Ana Sayfa 1998-2012 Nâzım Hikmet Hümanistmiş

Nâzım Hikmet Hümanistmiş

2002, nasılsa UNESCO adlı kuruluşa “Nâzım Hikmet yılı” olarak ilân ettirildi ya; insanlarımızda hayret verici bir “Nâzım sevdâsı” peyda oldu. Kim bilir, belki de yıllardır gizli tutulmaya çalışılan duygularda patlama vuku buldu. Bu yüzden ortalık toz duman. Herkes onun bir yerine sarılıp aşkını tatmin peşinde. Adamcağız ne bulunmaz Leh kumaşı imiş de haberimiz yokmuş! O büyük yurtseveri, o katıksız Türk’ü(!) tanıyamamışız. Onu yurt özlemi içinde ölümlere terk edip yâd ellerde bırakmışız. Yurttaşlıktan çıkarıp vatansız yapmışız. Ona çok sevdiği yurdunda bir avuç toprağı çok görmüşüz. Ama ne gammış: “Kafa kâğıdı” olmasa da, pîrinin ayak ucunda yatan çürümüş cesedi Türkiye’ye getirilmese de o sevenlerinin gönlündeki tahtında sonsuzluğa kadar yaşamayı sürdürecekmiş. Ve daha neler, neler…

- Reklam -

Bu yalaka ifadeler elbette kendilerini komünist, sosyalist, aşırı solcu, “aydınlatmacı”(!), daha bilmem neci sayanlara yakışıyor. Üstelik Nâzım, Soayetler Birliği’nin kartondan bir kule gibi yıkılıp ideolojilerinin yerlere serildiği yıldan beri ayağa kalkabilmek için ellerinde kalan tek dayanak. Yaşadıkları depremin etkisini Nâzım’a sarılarak gidermeye çalışıyorlar. Çünkü, ondan gayrı tutunabilecekleri dal kalmadı.

Solcuların Nâzım iptilâsı biraz ideolojiye, biraz da o ideolojiyi ayağa kadırma ümidine, yani çıkara dayanıyor. Pekiyi, ya sağcı, hattâ milliyetçi geçinen bazılarına ne demeli? Gençliklerinde gizli gizli onun şiirlerini okuduklarını söyleyerek “şecaat arzedenler” mi ararsınız; yazılarına ve konuşmalarına ondan mısralar veya sözler katarak “çarıklı erkânı harplik” edenler mi? Meğer ömür boyu “mavi gözlü dev” âşıkı imişler de, bu öz el duygularını, nasıl ettilerse, şimdiye kadar içlerinde saklamışlar. Şimdi, fırsatı yakalamışken onu açığa vurup ferahlıyorlar.

Bu Nâzım sevdâsı konusunda başı çekenler, elbette, sanat ve edebiyat(!) dergileri. Onlara bir yıllık sermaye çıktı. Nâzım’ın her şeyini didik didik edip ondan bir şeyler çıkararak veya onunla ilgili bir şeyler uydurarak, ayıp demeden, yalan demeden, uygunsuz demeden, ortaya döküyorlar. Adamcağızı yüceltelim derken cüceltiyorlar.

Geçenlerde elimize Anadolu’nun küçük bir ilçe merkezinde dört yıldır yayımlanan, şiir ağırlıklı bir sanat dergisi geçti. Bu, her sayısında onlarca şiir yayınlanan, birkaç da yazıya yer veren mütevazı bir dergi. Her yıl şiir şölenleri düzenleyip yayımlandığı kasabaya turistik kazanç da sağlıyormuş. Daha önce de bazı sayılarını gördüğüm bu derginin ideolojik bir saplantısı yok. Güzel saydıkları şiirleri, şairlerinin düşünce veya ideolojisine bakmadan yayınlıyorlar. Yazılarda ileri sürülen görüşlerin de eğilim yansıtan bir yanı yok. Bu özellikleri ile sevimli bir dergi. Onun, küçük bir Anadolu kasabasında bir avuç edebiyat dostunun çaba, emek ve desteği ile çıkarılıyor olması da ayrıca takdir edilecek, yürekten kutlanacak bir durum.

Ne var ki, son sayısında yayımladığı bir yazı, o güzel dergiyi çıkaranların da bütün ülkeye yayılan “Nâzım humması”ndan uzak kalamadıklarının, bu illetin onlara da bulaştığını gösteriyor. Derginin yetkililerinden olduğu anlaşılan yazar, Nâzım için bir dizi yazı yayımlamayı tasarlamış. Her yazısında onun bir yönünü ele alacakmış. Bu ilk yazısında “Nâzım Hikmet ve insan sevgisi” konusunu seçmiş. Onun nasıl insan sevgisi ile dolu olduğunu, “hümanist” cephesini, şiirlerinden parçalar aktararak ispatlamaya çalışıyor. Ama verdiği örnekler anlatmak istediğinin tam zıttını veren parçalar. Hele biri var ki, evlere şenlik! Önce bu insacıl şairin,

“Yarısı burdaysa kalbimin,

- Reklam -

Yarısı Çin’dedir, doktor.

Sarı nehre doğru akan

Ordunun içindedir.

Sonra her şafak vakti, doktor,

Her şafak vakti kalbim

- Reklam -

Yunanistan’da kurşuna diziliyor.”

mısralarını verdikten sonra “Dünyanın dört bir köşesindeki zulümlere, işkencelere, savaşlara gür sesiyle karşı koyan bir şaire bu eylemi yaptıran hümanizmden başka ne olabilir?” diye soruyor. Ardından da şunları ekliyor:

“Batılıların ölümcül silâhlarına karşı Kara Afrika’nın, Habeşistan’ın yanında, Taras Babu’yla omuz omuzadır.

O, Musolini ile Hitler’le alay eder, insan kasaplarına karşı kurbanların yanındadır. Yunanistan için ağlar, İspanya için göz yaşı döker.”

Bu alıntıya ve yazarın ona dayanarak yaptığı yoruma dayanarak, eğer bunlar bir cehaletin yansıması değilse, korkunç bir gaflet, hattâ dalâletin tezahürleridir demekten kendimizi alamıyoruz. Bir kere o mısralar, bir hümanizm anlayışının değil, tam aksine bir hıncın eseridir. O şiirin yazıldığı günlerde, komünist olmayan Çin yönetimi ülkeyi istilâ etmeye çalışan komünistlerle mücadele ediyordu. Yunanistan’da komünist tehlikesini yok etmeye çalışıyordu. Sonra olanlar oldu, bütün Çin komünistlerin istilâsına uğradı. Bu arada Uygur Türklerinin ülkesi Doğu Türkistan da Komünist Çin’e tutsak edildi. Yüz milyonlarca insan komünizmin korkunç baskısı altında inlemeye terk edildi. Bütün bunlar o insancıl, hümanist Nâzım hayatta iken cereyan etti. Fakat ünlü şairin gıkı çıkmadı. Çin tutsaklığı altında inleyen yüz milyonların, bu arada 25 milyon Türkistanlının ıstırabı onun rikkatli (!) kalbinde hiçbir etki yapmadı. Yurdunu terk etmek zorunda kalan, Tibet dağlarında ayaklarını, kollarını, hayatlarını kaybeden Türkler onun üzerinde hiçbir iz bırakmadı. O, sadece Yunanistan’daki, İspanya’daki, Kara Afrika’daki, Habeşistan’daki, bilmem nerelerdeki komünist kopilleri için ortaya koydu bu hümanist yanını; komünist olmayan mazlumları yok saydı, hattâ onlara yapılan zulümleri hoş gördü, onayladı.

Yüzbinlerce Türkü yurtlarından ederek Sibirya çöllerinde telef eden otuz milyon insanın kasabı Stalin’in yanında yer aldı. “Beni Stalin yarattı” diye öğündü. Böylece mazlumların, işkence görenlerin değil, zalimlerin yanında yer aldı. Sayın yazara sormak gerek: Bu mu hümanistlik, bu mu insan sevgisi?

Yazarın Musolini ve Hitler ile alay ettiğini belirttiği hümanistinin dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü zalimi hakkındaki düşüncesini ortaya koymamış olması da çok manidar. Demek ki on milyonlarca mazluma karşı insan kasabının yanında oldu. Ona göre, insaniyetçilik, ancak kendi düşüncesine uyanlara uygulanabilecek bir davranış. Ötekilere ne olursa olsun!

Sözünü ettiğimiz yazı, şirin bir Anadolu kasabasında yayınlanıyor ve genç yazarlara ve şairlere yönelik yayın yapıyor olmasaydı, bu satırları yazmaya değmezdi. Nâzım Hikmet’in şairlikten daha çok komünist olduğunu, yazdıklarına ideolojisinin öncülük ettiğini ve o menfur ideolojisi sebebiyle asla insaniyetçi veya hümanist olamayacağını bilmesi gerekirdi. Dileriz, bundan sonraki yazılarında hakkında yazdığı kimseyi tek yönü ile ele alma yanlışlığından kendisini kurtarır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -