Ana Sayfa 1998-2012 Küreselleşme yerine bölgeselleşme ama nasıl bir bölgeselleşm...

Küreselleşme yerine bölgeselleşme ama nasıl bir bölgeselleşm…

Dünyada ve bizde globalleşmeye / küreselleşmeye karşı çıkışlar artıyor ve şiddetleniyor

- Reklam -

Sebeplerini saymama gerek yok, yıllardır herkes yazdı durdu.

Alternatif olarak “Bölgeleşme” sunuldu. “Arap Ligi”, “NAFTA” ve Türkiye’nin yıllar önce çeşitli isimlerle benimser göründüğü. “Orta Doğu Bloku” (Sadabat Paktı, Bağdat Paktı.. v.b.) projeleri pek bir iz bırakmadı. “Avrupa Birliği” en gerçekçi gibi göründü, bizleri de 30-40 yıl peşinden koşturdu, sonra dikişler sökülmeye başladı.

2. Türk Dünyası Kurultayı’nda rahmetli dostumuz Muzaffer Özdağ, Çin’in artan tehlikelerini hissedenlerin (Rusya, Ukrayna, Polonya ve Türkiye’nin) daha yakın bir işbirliğine girmelerini* ve daha sonraki yıllarda oğlu Ümit Özdağ da “Avrasya Bölgeselliğini” öne sürecekti.

Dikkat edilirse, bütün bu “Bölgeselci” hareketler (“Arap Ligi” hariç), coğrafya yakınlığı temeline dayanıyor ve çekici yanı Ekonomik menfaatler ve savunma oluyor. İşte, bu satırları yazdığım günkü gazetede, bu yönde bir haber daha patlak verdi. “500 Rus, Türk işadamı Antalya’da buluşacak.” Zaten Başbakanımızın şu günlerde en çok buluştuğu kişinin de Wladimir Putin olduğu gö zden kaçmıyordu.

Zıt Cereyanlar

Küreselleşmeye isyan, sade emperyalist kapitalist amaçlarından doğmamıştı; dil, din, millet-devlet duygularını söndürür gibi bir havasından dolayı da tepki topluyordu. Aşırı bir tepki, “Mikro-Etnik Milliyetçilik” dediğimiz çok dar bir cemaat-kabile-lehçe mezhep beraberliğinden medet umuyor, bu esaslara dayalı “devlet-millet”ler kurmaya kalkışılıyordu: İşte Yugoslavya’yla Çekoslovakya’nın hâli, işte bizdeki ve Irak’taki bölücü-ayrılıkçı Kürtçülük hareketleri.

- Reklam -

A.B. Tipi bölgesellik, Küresellikle Bölücü Etnikçilik arasında bir yapı gibi görünüyordu. Her ne kadar coğrafî bir temeli de varsa da, hemen hepsi Hristiyan ve “Avrupa kültürlü (ne demekse) topluluklardan oluşuyordu. “Devlet-Millet” birlikleri muhafaza edilmişti ama, bağımsızlığın ana şartlarından olan “millî para” (İngilizlerinki hariç) ve bazı millî egemenlik hakları kaldırılmıştı.

Avrupa’da Müslüman göçmenlerin sayısının artması, Müslüman Türkiye’nin de günün birinde üye olması ihtimali, başlayan huzursuzluğun bir sebebiyse de, asıl sorun millî özelliklerin tek tek silinmeye kalkışılmasıydı. Oysa Avupalılar, çoğu Hristiyan da olsa, birbirine iyice zıt Katolik-Protestan ve Ortodoks mezhepleriyle tam yakın sayılmazlardı. Birbirleriyle asırlardır savuşmış, ayrı tarihde yaşamış milletlerden oluşuyorlardı. Fin-Ugur (Macar) ve Bask dilleri hariç, hepsi de “Hint-Avrupa” dilini konuşuyor olsalar da, bu gerçek sade dilbilimcilerin kitaplarında mevcuttu; Avrupa’daki milletler birbirlerinin dilini anlamıyorlar, kendi kültürlerini kendi ayrı “dil-gruplarıyla” sürdürüyorlardı.

Oysa Amerika Birleşik Devletleri farklıydı. Çoğunluğu ilk başlarda Anglo-Sakson soyundan olduktan başka, ötekiler “Yeni Dünya”ya ayrı ayrı göçmenler olarak gelmiş, “Eski Dünya”daki dilleri, âdetleri artık bir hayâl olarak geride kalmıştı. Yeni bir vatanda yeni bir millet olmaya çalışıyor ve tek bir dil -İngilizce konuşuyorlar-, tek bir paraya, dolarak tapıyorlardı. A.B., ABD’yi örnek almıştı, fakat başarabileceği şüpheliydi.

Öyleyse biz ne yapmalıyız?

Türkiye Cumhuriyeti olarak, küresellik, coğrafî bölgesellik ve etnikçilik yerine, şimdiki “Millet (Ulus)-Devlet” yapımızı her ne pahasına olursa olsun korumalıyız. Dil, Din, Tarih, Kültür, Ekonomi ve Stratejik bağlar bizi yaşattı ve yaşatacak.

- Reklam -

Ancak, küreselleşme ve coğrafi-stratejik bölgesellik cereyanları çevremizde oluşur da, biz yeni dayanaklar geliştiremezsek Millet-Devletimiz tehlikeye girer. Siyaseten de, ekonomik olarak da. Bizim için en uygun, en tabii (doğal), en güç verici “artı-beraberlik”, “Türk Dünyası Federal Birliği” olmalıdır.

300 milyonluk nüfusuyla, akla-hayâle zor sığacak tabii zenginlikleriyle, coğrafî birliğiyle, dil, din, kültür ve tarih beraberliğiyle, başka milletlere kolay nasip olmayacak bir bölgesellik modeli oluşturabiliriz. Türk Cumhuriyetleri varlıklarını sürdürerek, fakat ortak konularda ortak hareket için federal bir yapı geliştirerek bunu yapabiliriz. Eğer uyanabilirsek!

İşte gene geldik şu Türkçülük konumuza: “Uyuyan Türk Devini Nasıl uyandırmalı?” konusuna. Bu isimli son kitabımdan daha önce de söz etmiştim. Gecikip durdu ama A.T.O. tarafından Ankara’da bu satırlar yazıldığında yayınlandı. Orada buluşmak ümidiyle. Almak isteyenler Ankara Ticaret Odası (A.T.O) Atilla Sanal 0312 285 79 50’den isteyebilirler.

DİPNOTU

*- R.O.Türkkan, Yükselen Milliyetçilik, 1995, sah. 394

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -