Ana Sayfa 1998-2012 Milliyetçilik Geçmişinden Anılar Söndürülen Işıklar III Son ...

Milliyetçilik Geçmişinden Anılar Söndürülen Işıklar III Son …

1953 yılı Nisan ayının 4’üydü. Bizi iki buçuk ay sürece tedirgin eden ara duruşmalardan sonra, son duruşma günü gelip çatmıştı. Tabiî olarak, koskocaman Ağır Ceza Mahkemesi salonu, o gün her zamankinden daha kalabalıktı. Umumî Başkan yardımcısı Ali Uygur, Umumî Kâtip Abdullah Savaşçı, Umumî Muhasip Necati Torun, Umumî İdare Heyeti üyeleri Süreyya Bilgiç ve Ömer Nuri Turumtay beğler, sanıklar bölümünde; avukat olarak da Bekir Berk, Sait Bilgiç, Sadık Erdem, Gültekin Sonsuzoğlu ve İsmet Tümtürk beğler, duruşma salonunun ‘sanık avukatları’ için ayrılmış masasında idiler. Savcı ve yargıç, duruşma kürsüsünün yan tarafındaki kapıdan salona girerek kürsüdeki yerlerini aldılar ve duruşma başladı.

- Reklam -

Avukat Sait Bilgiç’in, bilirkişi raporu üzerinde daha ayrıntılı bir inceleme yapılabilmesi için duruşmanın ertelenmesi isteği kabul görmedi. İsmet Tümtürk’ün yeni bir ‘vekâletname’ ile gelmesi sebebiyle dosyayı inceleme için süre verilmesi isteğine de iltifat edilmedi. Yargıç o istekleri “duruşmayı uzatma gayesine matuf’ saymıştı.

Ardından savunmalara geçildi. Önce avukatlar savunmalarını yaptılar ve Türk Milliyetçiler Derneği’nin, savcının iddianamesinde ve ondan da ileri giden bilirkişinin raporunda kendisine yöneltilen suçların hiçbirisini işlemediğini, yasalara saygılı bir kuruluş olduğunu, kapatılmasının büyük yanlışlık olacağını belirttiler. Avukat İsmet Tümtürk ise, derneğin mutlaka kapatılacağı tahminini ortaya koyan bir istekte bulundu: “Derneği kapatırken sanıklara vereceğiniz para cezaları yirmişer liranın üstünde olsun, böylelikle temyiz yolu açılsın ki, siz kapatma kararının yükleyeceği tarihî ve vicdanî sorumluluğu tek başınıza üstlenmekten ve taşımaktan kurtulasınız” dedi.1

Son sözleri sorulan sanıklar ise Türk Milliyetçiler Derneği’nde yurt ve milletimize hizmet aşkıyla görev aldıklarını, bütün çalışmaların bu çerçevede gerçekleştiğini, “Türk milletini sevmek ve yüceltmek” ülküsüne bağlılıkları dolayısıyla, Türk milleti ve devleti aleyhine bir faaliyette bulunmalarının mümkün olmadığını, aksine millet ve devletlerinin düşmanları ile mücadele ettiklerini belirttiler; eğer bir ceza verilecekse bunun kendileri için bir utanç değil, iftihar belgesi olacağını açıkladılar.

- Reklam -

Savunma sırasında avukatlar ve sanıklar konuşmalarını hamasî şiir ve sözlerle süslemeyi ihmal etmemişlerdi. Bu durumu, dinleyiciler arasında bulunan ve o sırada genç bir avukat olan Süleyman Ârif Emre2, “Bir duruşma değil, sanki Türk Milliyetçiler Derneği’nin kahramanlık günlerinden birinde idik” sözleri ile değerlendirmişti.

Savunmaları ve ‘son söz’leri dinledikten sonra yargıç, kararı hazırlamak için duruşmaya on beş dakika ara verdi. Bize saatler gibi uzun gelen bu aradan sonra yeniden kürsüye gelen yargıç Osman Selçuk, önceden hazırlandığı, verilen arada son duruşmaya ilişkin bazı küçük eklemelerin yapıldığı kolayca anlaşılan kararını okudu. Okunması bir saate yakın bir süre alan karar metnini soluklarımızı tutarak dinledik. Metindeki savcının ve bilirkişinin iddialarını çürüten bölümler bizi sevindirmiş, Derneğin çalışmasına izin verileceği umudunu vermişti. Fakat son kısımları bütün umutlarımızı söndürdü. Ülkenin ve toplumun kültürel kalkınmasında büyük başarılar göstermeye aday bir gönüllüler kuruluşu olan Türk Milliyetçiler Derneği, çalışma programında bulunan masum bir cümle “siyasî” bulunarak kapatılıyor, sanıklara onar lira para cezası veriliyor ve bu cezalar da erteleniyordu. Böylece yargıç, İsmet tümtürk’ün uyarısına rağmen, seksen şubeli bir kuruluşu kapatmanın tarihî ve vicdanî sorumluluğunu tek başına üstlenmiş oldu.3 Mahkemenin kararı ise, ertesi günkü Yeni Sabah gazetesinde çıkan başyazıda “Dağ fare doğurdu” başlığı ile değerlendirildi (Bk. Yeni Sabah, 5 nisan 1953).

- Reklam -

Türk milliyetçiliği tarihi açısından önemli bir belge olan bu karar, o günlerin şartları içinde, Yalvaç adlı bir mahallî gazetede, ancak bir ay sonra (4 Mayıs 1953’te) yayımlanabildi. Teknik imkânlardan yoksun bir basımevinde basılmış olan bu dört sayfalık gazetede çıkan metinde, tabiî olarak, bir çok yanlışlar ve belki eksikler vardı. Baş tarafı da bulunmayan bu metin, yazık ki elimizde bulunan tek belge. Zaten çok az sayıda basılmış olan o gazetenin bulunabilmesi ise, artık mümkün değil. Bunu göz önüne alarak, söz konusu mahkeme kararının bilirkişi raporu ile sanıkların savunmalarını özetleyen ve değerlendiren, mahkemenin onlara ilişkin görüşlerini ortaya koyan ve Türk Milliyetçiler Derneği’nin kapatılmasına dayanak yapılan hususlarla ilgili bölümlerini aktarmak istiyoruz.4

… Bilirkişi yapmış olduğu tahkikat neticesinde:

Millet, milliyet, aşırı milliyetçilik, ırkçılık ve din esasına dayanan cemiyetin birer tarifi yapıldıktan, İnsan Hakları Beyannamesi’nin 2’nci, 15’inci ve 30’uncu maddeleri ile Anayasa’nın 80’inci ve değişen Cemiyetler Kanununun 9’uncu maddesi aynen rapora alındıktan sonra, bu ölçülere göre tahliller yapılmakla beraber,

1. Türk Milliyetçiler Derneği’nin Ana Nizamnamesinin 4’üncü maddesinin A bendindeki ‘soy’un tarifi,

2. Dernek Umumî merkezi’nin şubelerine yapmış olduğu bir numaralı tamimdeki Türk olmayanların hakkına, hukukuna riayet edilmesi hususunda teminat verilmesi lûzumunun hissedilmiş olması,

3. Dernek mensuplarının Türklüğü kendilerine inhisar ettirmiş olduklarını gösteren ve Son Hâdiseler ve Biz başlığını taşıyan broşürde5 kullanılan bazı cümleler,

5. Atsız’ın 3 Mayıs’ta Ankara’da yapılmış olan nümayişin “Türkçülük günü” olduğunu belirtmiş olması ve bu tarihin bayram olarak kabulü ve her üyenin verilen vazifeyi yapmakla mükellef olduğunu belirten, Nizamnamenin 11’inci maddesi ve dernekten dernek önder olarak bahsedilmesi, ırkçılık esasına dayandığı ve Derneğin gayeleri arasında;

1. Allah esasına dayanan Türk milliyetçiliğinin işlenmek istenmesi,

2. Derneğe girmek için Müslüman olmanın şart olduğunun istidlâl edilmiş olması,

3. Derneğin neşriyat ve faaliyeti arasında bulunan Mefkûre gazetesinin 31’inci sayısında intişar eden “Hürriyet ve İstiklâl Günü’nde başlığını taşıyan ve Sait Bilgiç tarafından yazılmış makalede rastlanan bazı satırlar,

4. Mefkûre’nin 12’nci sayısındaki 4’nu.lı tamimin C bendi,

5. 15’inci sayısında mevzuu bahis edilen törendeki bir hatibin hapse atılması ve bu devredeki hâdiselerin aksettiriliş şekli ve eski Diyanet İşleri Reisi merhum Ahmet Hamdi Aksekili için Kayseri Şubesinin teşebbüsü ile Kayseri Camii Kehirinde okutulan mevlûtte Atatürk düşmanlığının tezahür etmiş bulunduğunun belirtilmesi8,

6. 30’uncu sayısındaki Talebe Federasyonu tarafından Ulus’ta neşredilmiş ‘Gülünç İthamlara Cevap’ şekli,

7. Aynı gazetenin 17’inci sayısındaki Hüseyin Namık Orkun’un ‘Türk Gençliği Mefkûre Yolunda’ başlığını taşıyan yazı,

8. 26’ıncı sayısındaki ‘Fetih Camii Ayasofya, adlı yazı ve 27’inci sayısındaki ‘Ayasofya’ adlı makale;

29’uncu sayısında mevcut,. Dernek mensuplarının tertiplediği gezintide taşınan levhalardaki ibareler; ‘3 Mayıs’ adlı makale ve bu tarihte Kayseri Şubesinde yapılan anma töreni,

9. Irkçılığın tebarüz ettirilmesi sırasında 3 nu.lı mevzuubahis broşürdeki ve Derneğin Ödemiş şubesinin/…. ‘deki9 şayanı dikkat görülen kelime ve cümleler ile İstanbul Şubesinin neşrettiği 18 Nisan 1952 tarihli broşür mevzuubahis edilerek Derneğin ırkdan ayrı olarak din esasına dayanmakta bulunduğu bildirilmiştir.

Bilirkişi Akbay’ın objektiflikten uzak bulunan, iddialarına dayanak bulmakta ne kadar zorlandığını açık olarak ortaya koyan bu özetten sonra, sanıkların ve avukatlarının iddialara yönelik cevapları özetlenmektedir:

Zikri geçen rapor muvacehesinde, sanıklar ve vekilleri Derneğin ırk esasına dayanmadığı hususunda hulâsaten ve netice olarak:

1. 10.11.1951 tarihli Mefkûre gazetesinde ‘Türk Milliyetçilerinin Kongresine Doğru’ başlığını taşıyan tebliğde “ırkçılıktan vebadan kaçar gibi kaçınılması gerektiğinin” kesin olarak kararlaştırılmış olduğunun belirtilmesi,

2. 5 sayılı Mefkûre gazetesindeki 1 numaralı tamim,

3. 30 sayılı Mefkûre gazetesinin 3’üncü sayfasındaki “Türklerin insan haklarını takakkuk ettirmeye çalışırken ve gayeye vasıl olduktan sonra takip olunacak yol”a müteallik konuşma,

4. Başbakan Adnan Menderes’e Açık Mektup başlığını taşıyan, 10 Mayıs 1953 tarihinde neşrolunan beyanname,

Din esasına dayanmadığını da;

1. Mefkûre gazetesinin 4, 5, 11, 23 ve 31’inci sayılarında çıkan bazı yazılar ve tamimler,

2. 7.12.1952 tarihli Türk Milletine Beyanname,

Siyasetle iştigal etmediğine misal olarak da aynı gazetenin 1, 4, 23, 28 ve 29’uncu sayılarındaki yazılar ve 24.7.1952 tarihinde Umumî Kongre’ye sunulan İdare Heyeti raporunu ileri sürmüşler ve ayrıca iddianameyi madde madde cevaplandırarak savunmalarını yapmışlardır.10

Karar metninde, bunun ardından Türk Milliyetçiler Derneği Ananizamnamesinin ‘Umumî Esaslar’ başlıklı bölümündeki 1-9’uncu maddelerden alıntılar yapıldıktan sonra, Derneğin yayın organı olan Mefkûre gazetesinde yayımlanıp bilirkişi raporunda ve savunmalarda söz konusu edilen yazı ve haberler değerlendirilmektedir.

Mefkûre gazetesinin 3’üncü sayısının 1’inci sayfasının 2’inci sütununda, Türk Milliyetçiler Derneği’nin İstişarî Toplantısı sebepleri arasında, “Türkün ezelî ve ebedî olan bir tek mefkûresi vardır ki bunun layetegayyer adı Türkçülüktür. Büyük mürşit Ziya Gökalp tarafından Türkçülük “Türk milletini yükseltmektir’ şeklinde tarif edildiğinden ve mübeccel milletimizin bunun kurtuluş düsturunu şiir devrinden çıkarıp şuur devri içine sokmak ve onu büyük milletimizin lâyık olduğu hayat seviyesine ulaştırma hamlesinde yapıcı ve yaratıcı bir vasıta olarak kullanmak anının geldiği”nden bahsedilmektedir.

Dördüncü sayısında, “Büyük vazife” başlığını taşıyan ve Karamağaralı tarafından yazılmış olan yazıda, Türkiye’nin vaktiyle eyaletimiz olan bazı memleketlerden makine aldığı belirtilmekte ve “Dünyanın en büyük, en mükemmel devletlerini vuran millet bugün parça parça. Kıtalara hükmeden millet, bugün vatanın ancak bir ucunda bayrağına sahip. İnsanlığa insanlığı öğreten millet, bugün en basit insan haklarından mahrum, zincirler içinde. İşte! Balkanlarda bıraktığımız Evlâd-ı Fatihan dört devletin elinde köledir. Milliyetçisi bir türlü zulmediyor, kırıyor, komünisti bir türlü. Rusya’da canavarca Türk kanı içiliyor. Çin’dekiler, İran’dakiler Türk olduklarını düşünmek hakkına bile malik değiller. Ya Irak’takiler? Elimizde tek kale kaldı; tek ümit, tek melce Türkiye” dendikten sonra, Türkiye halkının % 75’inin hasta, cahil ve yer yer taş devrini yaşadığından ve hâlâ iğnesinden tayyaresine kadar her şeyin dışarıdan beklendiğinden, eski eyaletimiz Macaristan’dan makine satın alındığından, gayrı Türklerin elinden, Moskova’dan kaçıp gelen öz çocuklarının Moskofa teslim edildiğinden ve Türkü sevmek ve Türk milletini yükseltmek demek olan Türkçülüğün… Türk halkının hakir görüldüğünden, yabancı hayranlığının resmen teşvik edildiğinden bahsettikten sonra üyelerine hitap ederek ve yazıyı yazanın anlayışına göre Türkiye’nin hal-i hazır durumu ifade edilmekte ve indihamı durdurmak ve yükselmeyi temin gayesiyle ancak Türkiye her şeyiyle Türk ve Türkün olduğu güne kadar çalışmayı tavsiye etmekte ve bu temin edildikten sonra ‘yeni bir seferin, mânevî bir seferin emrini alacaksın”11 denmektedir.

(Devam edecek)

DİPNOTLARI

1 O yıllardaki mevzuata göre ancak 20 (yirmi) liranın üstündeki cezalar için Yargıtay’a başvurulup kararın temyizi istenebiliyordu.

2 Şimdi İstanbul Milletvekili.

3 Sonradan öğrendiğimize göre yargıç Osman Selçuk dürüst, yurtsever ve milliyetçi bir insandı. Fakat davanın görüldüğü yıllarda yargıçların hiçbir güvencesi yoktu. Anlaşılan; büyük zorluklarla elde ettiği Ankara’da görevli olma şansını yitirmemek için yoğun baskılara boyun eğmek durumunda kalmıştı. Sonraki yıllarda rahmetli Abdullah Savaşçı ile aynı sokakta komşu da oldular.

4 Orkun’un sayfa kapasitesi, yazık ki, elimizdeki karar metninin bütününü aktarmaya imkân vermiyor. Tam metne, herhâlde, Yücel Hacaloğlu dostumuzun hazırlamakta olduğu kitapta yer verilecektir.

5 Karar metnini aktardığımız 04.05.1953 tarihli Yalvaç gazetesinde birçok dizgi yanlışları var. Bazı yanlışların daktilo edilmiş asıl metinde yapılmış olması da mümkün. Bunu göz önüne alarak, cümle düşüklüğü olan veya eksik olduğunu düşündüğümüz ibare, kelime veya heceleri /…/ arasına koyarak o cümleleri tamamlamaya veya düzeltmeye çalıştık. Fakat bazı cümle düşüklüklerini yok etmek mümkün olamadı.

6 Alıntının yapıldığı gazetede satır atlaması olmuş. Cümle, muhtemelen, “… Mefkûre gazetesinin 10.10.1952 tarihli 4. sayısında yayınlanan ‘Büyük vazife’ başlıklı yazı” biçimindedir. Söz konusu yazı Derneğin o zamanki Umumî Başkanı Karamağaralı Halûk Beğin imzasını taşıyor.

7 TMD Ankara Şubesi’nce merhum Ahmet Hamdi Aksekili için düzenlenen törende konuşan kişi olarak, Serdengeçti dergisi sahibi merhum Osman Yüksel kastediliyor. Rahmetli Yüksel, H. Üzmez’in A.E. Yalman’ı vurmasından sonra tutuklanıp salıverilenler arasına girdi.

8 Kararda Bilirkişinin anılan mevlûtta Atatürk düşmanlığı yapıldığı bilgisini nereden aldığı yazılmamış. Mefkûre’nin 15’inci sayısının 2’nci sayfasında yer alan konu ile ilgili haberde ise, bu iddiayı destekleyecek herhangi bir bilgi yok.

9 Kararın daktilo edilişi veya gazetedeki dizgi sırasında birkaç kelimenin atlandığı anlaşılıyor.

10 Savunmalara ilişkin özetin maddeleştirilmesi sırasında cümle kuruluşlarına dikkat edilmediği, bu yüzden cümle düşüklükleri oluştuğu anlaşılıyor.

11 Bu ibarenin metinde yer alan ve anlamı tümüyle değiştiren “vicdanındır” sözü, nedense, aktarılmamış!
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -