’de suçun cezasız olduğunu, sürekli affın olduğunu, zaten her suçlunun suçundan 3/5 ceza indirimi yapıldığını, affın Türkiye’ye çok zarar vereceğini,

Fransa’daki hapishanelerin domuzların bile yatamayacağı kadar kötü olduğunu,

Roth’un artık Türkiye’ye sokulmamasını, bizim milletvekillerimizin de Avrupa’yı denetlemesini, aksi hâlde Türkiye’yi kötü günlerin beklediğini,

d) Dinler arası diyalog ve inanç turizmi adı altında haince plânların olduğunu, Türkiye’deki insan hakları ve buna benzer derneklerin devlet aleyhine çalıştıklarını, kendilerinin Avrupa’da sahipsiz olduğunu,

Devletimizin Avrupa’daki işçilerimize güven verdiği takdirde bilhassa Almanya’da yaşayan işçilerimizin Alman ekonomisini bir günde çökerteceklerini, bu hususun nasıl yapılacağı sorulduğunda, Alman bankalarındaki paralarını aynı gün çekebileceklerini, bu duruma Alman ekonomisinin dayanamayacağını,

Türk derneklerinin iyi ekonomiste, iyi hukukçuya ve iyi siyaset adamlarına ihtiyaçlarının olduğunu, millî ve mânevî değerlere önem verilmesini, anılan değerlerin sömürtülmemesi hususları yapılan incelemeler ve konuşmalar neticesinde tarafımdan tesbit edilmiştir.

Madde 5:

AİHM’sindeki Tesbitlerim:

Duruşma salonuna PKK terör örgütü elebaşısı katilin kardeşleri ile birlikte çok sayıda haini de sözde gazi ve şehit ailesi olarak mahkemeye takdim etmişlerdir.

Hainlerin mahkemeye organize bir şekilde gelmiş oldukları görülmüştür. M. Ali Birand, hainlerle tokalaşarak onların içine oturmuştur.

Bizim avukatlarımız, savunmalarını her yönüyle iyi yaptılar. Usul yönünden herhangi bir eksikleri yoktu.

Katilin avukatları, bilhassa Hasip Kaplan olayı siyasî zemine çekti, söyle ki: Burada görülen dâva terör ve terörizm değildir. Yaşama hakkı en büyük haktır. Buradaki dâva konusu insan yaşamına saygıdır. Siyasî nedenlerle T.C. neden ilgilenmiyor? Burada Öcalan’ın T.C. ile sorunu vardır, bu sorun da siyasî haklardır.

Mahkeme heyetine sizler büyük hâkimlersiniz, sizler tarihe geçecek hâkimlersiniz diyerek hâkimlere iltifat edilmiştir. Diğer yandan Hasip Kaplan savunmasını Türkçe yapmıştır. Etkili ve yetkili makamlara ve siyasetçilere soruyorum: Kürtçe TV isteyenler neden savunmalarını kürtçe yapmadılar? Çünkü öyle bir dil yok.

Fransız avukatımız mahkeme heyetine hitaben: sakın bunlara aldanmayın, bunlar sizi pohpohluyorlar şeklinde savunmasını tamamlamıştır.

SONUÇ:

Yüksek makamınıza Avrupa’da yaşayan derneklerimizin ve işçilerimizin görüşlerini kısa özet bilgiler olarak arzetmeye çalıştım.

Makamlarınca da bilindiği üzere Avrupa’nın iki yüzlülüğü, iyi niyetten yoksun olduğu, Lozan’ı tanımadıkları ve bize Sevr’i tekrar dayatmış olmaları malûmlarıdır.

Hâl böyle iken bazı mevki ve makamlar da Avrupa’nın Türkiye temsilcisi gibi:

a) Başta kürtçe olmak üzere herkesin ana diliyle eğitim hakkı verilsin,

b) YAŞ kararları denetime açılsın,

c) OHAL uygulamaları yargılansın, (Demek ki, bizim çocuklarımız ve topyekûn ordumuz suçlu görülüyor)

d) Kürt realitesi tanınsın,

e) TCK’nın 312. maddesi kaldırılsın,

f) Yardım ve yataklık yapanlara af çıkarılsın diyorlar, (Bu hususu da işi basite alarak efendim: terörist gelmiş silâhını vatandaşa çekmiş, vatandaş da bir sahan yoğurt ve bir ekmek vermiş de af bunun için çıkmalıymış) (Kimse kimseyi aldatmasın, bir kere ortada hâkim kararı var. Adalet, bu kadar basit olaylardan vatandaşı cezalandırmadı. Ceza, teröristi evinde barındırana, silâh ve her türlü ikmal yardımı yapana verildi)

Yukarıdaki hususları söyleyenler hem mecliste grubu bulunan partilerimiz ve hem de etkili ve yetkili makamlardır. Öyle ise bizim Avrupa’ya kızmaya hakkımız yoktur. Evvel emirde içimizdeki ayrılıkçı düşünceye sahip olan bu zihniyetten arınmanın zamanı çoktan gelip geçti.

Sonuç bölümünde Yüksek makamlarına arzetmiş olduğum hususların, yüce Türk milletinin ve onun yüce devletinin kabul etmediği hususlar olduğunu, milletimize ve bütün dünyaya açıklamanızı, bulunduğunuz makamlarda şehit kanlarının sayesinde ve şehit kanlarının üstünde oturduğunuzu Yüksek Makamlarına bir daha hatırlatmayı faydalı buluyorum.

Türk Milleti mozaik değil, bir aile topluluğudur. Milletimin suskunluğu asla teslimiyet olarak algılanmamalıdır.

Yüce Milletimiz, büyük devletimiz her türlü hiyanetin üstesinden gelmiştir. Çünkü milletimizin ÖZÜ sağlamdır.

Öte yandan teröristliğin sebebini fakirliğe bağlayan düşünceye sesleniyorum. Ben Çankırı İli, Kurşunlu İlçesi, Kapaklı köyündenim. 35 yıldır uğraşıyoruz, köyümüze su getiremedik. (Kaynak olduğu hâlde) Ama doğuda üç hanelik mezraya su getirildi, yol getirildi.

Yüksek makamlarının vatandaşlarımızın yazdığı mektuba telefonla cevap vermesi elbette ki sevindiricidir. Acaba koli basilli su içen bir köyü ve onun şehit babası olan köylüyü de arayacak mısınız?

Bizler şehit verdiğimize asla üzülmüyoruz. Dün sıra dedemde, amcamda ve dayımda idi. Bugün koç yiğidim oğlum Hakan bu aziz topraklar için canını verdi. Şehit kanları sayesinde kimisi fabrikatör, kimisi cumhurbaşkanı, kimisi milletvekili oldu.

HADEP kongrelerinde İstiklâl Marşı söylenmiyor, bölücü başına methiyeler yağdırılıyor. Demokratik Cumhuriyet diye bağıran hukuk adamlarına soruyorum: Daha nasıl bir Cumhuriyet istiyorsunuz?

Durumu bilgilerine, keyfiyeti takdirlerine, gereğini yüksek müsaadelerine, verilecek cevabı tensiplerinize saygılarımla arz ederim.

Ahmet KANDEMİR

Şehit P.Kom. ÜTĞM

Hakan KANDEMİR’in Babası
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -