Ana Sayfa 1998-2012 KİMİ KANDIRIYORLAR?

KİMİ KANDIRIYORLAR?

PKK’nın terör örgütü olduğunu bir türlü söyleyemeyenler, en büyük isteklerinin kendi dillerinde eğitim yapılması olduğunu ileri sürüyorlar. İlk bakışta pek masum görünen bu taleplerin arkasından nelerin geleceğini iyi hesaplamış görünüyorlar. Bizim bir türlü ders alamadığımız tarihten kendileri için gerekli ibretleri çıkardıklarını düşünüyorlar. Bunda da haksız değiller. Hukukî statüleri “azınlık” olmamakla beraber, onlar azınlıkmış gibi davranıyorlar.

- Reklam -

Cumhuriyetin belki ilk ve en önemli adımı “tevhid-i tedrisat” yani öğretimin birleştirilmesi olmuştur. Bu uygulama sadece medreselerin kapatılmasını değil, yabancı ve azınlık okullarının da denetim alına alınmasını sağlamıştır. O zamana kadar bu tür okullar âdeta başlarına buyruk ve daima Türk düşmanlığını körükleyici bir yol takip etmişlerdi. Kapitülasyonlar da buna son vermeyi engelliyordu. Millî ve laik bir eğitim anlayışı bizde ancak 1924’ten sonra yürürlüğe konulabilmiştir.

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nden ayrılma projeleri yapan azınlık yöneticileri, ilk merhale olarak kendi dillerinde eğitim yapan okullar açmaya önem vermişlerdir. O zamana kadar kiliselerde yine kendi dillerinde eğitim yapılmasına kimse karışmıyordu. Ancak, azınlıklar bunu yeterli görmüyorlardı. İlk Ermeni okulu 18.yüzyıl sonunda İstanbul’da açılmış, 19. yüzyıldan itibaren de bu okulların faaliyete geçirilmesi hızlandırılmıştı. Ermeni okulların sayısı on yıl içinde 120’ye ulaşmıştı. 1959’da Ermeni ilkokullarının sayısı 819’u bulmuştu. Buna paralel olarak, Amerikalıların İstanbul’da açtığı Robert Kolej’de hemen sadece Ermeni ve Bulgar gençleri eğitim görüyordu. Türk öğrenci hiç yoktu. Ermeni isyanlarının bu tarihten sonra baş gösterdiğini hatırlarsak kendi dilinde eğitim isteğinin arkasında hangi amacın yattığını daha iyi anlarız.

Robert Kolej’deki eğitimin de insanî gaye taşıdığını sanmak büyük bir hatadır. Orada, azınlıkların ilerdeki isyancı elebaşıları yetiştiriliyordu. Nitekim, buradan mezun olan Bulgar gençleri, kısa süre sonra Bulgar ayaklanmasını yöneten komitacı önderler hâline gelmişlerdir. Bulgaristan, bu isyanlar sonucunda bağımsızlığını kazanmış ve Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştır.

Dönemin düvel-i muazzaması (büyük devletleri) de Osmanlı ülkesinde kendi dillerinde eğitim yapan okullar açmaya özen göstermişlerdir. Fransızlar, İngilizler, siyasî birliklerini sağladıktan sonra Almanlarla İtalyanlar ve nihayet Ruslar, daha çok göz diktikleri bölgelerde kendi okullarını faaliyete geçirmişlerdir. Bundan maksatları, yabancı kültürle yetiştirilmiş gençlerin, istikbalde o ülkelerin çıkarlarına hizmet etmelerini sağlamaktı. Bu okullarda eğitim gayesinden çok, din ve mezhep propagandasına önem veriliyordu. Politikacılar, casuslar ve papazlar “öğretmen” kisvesi altında faaliyet göstererek yıkıcı propagandalarını sürdürmek için yabancı okullardan yararlanıyorlardı. Yani, neresinden bakarsak bakalım, azınlık ve yabancı okulları, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında ilk ve önemli merhaleyi meydana getirmişlerdir.

Şimdi durup düşünelim: Bu gerçekleri sadece biz mi biliyoruz? Bölücü ve ayrılıkçı kimselerle gruplar geçip gitmiş görünen o olayları örnek almıyorlar mı? Kendi dillerinde eğitim isteklerinin arkasından nelerin geleceğini hesaplamıyorlar mı? Ve bundan çıkar ummuyorlar mı?

Bizde çok insancıl ve de halis demokrat geçinenler “kendi dilinde eğitim” dayatması karşısında sus pus olmuşlardır. Sükûtun ikrardan geldiği hatırlanırsa, bu gibilerin yakın geçmişten hiç haberleri olmadığı anlaşılır. Yahut bunu bile bile yapıyorlar ki, o çok daha kötü.

- Reklam -

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -