Ana Sayfa 1998-2012 Kerkük hoyratları üzerine

Kerkük hoyratları üzerine

DÖRT mısralık halk edebiyatı nazım şekli ile bu şiirlerin müziğini ifade etmek için kullanılan hoyrat kelimesinin hangi kelimeden türediği hakkında kesin bir görüş yoktur. “Fakir, garip, başıboş” anlamlarına gelen HORYAT kelimesinden; Kerkük’ün bir semti olan KORYA kelimesinden; kaba saba, kötü, kibirli anlamlarına gelen HOYRAT kelimesinden geldiği hakkında görüşler vardır.(1)

- Reklam -

Hoyratlar dinleyenlerde ezgisi ve sözüyle yiğitlik ve mertlik havası uyandırır. En yaygın olduğu yerler Irak’ın Kerkük ve Erbil şehirleri ile Türkiye’nin Diyarbakır, Urfa, Elazığ, Erzurum ve Kars şehirleridir.

Hoyratlarda aşk, gurbet, kıskançlık, özlem, kırgınlık, tabiat vb konular işlenirler. İnsanların bir araya geldikleri düğün, mevlit, doğum, ölüm, bağ bahçe çalışmaları gibi toplantılar hoyrat söylemek için uygun ortam oluştururlar.

Hoyrat metinleri, söz sanatları bakımından da son derece zengindirler. Teşbih, istiare, mecaz, telmih, tevriye, tenasüp, kişileştirme gibi sanatlar, hoyratları daha etkili kılar.

Cinaslı kafiyeler hoyratların vazgeçilmez özelliğidir. Cinas ne kadar ustaca kullanılırsa hoyrat da o kadar başarılı sayılır. Genellikle 7’li hece ölçüsü ile söylenen hoyratların, başına veya sonuna eklenen ve miyan denilen kelime ve mısralarla bu ölçünün bozulduğu da olur. İlk mısra genelde üç veya dört heceden oluşan ve anlam ifade eden bir kelimedir. Daha sonraki mısralara ayak verir.

Hoyrat bu özelliği ile Anadolu’da söylenen ayaklı veya kesik maniye benzer. Kesik manilerde de cinas önemli yer tutar. İlk mısra üç veya dört hecelik bir ayaktan oluşur. Bazen mısra ünlem özelliği taşıyan kelimelerle 7 heceye tamamlanır.

Adam aman nem alır

- Reklam -

Yatma güzel toprakta

Mah cemalin nem alır

Gökten Azrail inse

Candan başka nem alır

Yara sızlar

- Reklam -

Ok değmiş yara sızlar

Yaralının hâlinden

Ne bilsin yarasızlar(2)

Kesik mânilerle hoyratın yakın benzerliğini aşağıdaki örneklerde bulabiliriz. Bu hoyratlarda cinas sanatı ustaca kullanılmıştır.(3)

Yaz bele

Bahar bele yaz bele

Kâtibin ne suçı var

Hudam demiş yaz bele

Yara meni

Dert meni yara meni

Ya al Yaradan canım

Ya yetir yara meni

Bu hannan

Kârvan göçer bu hannan(4)

Zülfünü sal dallala(5)

Kurtar meni bu kannan(6)

Dama gözel

Çıhıptı dama gözel

Zilfivi(7) kemend eyle

Çek meni dama(8) gözel

Hoyratların 4 mısradan fazla söylendikleri de olur. Meselâ ölümü ve insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini anlatan şu hoyrat, bu söyleyişe güzel bir örnek oluşturur:

Ne çaram var

Ne sağalmaz yaram var

Can alan canım alı

Can vermem ne çaram var

Yapıldı kayasız hammam

Yekhenmem(9) ne çaram var

Biçtiler yekhesiz könek

Girmezsem ne çaram var

Geldi bir boyınsız at

Minmesem ne çaram var

Kuruldı hak divanı

(Elim boş üzüm kara)

Getmesem ne çaram var

Hoyrat usulleri Muhalif, Segâh, Bayat, Miskinî şeklinde makam isimleri ile; Ümergele, İskender Malalla, Şerife, Memeli, Muçıla, Nobatçı, Delliheseni gibi şahıs isimleri ile ve Beşiri, Karabağlı gibi yer isimleri ile anılmaktadır.

Bu usuller kendilerine göre bazı söyleyişlerle başlarlar. Bu söyleyişlene miyan adı verilir. Ke kük hoyratlarının miyanlarından bazıları şu şekildedir:

Gülüm, ağam ağam, mine boylum, baba bugün, zalım zalım, gözüm kardaş bugün, aman aman alıvdan hiç bilmem hara geldim.

Prof. Dr. Suphi Saatçi Irak Türkmenlerinin folklor zenginliklerini şu cümlelerle değerlendirir:

“ Türkmen folklorünün en zengin unsuru geleneksel müzikleridir. Kırıkhava yanında, yörede başlı başına bir ekol kabul edilen hoyrat (bir uzun hava biçimi), Türkmen folklorünün en çarpıcı kümesini oluşturur. Türkmenlerin yaşayışı, dünya görüşü, kültürü, tarihi, geleneği ve edebî zevki hoyratlarda dile gelmiştir. Bu yüzden Kerkük hoyratın, hoyrat da Kerkük’ün simgesi olmuştur.”(10)

Anadolu’da âşıkların karşılıklı atışmalarına benzer şekilde, Kerkük’te usta hoyrat çağırıcıları arasında KARŞILIKLI HOYRAT ÇAĞIRMA müsabakaları önemli bir geleneği oluşturur. Bu yarışmalarda bazen, çağırıcıların yanında dinleyenler de galeyana gelebilir ve bunun sonunda kavgalar çıkabilir. Bu sebeple hoyrat çağırıcılarda aranılan özelliklerden biri de onların cesaretli ve sağlam yapılı olmalarıdır. Kavga çıkmaması için, karşılıklı hoyrat çağırmalarda hakaret ve kaba sözler içeren hoyratlar söylemekten kaçınılır.

Yeri gelmişken hoyrat çağırıcılarda bulunması gereken diğer özellikleri de kısaca belirtelim.

Çağırıcı, başlıca hoyrat söyleme usullerini bilmek zorundadır. Rakibinin söylediği Muhalif, Beşirî, Muçıla, Yetimî, İydele, Nobatçı, Dellisenî vb usullerdeki hoyratlara, aynı usulle karşılık veremeyen çağırıcı yenilmiş sayılır.

Bundan başka, hoyrat çağırıcısı çok sayıda hoyratı ezbere bilmelidir. Aksi hâlde, söylenen hoyrata uygun karşılık veremez ve mağlup olur.

HİKÂYELİ BİR HOYRAT

ÖRNEĞİ:

MUÇILA’NIN İDAMI

Hoyratların bir bölümü de bazı olaylara bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Kerküklü meşhur bir hoyrat söyleyicisi olan Mustafa isimli bir bahçıvanın karıştığı olaya bağlı olarak ortaya çıkan türkü ve hoyratlar bu konuya karakteristik bir örnek oluştururlar.

Değerli araştırmacı Ata Terzibaşı’nın Kerkük Hoyratları ve Manileri isimli eserinde rasladığımız, Kerküklü usta hoyrat söyleyicisi olan ve Muçıla lâkabıyla anılan Mustafa isimli bir bahçıvanın başından geçen olaylar ve bu sırada söylediği hoyratlar son derece ilgi çekicidir.

1860 yılında idam edilen Muçıla (Mustafa), bir bahçıvan olmasına rağmen, yanık sesi ve kendine mahsus bir ağızla söylediği hoyratlarla halkın hâfızasında yer etmiş ve Muçıla Ağzı denilen usulün de kurucusu olmuştur.

Kerkük eşrafından Gafur Ağa’nın oğlu Zeynel, bir seher vakti hamama gitmek üzere evden ayrılır. Kerkük’ün Büyük Türbelik adlı semtinde bulunan bağlarına uğrar. Muçıla da o sırada kendi bağında çalışmaktadır. Zeynel ile aralarında toprak ve su yüzünden tartışma çıkar. Muçıla sinirlenir ve elindeki belle Zeynel’in başına vurur. Zeynel kısa bir süre sonra bu yaranın etkisiyle ölür. Zeynel yeni evlidir. Onun bu zamansız ölümü kardeşi Hüseyin’i son derece sarsar ve bu acıya dayanamayan Hüseyin de bir süre sonra vefat eder. Muçıla’nın iki kardeşin ölümüne sebep olması, halk arasında büyük bir üzüntü yaratır. Bu olay sonunda halk arasında şu türkü doğar ve dilden dile yayılır:

Seher oldı vardım bağa

Dur yanımda Gafur Ağa

Kanım töktiler kabağa

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı (bu) cana

Hammamnan çıhıp terliyip

Ağzı kurrı su görmiyib

Oğlan cahil (genç) evlenmiyib

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Belden meni deng ettiler

Rengim yeddi reng ettiler

Kardaşıma denk ettiler

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Belini çaldı başıma

Al kanı tökti kaşıma

Heber verin kardaşıma

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Belini çaldı boynıma

Kanımı tökti koynıma

Heber verin beg dayıma

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Meni vurdı bir bağvançı

Biri hecci biri Muçı

Ahrette olı dilençi

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Meni bezden bezettiler

Hak yerimi düzettiler

Musallada uzattılar

Amman hecci kıyma mene

Muçı kıyıptı bı cana

Zeynel’in ağzından yakılan bu ağıt halk arasında söylenirken; diğer tarafta Mustafa yakalanmış, yargılanarak idama mahkûm edilmiştir. Dostları, Muçıla’yı kurtarmak için pek çok teşebbüste bulunurlar, ama netice vermez. Muçıla en sonunda nüfuz sahibi akrabası Abdurrahman Ağadan kendisine yardımcı olmasını istemiş ve şu hoyratı söylemiştir:

Bu hannan

Kârvan göçer bu hannan

Kürküvi(11) sal mezzete(12)

Kurtar meni bu kannan

Muçıla söylediği hoyratta, Abdurrahman Ağadan değerli kürkünü satarak, Zeynel’in kan parasını vermesini ve kendisini idamdan kurtarmasını istemektedir. Kürkü itibar, makam ve mevki olarak değerlendirirsek, Muçıla’nın Abdurrahman Ağadan kendisini idamdan kurtarmak için nüfuzunu kullanmasını istediğini de söyleyebiliriz. Nitekim, Abdurrahman Ağa nüfuzunu kullanmaya kalkışınca, şehirde kargaşa çıkmaması için Kerbela sancağına bağlı bir nahiyeye müdür olarak gönderilir.

Suçsuz iki kişinin ölümü ile bu ölüme yol açanın sevilen ve usta bir hoyrat söyleyicisi olması, acıyı kat kat artırmaktadır. Böylesine güçlü bir sanatkârın idama mahkûm edilmesi halkı çok üzmektedir. Ama öteki tarafta da suçsuz yere ölen iki kişi vardır. Bu tezat, olayın halk üzerindeki etkisini iyice ağırlaştırmaktadır.

Hapishaneden alınıp idam edilmek için Kerkük’ün Musalla mahallesindeki meydana getirilen Muçıla, yolda, Osmanlı Sarayı(13) önünde toplanan mahşerî kalabalığı görünce elini kulağına koyar ve Davudî sesiyle ve Muçıla usulüyle şu hoyratı okur:

Saray öni cenge bah

Gül çiçekli renge bah

Karşımı hublar alıb

Men serhoş debenge(14) bah

Ardından halkın duyduğu acıyı daha da artıran şu hoyratı söyler:

Saray öginde durallar

Fırankamı(15) kırallar

Devletten farman gelip

İndi boynım vurallar

Muçıla, boynunun vurulacağı meydana getirilir. İdam fermanı, Rauf Selim Efendi isimli bir kâtip tarafından okunur. Muçıla bu arada yine hoyrat söyleyerek halkın duyduğu acıyı arttırmayı ve Kerkük’un hoyrat zenginliğine yeni eserler kazandırmayı sürdürmektedir.

Men gettim anam kaldı

Odıma yanan kaldı

Ne dünyadan heyr gördim

Ne bir nişanam kaldı

Bağ işler

Bağda bağvan(16) bağ işler

Boynım callat elinde

Ne keser ne bağışlar

Geleneğe göre suçlunun boynunu vuracak cellat, ölenin ailesi tarafından seçilmektedir. Gafur Ağa ailesi, Muçıla’nın idam cezasını yerine getirmesi için, oğulları Zeynel’in hizmetçisi Şerif isimli bir kişiyi seçer. Boynunun bir hizmetçi tarafından vurulacak olması Muçıla’ya ağır gelir ve başı gitmek üzere iken de şu hoyratı yine yanık ve dokunaklı sesiyle meydanı dolduran kalabalığa haykırır:

Bı alma dörd olaydı

Karnıma derd olaydı

Boynımı vıran callat

Keşke bir merd olaydı

Cellat “İki Ağamın kanlısı vaktine hazır ol!” diye seslendiğinde Muçıla şu hoyratı çağırarak boynunu cellada teslim eder:

Kalasız

Kerkük olmaz kalasız

O dı men koydum gettim

Siz sağlığdan kalasız(17)

Hoyratlar, Kerkük Türklerinin kaderlerini yansıtır gibi genelde hüzünlü bir hava taşır, bu çilekeş insanların yüreklerinde kopan fırtınaları asumana ulaştırırlar. Osmanlı’nın yıkılışından itbaren tamamen sahipsiz kalan, ama hiçbir zaman gönüllerindeki Türkiye ve Türklük sevgisini yitirmeyen bu kardeşlerimiz, yine tarihin bir dönüm noktasını yaşıyorlar. ABD ve İngiltere artık Irak’ı hükümleri altına almış görünmektedirler. Musul, Kerkük ve Erbil’de ise Türkler yine mahzun, yine mağdurdur. İnşallah devletimiz bu defa bu çilekeş kardeşlerimizin haklarını korur ve mazlum ahlarının daha fazla yığılmasına meydan vermez.

Kerkük hoyratlarındaki zenginliğin, hüznün, samimiyetin ve duygu yüklü gönüllerin, hürriyeti de tadmalarını diliyor ve Yahya Kemal’in 1923 yılında Lozan Antlaşması’nın kabulü dolayısıyla TBMM’de yaptığı konuşmadan bir bölüm vererek yazımızı bitiriyoruz.

“Kürsüden inmeden evvel bir kelime daha söylemek istiyorum. Bu anda Antakya ve İskenderun mühim bir saat yaşıyor. Bu iki şehir hiçbir zaman zannetmesinler ki bu saatler onlar için veda saatleridir. Biz o milletiz ki, Yunan topları Haymana’dan Polatlı’ya doğru patlarken biz, bütün o ateş hattının arkasında İzmir’de, Bursa’da, Edirne’de Türk bayraklarını görüyorduk. Ve o anda bizim mefkûremizi cinnet telâkkî edenler vardı. Fakat bizim cinnetimiz onları şaşırttı, o akılları durdurdu. Biz bugün, bu anda Antakya’da, İskenderun’da ve bütün o toprakların arkasında kalan Türk bayraklarını görüyoruz ve bizim mefkûremizi hiçbir şey durduramayacaktır.”(18)

DİPNOTLARI

(1) Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yayınları, İstanbul 1981. C. 4

(2) Şükrü Elçin, Halk Edebiyatına Giriş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981.

(3) Cinas ve diğer edebi sanatlar hk. Bkz. İsa Kocakaplan, Açıklamalı Edebî Sanatlar, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 2002.

(4) hannan: handan

(5) dallala: tellala

(6) kannan: kandan

(7) zilfivi: zülfünü

(8) dama: tuzağa

(9) yekhenmem: yıkanmam

(10) Suphi Saatçi, Mum Kimin Yanan Kerkük CD’sine önsöz, İstanbul 2003.

(11) kürküvi: kürkünü

(12) mezzete: mezata, açık arttırmaya

(13) Prof. Dr. Suphi Saatçi’den edendiğimiz bilgiye göre bu saray pek çok Türk eseri gibi Saddam tarafından yıktırılmıştır.

(14) debenge: şaşkına

(15) fırankamı: pırangamı

(16) bağvan: bağban, bahçıvan

(17) Ata Terzibaşı, Kerkük Hoyratları ve Manileri, İstanbu1 1975, sh. 212 vd.)

(18) Yahya Kemal Beyatlı, Mektuplar Makaleler, İstanbul 1990.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -