Ana Sayfa 1998-2012 Kıbrıs’ın satılmışları

Kıbrıs’ın satılmışları

BİR milletin delileri ne kadar çok ise, o millet o kadar büyüktür. Yanlış anlaşılmasın, delilik kavramı bizde son zamanlarda değişmiştir. Aslında eskiden delilik “kahramanlık, gözü karalık” gibi müsbet mânâlara gelmekte idi. Bir devletin ya da milletin üstünlüğünün bir göstergesi de, ona karşı hainlik ve düşmanlık yapanların çokluğuyla doğru orantılıdır. Bütün bunlara baktığımızda ise Türk milletinin ne kadar büyük olduğu ortaya çıkar. Tanrı’ya şükür, dış düşmanlarımız olmasa bile, içerimizdeki hainler o kadar çok ki, başkalarının bize yağılık (düşmanlık) yapmasına gerek kalmıyor.

- Reklam -

Peki, bir milletin içerisinde bu kadar hainin olması normal mi? Eğer söz konusu olan toplum Türklerse, elbette ki yadırganmamalı. Çünkü üç kıt’aya hâkim olmuş, dünyayı yüzlerce yıl idare etmiş, haklının yanında haksızların karşısında durmuş, Türk’ün adaletini her ne pahasına olursa olsun yaymaya gayret etmiş; bu arada pek çok zalim hükümdarı ve lüzumsuz halkı yeryüzünden silmiş bir milletin düşmanlarının ve hainlerinin çok olması şaşırtıcı bir şey değildir.

Hâlâ aramızda, bizim vatan yaptığımız bu toprakları kendi yurtları olarak gören, binlerce yıl kan dökerek bedel ödediğimiz Türk oğlu Türk bu cennet ülkeden bizi sürüp çıkarmak isteyen kılıç artıkları ile yüce Türk milletinin Avrupa’daki uzantısı Türkiye Türklerini topyekûn yok etmeyi amaçlayan ve eski Haçlı zihniyetiyle hareket eden bir dünyanın var olduğunu biliyoruz. Ayrıca tarih boyunca hiçbir zaman devlet hâline gelememiş, bütün ömürlerince asalak olarak yaşamış, kendilerine hayat hakkı tanıyan, giydiren , doyuran devletlere hainlikten başka hiçbir olumlu katkıları olmayan, her fırsatta Türk milletinin düşmanlarıyla irtibat kurarak yapmadıkları kötülüğü bırakmayan, ama mütemadiyen de Türk’ün affediciliğine sığınarak, Türk ülkesinin bütün nimetlerinden yararlanıp, en üst makamları işgal eden satılmışlar da mevcuttur. Bu arada konuyla alâkalı olarak bir noktaya da parmak basılmalıdır. Kendi ülkeleri ve toprakları işgale uğradığında korkarak kaçan, şerefleri için ölmeyi bile göze alamayan, asıl yurtları bizim vatanımız değil iken kucak açıp, yanımıza aldığımız bazı asalaklar da bu sınıfa dahil edilmelidir. Onlar gidip kendi ülkeleri için savaşmadıkları gibi, kalkıyorlar Türkiye’den toprak ve birtakım haklar almak için bizim kurulu düzenimizi bozmaya çalışıyorlar. Bu ülkede ve devlette misafir olduklarını unutan hainler de bulunmaktadır. Sanki kendi anaları-babaları kazanmış gibi bizim vatanımızı satılığa çıkarıyorlar.

Kıbrıs bizim kolumuz, kanadımızdır. Orası her bakımdan bizim bir parçamız hâline gelmiştir. Zaten coğrafî olarak Türkiye’nin veyahut da Anadolu’nun bir uzantısı olduğunu herkes biliyor. Tarih boyunca Akdeniz’in en büyük adalarından biri olan bu kara parçası için pek çok devletin mücadele içerisinde olduğu, bilinen bir gerçektir. Kıbrıs her şeyden önce stratejik bir öneme sahiptir. Geçmişte Akdeniz’in bu adası Doğu-Batı ticarî ilişkilerinde bir uğrak yeri olmakla beraber, aynı zamanda pazar olma özelliğine de sahipti. 16. yüzyıldan itibaren ise, savaş stratejilerinde ön plâna çıkmaya başladı. Kıbrıs’a hâkim olmak aşağı-yukarı Akdeniz’e hâkim olmakla eş değerdi. Hrıstiyan donanmalarının İslâm devletlerini tehdit için bir üs olarak kullandığı Kıbrıs, Türklerin 1571’de eline geçmesiyle Akdeniz’de İslam topraklarını ve Osmanlı Devleti’ni koruyan bir yapıya kavuştu. Bu özelliği günümüzde de devam eden Kıbrıs’ın, hiç olmazsa bir bölümünün Türklerin elinde kalması aslında Arap dünyasının geleceğini de yakından ilgilendirmektedir ki, düşünmekten yoksun Araplar bunun farkına varamıyorlar. Kıbrıs’ın denetimi Avrupa’nın eline geçtiği takdirde, Akdeniz’de Türklere yaşama hakkı kalmadığı gibi, Araplara da adım attırılmayacağı bir gerçektir. Türk ve İslâm dünyasının dibinde oluşturulacak tek bir idare altındaki Kıbrıs, ki zaten Avrupalılar kendi kontrollerinde bir ülke yaratmaya çalışıyorlar, Türkiye’yi askerî bakımdan tehdit etmekle beraber Arap ülkelerini de kıskaca alacaktır.

Kıbrıs’ın el değiştirmesi hususunda son zamanlarda büyük oyunlar oynanmaktadır. Özellikle “Annan Plânı” diye ortaya atılan birtakım yaptırımlarla, Kıbrıs’ta Türklerin söz sahibi olmaları önlenmek istenmektedir. Bu vaziyet, bütün Batı dünyasının işine geldiği için ses çıkarılmadığı gibi, maalesef hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de bazı kurum ve kuruluşlar bu plânı desteklemekteler. Yıllardır Kıbrıs’ta dimdik bir kale misâli ayakta duran, Türk milletinin son yüzyılda yetiştirdiği en büyük Türk milliyetçilerinden biri olan Rauf Denktaş’a birtakım hainler, Kıbrıslı Rumların ve Avrupa Birliği’nin amaçlarına karşı çıktı diye acımasızca saldırmaktadırlar. Bu konuda hususiyetle Avrupa Birliği kartı ileri sürülmektedir. 2002’nin sonlarında Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliği’ne kabul edilmeleri ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmedeki ön şartlarından birisi Kıbrıs probleminin çözüme bağlanması gibi sebeplerden dolayı, Kıbrıs’ın verilmesine razı olmayan Türkiye’deki ve Kıbrıs’taki sağ duyulu Türk milliyetçileri huysuzlukla suçlanmaktadır.

Avrupalıların ve Kıbrıslı Rumların satın aldığı, devletin gizli belgelerinde bunların kayıtlı olduğunu sandığımız bazı dernekler ve kişiler bu işin başını çekmektedir. Bir de Türkiye’de, anlayamadığımız bir şekilde, işi olmadığı hâlde Kıbrıs meselesinin çözümünü kendilerine görev bilenler ortaya çıkmaktadır. Hiçbir resmî sıfatı olmayan insanlar bu konuda görüşmeler yapıyor, taahhütlerde bulunuyor, beyanatlar veriyor. Türkiye’nin bu hususta yetkili hiçbir kurumu da, başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere buna müdahale etmiyor.

Kıbrıs’ta ve Türkiye’de belki gerçekten Avrupa Birliği’ne gireceğini sanan kandırılmış, saf insanlar olabilir. Ama şu gerçeği yıllardır dile getiriyoruz, yine tekrarlayacağız. Türkiye ve Türk milleti Kıbrıs’ı tamamen de Rumlara verseler; Türkiye Avrupa Birliği’nin bütün isteklerini de yerine getirse, hattâ topyekûn din değiştirip Hrıstiyan da olsa, bu ülkede yaşayan son Türk’ün damarlarında Türk kanı dolaştığı müddetçe Türkiye Avrupa Birliği’ne giremeyeceği gibi, Avrupa Birliği de yakın gelecekte dağılacaktır. Nitekim bunun belirtileri görülmeye başladı. Türkiye’nin bütün müesseseleri ve Türk milleti çok uyanık olmak zorundadır. Dolayısıyla Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olmayalım.
 

- Reklam -
- Reklam -

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -