Ana Sayfa 1998-2012 Koffi Anna'nın Kıbrıs Planı "Çözüm mü, Kördüğüm mü?"

Koffi Anna’nın Kıbrıs Planı “Çözüm mü, Kördüğüm mü?”

- Reklam -

Kıbrıs’ta 2 Temmuz 1570 tarihinde, adanın Osmanlılar tarafından fethi ile barış ve huzur dönemi başlamıştı. O dönem, yönetimin 1915 yılında İngilizlere devredilmesi ile sona erdi. 1955 yılında başlayan kanlı olaylar, 1959 yılında imzalanan Zürich ve Londra Anlaşmaları’na dayanarak Türkiye’nin garantörlük görevini yerine getirmek amacıyla gerçekleştirdiği 20 Temmuz 1974 ve 14 Ağustos 1974 tarihli iki müdâhalesi ile önlenebildi. İki toplum, fizikî olarak birbirinden ayrıldıktan sonra yine garantörlük görevinin gereği olarak Türk askerinin adaya yerleşmesi ile huzur yılları yeniden başladı. Önemsiz birkaç olayın dışında, ada halkı 28 yıldır huzuru doya doya yaşıyordu. Bu hayatı ada halkına çok görenler, önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) varlığını yok farz ederek, sonra da sunî bir Kıbrıs problemi oluşturup çözüm arıyormuş görüntüsü vererek barışı dinamitleme teşebbüslerine giriştiler.

Türkiye’de bir kesimin Avrupa Birliği (AB) üyeliği için aşırı talepkâr oluşu ve sanki Türkiye’ye uğrayacakmış gibi AB’nin son trenine ne pahasına olursa olsun binmeye, bunun için de her tâvizi vermeye hazır olduğunu beyan eden davranışları fırsat olarak kabul edildi, konu tekrar gündeme getirildi. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (BMT) Genel Sekreteri Kofi Annan, İngiltere ve onun şımarık çocuğu Yunanistan’ın istekleri doğrultusunda bir plân hazırladı. Plân, “Türkler egemenlik, Rumlar toprak alacaklar.” sloganı ile dünya kamuoyuna duyuruldu.

Türklerin egemenliği zâten vardı. Plân gerçekte; Türklerin hem egemenliklerini hem de toprağının bir bölümünü almayı hedefliyor. Plân uygulanırsa Türkler, Rumlara toprak vermekle kalmayacaklar, Rumlara stratejik üstünlük tanıyacaklar. Açık ifadesiyle muhtemel bir Türk – Rum çatışmasında, Türklerin ikmal yolları, pek çok noktada Rum yönetimine bırakılıyor.

- Reklam -

Toprak niçin verilir? Karşılığında ya başka topraklar veya insanca yaşama hakkı almak için… İkisini birden vermek, hainlik değilse ahmaklıktır. Adada barış unsuru olan Türk askerinin varlığına son vermek ise plânın iyi niyetli olmayan sinsi tarafıdır. Sormak gere k: Türk askeri bunca yıldır hangi olumsuz olayın tetikleyicisi olmuştur ki şimdi adadan çıkartılmaktadır?

Gizlenmeye çalışılan kötü amaçlı diğer emeller şöylece sıralanabilir:

• Dönüşümlü başkanlık – başbakanlık sistemi uygulanacak. Türklerin yönetimi bir, Rumların yönetimi iki yıl sürecek. Başkan Rum ise, başbakan Türk olacak.

• Bakanlar kurulunda altı Rum, üç Türk bakan olacak.

- Reklam -

• Parlâmento iki kanattan oluşacak. Üst mecliste temsil hakkı yarı yarıya, alt mecliste ise Rumlar lehine ikiye – bir olacak. Kanunlar her iki mecliste de ekseriyetle kabul edilecek. Beynelmilel kuraldır: Çift meclisli parlâmentolarda, alt kanadın kabul etmediği kanunlar üst kanatta görüşülmez. Bu tuzağı fark etmemek mümkün mü?

• Anlaşmazlıkların çözümü için üçü Türk, üçü Rum, üçü de başka ülkelerden olmak üzere dokuz kişilik mahkeme kurulacak. Düşünmek gerek: Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkta, tarafsız davranacak ülke bulunabilecek mi? Bu üç ülke İngiltere, Fransa ve Almanya mı olacak?

PLÂN MI, TUZAK MI?

Kofi Annan’ın hazırladığı plânın bir bölümü 1974 öncesinde, bir bölümü de sonrasında esasen uygulanmış ve sonuç alınamamıştı. Yürürlükteki statü, Türk toplumunun tanınması keyfiyeti hâriç, Türklerin lehinedir. Değiştirmek isteyenler Rumlar olduğuna göre, Türklerin şartlarında iyileştirme beklemek ham hayâl olur. Peki, daha kötü şartlara niçin ve ne karşılığında razı oluyoruz? Üstelik, yönetimimiz altındaki toprakların % 20’sini vererek…

Rumlar, yönetimin kendilerinde olduğu iki yıllık süreler içerisinde, nasıl bir uygulama içerisinde olacaklar? Bunun örneklerini geçmiş yıllarda ve günümüzde Batı Trakya’da gördük:

• Yunanistan hükûmeti, Batı Trakya’da, Türklerin çoğunlukta olduğu şehirlere hizmet götürmüyor. Nüfus dengesini lehine çevirmek için Türkleri göçe zorluyorlar. Yerlerine Rumları yerleştiriyorlar. Türk halkını fakirleştirmek için insan hakları ihlâlleri ile her türlü baskıyı uyguluyorlar. Sokakta fazlaca dik yürüdüğü gerekçesiyle karakola götürülüp, başını dik tutamaması için boynu kırılan Türkler var. Türkiye’den gelen soydaşına yaklaşabilmek, gizlice sarılabilmek için ispiyoncu Rum gözlerden uzak bir köşe arayan Türkler, soydaşına “Hoş geldiniz” demekten, dediğinde cezalandırılmaktan korkuyorlar.

• Yunanistan’da ilkokul öğrencileri, Türkiye’de 30 – 40 yıl önce okutulan Okuma Kitabı ile eğitim görüyorlar. Yenisini basmak yasak olduğundan, anneler – babalar ve öğretmenler, çocuklara okumayı öğretmeden önce kitabın yıpranmadan kullanılmasını öğretiyorlar. Çünkü aynı kitap, sonraki yıllarda, yeni öğrenciler tarafından kullanılacak. Yeni kitap basımı bir tarafa, eski kitapların fotokopi ile çoğaltılmasına bile izin verilmiyor.

• Yunanlılar, adada, iki yıl sürecek kendi yönetimleri döneminde, Türkleri ezecek, sonraki bir yıl içerisinde Türk yönetiminin icraatını, bürokratları aracılığıyla engelleyecek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yanılıp da Türkler lehine bir karar alırsa, onu sürüncemede bırakacak. Özetle Türklere adada yaşamayı zehir edecektir. Bu işleri iyi bilirler.

• Annan’ın plânına göre Türk topraklarının belirlenen % 20’si Rumlara devredildiğinde, su kaynakları da verilmiş olacaktır. Böylece Kıbrıs’ta Türkler için yeni bir Kerbelâ Faciası’nın alt yapısı oluşturulmak istenmektedir.

• Dayatılan plâna göre Türkiye’den gelip adaya yerleşenler sınır dışı edilecek, yeni yerleşim hakkı, hükûmetin yetkisinde olacak. Rumlar, yönetimde oldukları süre içerisinde bu hakkı rahatça kullanabilecekler. Sıra Türklere gelince, insanlık dışı yaşama şartları uygulanan adaya yerleştirilecek Türk bulunamayacak.

• Kim ne derse desin, Annan’ın plânı, Kıbrıs’ı Giritleştirmeyi hedeflemektedir. Plânın müzakeresi sırasında Rumlar, lehlerine yeni şartlar ileri sürecekler ve kabul ettirecekler. Türkiye’nin alternatif tekliflerinin olup olmadığı, var ise ne olduğu bilinmiyor.

AB’nin genişleme kararının alınacağı Kopenhag Zirvesi öncesinde raporun alelacele dayatılması hilesi karşısında Sayın Rauf Denktaş’ın gribal enfeksiyon sebebiyle görüşmelere katılma imkânının bulunmayışı, Türkler için mükemmel bir tevakkuf görünümündedir. Aralık ayı içerisindeki Kopenhag Zirvesi’nden sonra plânın, geniş bir zaman diliminde daha rahat bir ortamda ele alınması mümkün olabilecektir.

ANADOLU VE KIBRIS

Kıbrıs, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenlik sınırının kalesidir. Yunanistan, beraberce NATO üyesi olmamıza rağmen, kendisi için en büyük tehlikenin Türkiye’den gelebileceğini iddia ediyor. Yurtta Sulh, Dünyada Sulh prensibini benimsemiş Türkiye karşısında Yunan iddiası, bir evhamın ürünüdür. Yunanistan, kendisinin Türkiye’ye karşı bir tehlike oluşturmadığının teminatını vermek ihtiyacını bile hissetmiyor.

Türkiye ile Kıbrıs’ın menfaatleri ayrılmaz bir bütündür. Bizim için Adana, Mersin, Samsun, Eskişehir ne ise, Güzelyurt, Lefkoşe, Girne, Magosa ve Karpaslar da odur. Kıbrıs, Türkiye’nin millî politikasının aslî unsurudur. Bu konuda, AB hayranlarının; değil kararları, tavsiye mahiyetindeki eğilim beyanları bile ciddiye alınmamalı. Bugün Girne’yi ve hattâ Kıbrıs’ın tümünü gözden çıkarabilenlerin, yarınlarda Mersin’i, Ege’yi ve Güneydoğu Anadolu’yu gözden çıkarmayacaklarının garantisi yoktur. Özetle, Kıbrıs’a sahip çıkamayanların Anadolu’ya da sahip çıkamayacaklarından endişe edilir.

Diğer taraftan, bugün Kıbrıs’ın yönetimini ellerine geçirmek isteyenlerin, yarınlarda Türkiye üzerinde bir iddiada bulunmayacaklarının da garantisi olamaz.

Kıbrıs’ta; (Rum kesimindeki şeklen de olsa) bağımsız iki devlet vardır. Bu iki devletin, özellikle KKTC’nin kaderi, Türkiye’nin AB üyeliği ile irtibatlandırılamaz. Kaldı ki Kıbrıs’ın gözden ve elden çıkartılması karşılığında AB üyeliği garanti edilmiş de değildir.

Belirsiz kazanımlar için kesin kayıplara razı olunamaz. Yöneticilerimizden basiretli olmalarını bekliyoruz.

Her şeye rağmen Annan Plânı müzakere edilemez mi? Edilebilir elbette. Sayın Denktaş sağlığına kavuştuktan ve Türkiye’de yeni yönetim meselelere hâkim olduktan, Kıbrıs için alternatif plânlar hazırladıktan sonra. AB bize tarih vermekte cimri davranıyor. Bizler gönlü zengin insanlarız. Kıbrıs’ın durumunu müzakere etmek için tarih verebiliriz: 2003 Temmuzunun 20’si meselâ… 14 Ağustos da olabilir.
 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -