Ana Sayfa 1998-2012 Kültür yozlaşması

Kültür yozlaşması

Orkun Vakfı’nın 19 Mart 2003’te “Kültür Yozlaşması” konusunda tertiplediği

- Reklam -

kapalı toplantının zabıtlarından bir özetlemeyi okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz. Bu toplantıda Prof. Dr. Orhan Türkdoğan ve Prof. Dr. Mustafa Erkal, konunun uzmanı sosyologlar olarak görüşlerini ifade etmişlerdir.

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın konuyla ilgili konuşması:

Kültür kavramı bütün boyutlarıyla anatomisinin ortaya konulması gereken temel bir yapıdır. Kültürün kaynağı toplumdur. Bu nedenle kültür yozlaşması sorunlarını ele alırken sosyal yapının niçin önemli olduğu üzerinde durmamız gerekir.

Türkiye’de kültürel yozlaşmanın incelenebilmesi için altı noktaya temas edeceğim.

1- Tarihsel bakış açısı: Kültürel değişme meselesinde sosyal yapı, insanlar arası ilişkiler sistemidir. İnsanlar arası ilişkiler ise değerlere, inançlara dayanmaktadır. Bu değerler ve inançları kavrayamadığımız takdirde toplum olaylarını açıklamamız mümkün değildir. Bu sebepten o olayın olduğu ana değil, olaylar zincirinin geçmişine gitmemiz gerekir. Bu sebeple “tarihsel bakış açısı” gereklidir diyoruz.

2- Türk aydınının kozmopolitliği: Türk toplumunu bir sosyal organizma kabul edersek beyin kadrosu en önemli faktördür. Sosyal yapıda beyin kadrosu aydın sınıfıdır, entelektüel sınıfıdır.

- Reklam -

Türk aydın sınıfı-Ziya Gökalp’tan esinlenerek söylüyorum-kozmopolittir. Bu deyim ona aittir. “Halka Doğru” makalesinde “Türk aydını kozmopolittir, devşirmedir, enderundur”. diyor. “Bu sınıf, Türk halkının içinden çıkmamıştır. Doğrudan yabancı soylulardan gelmiştir”. diyor. “Enderundan geldikleri için bunların gerçek halk ile bütünleşmesi gerekir, çünkü millî kültür halktadır”. diyor. Bu önemli bir teşhistir, tespittir.

Kendi ırkdaşları ile işbirliği hâlindedirler. Buna pek çok örnek verilebilir. Bin yıldır bunlar kurumlaşıyorlar. Yerleştikleri yerler farklı, yaşantıları farklı ve Türkiye’nin kaderine hâkimdirler. Organizmada yaratıcı olan beyin gücü yani aydın sınıfı halkından değildir. Halkta millî kültür var, bunlar millî kültürle çatışma hâlindeler. Ziya Beğ “bütünleşsin” diyor, ama bütünleşemez, bütünleşemiyor.

Kültürel yozlaşmada birinci sorumlu aydın sınıfın gayrımillî oluşudur, halkı ile bütünleşmemesidir.

3- Ümmetten millete geçiş: Cumhuriyetle ümmetten millete geçmişiz. Bu Mustafa Kemal’in kendi tezidir. İttihat ve Terakki’nin içinden geliyor, Jöntürk felsefesini i yi biliyor, Balkan Kültürü’ne açık zihniyeti var, Fransız Devrimi’nin Balkanlardaki yansımalarını görüyor. Babasının ölümünden sonra yanına gittiği dayısı çok okuyan, yazan bir İttihatçıdır ve onun yanında yetişiyor. Neticede “artık ümmet yoktur, ümmetten millete geçeceğiz” diyor. Müthiş bir hareket başlatıyor. Tarihte, dilde, ortak kültürde birleşirsek ne meydana gelecek; millet meydana gelecek.

Gençleri yetiştirmeğe çalışıyor. Büyük bir hareket başlatıyor. Zira ümmetten milletleşmeye dönülecek. “Dilde, duyguda ve düşüncede ortak paydalarda birleşenler bir millettir” diyor. Aksini düşünenleri yönetimden temizlemeye çalışıyordu, fakat aydın sınıf ellerinde olduğu için işi uzattılar.

- Reklam -

1925’te okuduğu nutkundaki Türk Gençliğine hitabında “Ey Türk Gençliği, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyor. Bu çok önemli bir mesajdır. Kendine döneceksin, diyor.

Milliyetçiliğin bu hâliyle Avrupa Birliği’ne girmemiz veya milliyetçiliğin terk edilmesi, globalleşme gibi hususlar anlamsız kalıyor. O hâlde Türkiye milletleşmede yeniden Atatürk’ün bıraktığı yere gelecek. Aski hâlde kültürel yozlaşma kapımızı çalmaya devam edecek.

4- Gecekondulaşma: Türkiye’nin bünyesinde bir kist oluşmuştur, çözülmediği takdirde kentle bütünleşmediği takdirde sorunlar alanı olabilir. Kültürel yozlaşmanın bir sebebi de bu gecekondulaşmadır.

5- Batılılaşma ile modernleşmeyi eşdeğer kabul etme: Cumhuriyet ideali, Atatürk’ten sonra zikzaklar çizmek suretiyle modernleşmeyi batılılaşma şeklinde görmüştür. Bu yüzden Türkiye, batının tüm değerlerine açık ve bir erozyon yatağı hâline dönüşmüştür. Oysa batılılaşma ayrı, modernleme ayrı birer kavramdırlar. Buna batılı antropologların haklı olarak eleştirisi var. “Modernleşme bir tek batıdan geliyor diye kabul etmeniz büyük bir hatadır. Çünkü kendi değerlerinizin reddi durumuna girersiniz. Aslında modernleşme doğu ve batı sentezidir” diyorlar.

Amerikalı antropologlar, “Batılılaşmada ikinci büyük hatanız, batıya dönmeniz. Her şeyi batıdan beklemeniz güzel bir şey, fakat bu sizi tek boyut olmaya götürür. Kendi yaratıcılığınızı bırakarak batıdan gelen her şeyi kabul etmeye dönen bir karakter yapısı oluşturursunuz” diyorlar. “Mizacınız, genleriniz batıya dönük olarak kuşaktan kuşağa geçerek sizi yaratıcı değil, taklitçi bir unsura getirir” diyorlar.

6- Modernleşmenin daima çok iyi olduğu: Aslında modernleşme, bildiğimiz gibi her zaman iyi değildir. Birçok önemli çelişkileri vardır. O hâlde kültürel dokumuzu bir batılılaşma uğruna feda etmemek için yeniden çizebileceğimiz millî dokuyu ortaya koymamız gerekir kanısındayım.

Demek ki biz bu erozyonda birtakım değerlerimizi kaybetmişiz. Bu saldırılara ne kadar göğüs gerip geremeyeceğimizi belki de bir yerde kontrol ediyorlar. Ama eğer bu millî uyanış veyahut direniş noktasında bizim, tabiî milletimizin her ne kadar aydını, aydınlaştıramamışız dediğimiz o tabandaki Türk kültürü dizel motor gibi yalnız. Belki bir yere geldikten sonra tepki göstermesi kaçınılmaz. Acaba, onu o noktaya getirebilecek ateşlemeyi yapabilecek hiç olmazsa bir kültür başlangıç kültürü oluşturulamıyor mu? Oluşturulamaz mı?

Atsız Bey bunu başaranlardan. Atatürk’ten sonra, Ziya Bey’den sonra Atsız Bey bunu başaranlardandır.

Prof. Dr. Mustafa Erkal’ın konuyla ilgili konuşması:

Kültürel yozlaşmayı aslından farklılaşma olarak ifade edebiliriz. Kültürün en kısa tariflerinden birisi de “Yaşama tarzı”dır.

– Milleti yaratamamak: Biz devlet kuruyoruz ama devletin milletini yaratabilmede aynı mesafeyi yeterince alamıyoruz. Atatürk’tün sonra hemen hemen Atatürk dönemiyle tamamen ters uygulamaları, saptırmaları görüyoruz.

– Kararsız toplum: Bizim yetişme tarzımız, yetiştiğimiz kaynaklar birbirinden çok farklı. öyle olduğu zaman belirli bir kültürel mutabakat, belirli bir aynılaşma, bazı şeylerde farklı düşünsek bile temel konularda olmazsa bu olmuyor. Onun için kararsız toplum manzarası bana göre kültürel yozlaşmanın temelindeki etkendir.

– Türkiyelilik: Temelinde insanı kutsallaştırma, insanın aklını kutsallaştırma, coğrafyayı kimlik ve kültür belirlemede tek faktör kabul etme. Halbuki öyle değil. Bir coğrafî determinizm söz konusu olamaz. Çünkü kültürü coğrafya biçimlendirmiyor. Türk kültürü yaşama alanları farklı coğrafyalara rağmen vurulmuş bir damgadır. Bilakis coğrafyayı vatanlaştırma, coğrafyaya damgasını vurma, kimliğini, kültürü maddî boyutlarıyla medeniyet unsurlarını coğrafyaya vurarak vatanlaştırma gerçektir.

– Din konusu: Doğru din anlayışının tam anlamıyla uygulanmamış olmasının yozlaşmada çok önemli rolü olduğunu söylemek mümkün.

– Tarihe bütün olarak bakış gereği: Bir başka önemli nokta kültürel yozlaşmada; Türk tarihine bir bütün olarak bakamama yanlışları Türkiye’de mutabakat alanlarını da daraltmıştır. Türkiye’de mutabakat alanlarının daralması yozlaşma üzerinde de etkili olmuştur.

– Türkçeye saygı kusuru: Dünya dili olan Türkçe’ye saygıda yapılan kusurlar.

– Yabancı dille eğitim: Milletleşme sürecinden toplumları kalabalıklaşmaya ittiği için boy, kabile, aşiret, bölge, mezhep ağırlıklı bir şuuru millî şuurun önüne geçirme eğilimidir. Çünkü bu küresel gücün belirli bir ulus devletine, millî devlet üzerindeki egemenliğini kurabilmesi için veya o coğrafya üzerinde egemenlik parçası yaratabilmesi için direnç noktalarının zayıflaması lâzımdır. Direnç noktaları da millî kimliktir. Bugün küreselleşmenin ideolojisi olarak ifade edilen noktalardan birisi özellikle çok kültürlülük tezleridir. Küreselleşmenin ideolojisi olarak görülmektedir. Küreselleşmenin, küresel entelektüel bağımlılığı artırabilmesi için, yani çok uluslu şirketlerin Türkiye gibi ülkelerde ucuz, nitelikli, yabancı dil bilen, insan gücü kaynağını geliştirebilmesi için Türkiye’de yabancı dil ile eğitim yapılması lâzım. Küresel entelektüel bağımlılıkta Türkiye’nin yeri yok. Bu, işin ayrı bir boyutudur. Bu da Türkiye’de yozlaşmayı çok artırmıştır. Yozlaşma üzerinde çok büyük etkisi olmuştur.

– Uyuşturucu terörü: Bu konuda alınacak tedbirlerin başında aile, polis, okul işbirliği sistemli bir şekilde yapılmalı.

– Devlete bakış: Yozlaşmanın önlenebilmesi için bizim geleneksel devlet anlayışımız korumamız gereken yapı olup unsurlarımızı ayakta tutmamız lâzım. Bu da devlete bakıştır. Batıdaki devlet anlayışına uygun, söke söke pazarlık yapılan, kavga edilip hakları kurtarılan bir devlet anlayışı hâkim kılınmıştır. Bu bir yozlaşmayı doğurmuştur.

– Aile ve ahlâk değerleri: Ahlâkî değerler başkalaştırılmıştır Türkiye’de. Yani yozlaşmada karşı cinsler arasındaki ilişkilerden tutun evlilik kurumuna bakış, aile kurumuna bakışta, çok önemli ahlâkî değerlerde farklılaşma vardır.

– Yolsuzluk: Yolsuzluk, gelir dağılımındaki bozulmayı getiriyor. Gelir dağılımındaki bozulma, sadece bir ekonomik konu değildir. Gelir dağılımındaki bozulma toplum üyeliğini kaybetme, bir takım sorunlarla karşı karşıya kalma konusunda da bize âdeta ipuçları vermektedir. Yolsuzluk terörü ve yoksullaşma gerçekten çok dikkat çekiyor. Çünkü kendisinin sadece kendisinin ve yanındakilerin midesini nasıl doldurabilirimden başka, düşüncesi olamamaktadır. Bu çok önemli bir yozlaşmadır.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -