Ana Sayfa 1998-2012 Liderlik üzerine düşünceler

Liderlik üzerine düşünceler

- Reklam -

LİDER kavramı, Dictionnaire Larousse’da genel olarak; “Bir hareketin, bir topluluğun, bir kuruluşun başında bulunan, onu yönlendiren kişi.” sözleriyle tanımlanmaktadır. Yani bir komutan, bir müdür, bir takım kaptanı, bir şeyh, bir muhtar, bir belediye başkanı, bir sınıf başkanı, bir başbakan, bir cumhurbaşkanı ve hattâ bir aile reisi de liderdir, fakat bu yazıda siyasî hareketlere öncülük ve önderlik eden lider kavramı üzerinde durulacaktır. İster bir kaç üyeli, ister binlerce üyeli bir topluluğa mevcut kurallar ve kanunlar çerçevesinde yöneticilik, başkanlık eden kimseleri “lider” olarak düşünmek yanlış olur. “Lider”i; kendi zekâsıyla karar verebilen, inisiyatif kullanabilen, ona bağlı hareket edenleri koruyup kollayan, çevresindekilerin güvenini kazanmış ve kendinden emin kimse olarak düşünmek gerekir.

Dünya tarihinde insanlara düşünce öncülüğü, yöneticilik, başkanlık eden milyonlarca insan vardır. Onların arasında gerçek liderlik vasfı kazanmış olanların sayısı oldukça azdır. Büyük İskender, Attila, Cengiz, Sezar, Timur, Babür Şah, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan selim gibi insanlık tarihinin değişim noktalarında yer alıp halk kitleleri arasında efsaneleşmiş lider sayısı fazla değildir. Bu liderlerin halk arasında değerlendirilişi, diğer hükümdarlardan çok farklı olarak, olağanüstü motiflerle süslüdür. Oğuz Kağan Destanı’ndaki motifleri herkes bilir. Timur’un doğarken “avucunun içinde kan pıhtısı ile” doğduğu, Cengiz’in de aynı rivayet üzre “avucunun içinde aşık kemiğini andıran bir kan pıhtısı ile doğduğu”1 nesilden nesile anlatılmıştır. Cengiz Aytmatov’un “Cengiz Han’a Küsen Bulut” romanındaki, “sıcak günde sefere çıkan Cengiz Han’ın üstünde, onu gölgesiyle koruyan bulut”tan söz edilir ve bu bize aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nde çölden geçerken yağmur yağması mucizesini hatırlatır. fsâneler, vekâyinâmeler ve nihayet tarih kitapları içinde yer alan mucizelere bakılırsa; bir insanın eğitilerek lider olmadığı, lider olarak doğduğu sonucu elde edilir. Tarih kitaplarında bu liderlerin akılları, kuvvetleri, cesaretleri, yetenekleri, becerileri üstünlük sıfatlarıyla övülmektedir. Cengiz Han; güçlü, cesur, atılgandır. Güreşte, ata binmekte. ok atmakta, kılıç kullanmakta çok ustadır. “Az konuşur, sözünü düşünüp tarttıktan sonra söyler. Zaptedilemez bir mizacı ve çabuk arkadaş edinme yeteneği vardır.”2 Başkalarının kurtulma şansı olmayan tehlikelerden, keskin zekâsı sayesinde kolayca kurtulan Timur Han da çok iyi ata biner, silâh kullanır. Çok cesurdur ve eşi görülmedik derecede şanslıdır. Jean-Paul Roux, onu şöyle nitelendirmiştir: “Hiç kuşku yok ki Timur, eşi az bulunur bir ustalıkla önüne çıkan fırsatlardan yararlanmasını bilmiş ve ciddî bir biçimde savunulmamakla birlikte, daha yirminci yaşında ne olacağına, nereye kadar gideceğine karar vermişti. Ancak bu beyni çalışan, hesaplı iş gören, satranç oyuncusu, kendini olayların tesadüfî akışına bırakacak bir adam değildir. Tam olarak sezinlemese de o kendine bir amaç hedeflemiştir; oldukça çok sayıda sonucu elde etmek istiyor ve bu sonuçların ne olduğunu biliyordu…. (O) iktidarı, iktidar için eline geçirmek istiyordu; yoksa onu hiç ilgilendirmeyen şan, şöhret kazanmak veya çıkar sağlamak için değil.” 3

Gerek Anadolu’da yaşayan Türklere ve gerekse günümüze daha yakın bir şahsiyet olarak Fatih Sultan Mehmed’i anlatan kitaplarda onun eğitimine de genişçe yer verildiği görülür. “Şehzâde Mehmed, öğrenimini eksiksiz tamamlar. Çevresine aydın kişileri, özellikle de İtalyanları toplar. Manisa, bir Ceneviz kolonisi olan Foça ve Sakız adasına yakındır. Her konuya müthiş bir ilgi duyan Mehmed, hem Asya, hem de Avrupa âleminde aydınları kendine çeker. Bu kişiler ona eski çağların filozof ve tarihçilerini tanıtırlar… Genç Mehmed, Türkçeden başka Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Slavca gibi çevre dillerini de öğrenmiştir.”4 Fatih Sultan Mehmed aldığı eğitim, öğretim gereği bilgisini mûcit ve müçtehit olarak, kanun yapıcı veya hazırlatıcı olarak da ortaya koymuştur.

- Reklam -

Bu tarihsel perspektifte liderlik yolunun şartları az-çok belirlenebilir.

Her insanın doğuştan sahip olduğu bazı yetenekleri vardır. Bu yetenekler eğitimle geliştirildiği zaman kemale ulaşır; yeteneksiz kişinin eğitilmesi ise ona bir yetenek bağışlamaz. Belki de bu yüzden her büyük liderin hayat hikâyesinde çocukluğundan itibaren liderlik vasıfları ön plânda anlatılır. Liderlik yeteneğiyle doğan çocuk; zekâsı, muhakemesi ve hisleri, sezgileri güçlü, ikna kabiliyeti yüksek, çevresiyle uyumlu ve fakat kendi doğrularını benimsemiş, seçme, yönlendirme becerisi gelişmiş bir çocuk olarak tasavvur edilebilir.

Dünyada yıllar, onyıllar, yüzyıllar, binyıllar geçtikçe yeni medeniyet süreçleri başlar. Her ortamın ve dönemin şartları birbirinden farklıdır. İnsanî değererin temel sorumlulukları değişmese bile, değişen değer yargıları vardır ve yeni sistemler bunların sonuçları üstüne inşa edilir. Siyasî liderler, fikir öncülerinden, düşünürlerden farklı olarak “nasıl olması gerektiği” ile değil, daha çok “nasıl olduğu ve ilerlediği” ile ilgilenirler. Modası geçmiş düşünceler “mutlak doğru” olsa bile, kendilerine yandaş toplamayacağı için gözardı edilmek zorundadır. Bugünün toplumsal insan profili yerinde tesbit edilmedikçe, içinde bulunulan zamana ve bu zamandakilerin geleceğine etkileyici bir sesleniş mümkün değildir.

Çevresindekilerin liderden beklentileri çok fazladır. Bu beklentileri “beri beklentiler”, “öte beklentiler” diye sınıflandırırsak; insanların kişisel, ailevî beklentileri ile liderin şahsında görmek istedikleri ayrı aşamalarda değerlendirilmelidir. Bunların, ulaşılan, her emelden sonra değişeceği (nadiren de olsa sapacağı da) unutulmamalıdır. Çağını doğru okuyanları teşkilâtlandıran insan, başarının bir ucundan tutmuştur.

- Reklam -

Kutadgu Bilig’in yazarı Yusuf Has Hâcip, bey olmak için halka hizmet etmenin lâzım geldiğini belirtir. Tarihçi İbrahim Kafesoğlu da Büyük Selçukluları anlatırken; “Türk devletinde hükümdar ile teb’a arasında bir nevi zımnî mukavele mevcuttu. Halkın itaat ve bağlılığına karşılık hükümdarın da idaresi altındakileri doyurması, giydirmesi ve zengin etmesi töre icaplarındandı.”5 der. Çevresindekilerin beklentilerine cevap veremeyen bir insan aile reisliği bile yapamaz. İnsan zenginledikçe hayâl ufukları da zenginler, kazandıkça kazanma hırsı da artar. Bir lider o noktaya kadar belki halkın yolunda ilerlemelidir, fakat o noktadan sonra halkı kendi yoluna çekmeyi başarmalıdır. Kişisel hayâllerin uzayıp gitmesine fırsat vermeden toplumsal hayâllerin, yani millî ideallerin yolunu açmalıdır.

Bir insanda kazanma azmi daima olmalıdır; buna rağmen kişi, ihtiras denizinde boğulmamalıdır. Pek çok insan kendinde bulamadığı gücü başkasında arar ve o güç sahibini “Tanrılaştırma” eğilimi taşır. Güç sahibi gerçek sınırlarını unutup o eğilime ortak olursa “Tanrılaşma kompleksi”ne yakalanır. Sonuçta o ve diğerleri kendi felâketlerini kendileri hazırlamış olurlar. Bir lider için ileriyi görmek (hattâ bir satranç oyuncusu gibi karşı hamleleri ve elli hamle ötesini görmek) vazgeçilemez niteliklerdendir.

DİPNOTLARI

1- Jean-Paul Roux; Aksak Timur, İst. 1994, sh.53.

2- Aykut Çağatay; Cengiz Han’ın Liderlik Sırları, İst. 2001, sh.28.

3- Jean-Paul Roux; age. sh. 313-314.

4- André Clot; Fatih Sultan Mehmet, İst. 1991, sh. 25.

5- İbrahim Kafesoğlu; Selçuklu Tarihi, İst. 1992, sh. 79.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -