Ana Sayfa 1998-2012 KAVGA: "Kiminle Kavga Ediyoruz?"

KAVGA: “Kiminle Kavga Ediyoruz?”

Son günlerin kritik çatışmasının, ABD’nin Afganistan’a yaptığı saldırı olduğu açıktır. Bunun nedenlerini açıklamak çok güç olmasa da gene de bir açıklama zorunluluğu olacaktır.

- Reklam -

Kavganın lûgat içindeki anlamı herkesin bildiği şekildedir. Ama biz gene de bir açıklama yapmalıyız. KAVGA; “İki taraf arasında yapılan gürültülü, birbirini suçlandırıcı tartışma olup çok defa dargınlıkla ve kimi vakit dövüşle sona erer. Eskiden savaş anlamına da gelirdi.” Daha uzun bir anlatım da yapılabilir kavga için, ama biz ona şimdi girmeyi düşünmemeliyiz.

Son yüz yılın önemli bir kavga çıkaracak nedeni hiç şüphe yok ki “TERÖR” denen belâdır. Otuz yıldır bu belâ ile devletimiz uğraşıp durdu. Hâlen de uğraşacağa benziyor. Bazıları bu belânın artık Türkiye’de bittiğini söylüyorlar, ama bu yanlış bir düştür. Yarınlarda ABD’ne yapılan saldırının öcü alındığında dış güçlerin bu belâyı Sevr şartları içinde gündeme getireceklerinden asla şüphe etmemeliyiz. Onun içindir ki; tedbirimizi bugünden almalıyız.

1966 yılında Ankara’ya görevli olarak atandığımız andan başlayarak emekli olduğumuz zaman dilimi içinde görev gereği terör belâsının yasal takipçiliğini yapmış bir kişi olarak biz şunu öğrendik: Dış güçlerin himayesinde olmadığı sürece kimse terörün uzun süre devam edeceğini kabul etmemelidir. Zira dış güçler dediğimiz devletler yurdumuzda dirlik ve düzen içinde olmamızı istememekte, yurdumuzun jeopolitik ve stıratejik durumundan kendilerine pay almak istemektedirler.

- Reklam -

Eğer İstiklâl Savaşı’ndan sonra bugüne kadar kendi aramızda ideolojik, sosyolojik ve de ekonomik kavga içine girmeseydik, Türkiyemizde terör hiçbir zaman kendine zemin bulamayacaktı. Ama bizler ne yaptık, örneğin sen ben kavgasına, ekonomide haksız kazanca, siyasî ortamda politik çekişmelere, birimizin faydalı olacağını kabul edip başlattığımız işe, diğerimizin katılmamasına hattâ önlemey , engellemeye çalışmasına hassasiyetle özen gösterdik. Sonuç işte gözler önünde… Terör karşımıza dikiliverdi.

Son yirmi yıl içinde de bu yaşam tarzımız, devletimizin içindeki Türk halkını birbirine karşıt görüşlerin elemanı hâline getirdi. Dahası devletimizi düşmandan arındıran ve devletimizi Türk ismiyle kuran, Büyük ATATÜRK’ü iki nesil içindeki bir kesim insanımıza unutturdu.

- Reklam -

Oysa Büyük ATATÜRK tüm insanlığa son bin yılın getirdiği bir dahi, bir devlet adamı, en büyük kumandan olarak sunulmuştu. Bizler için son şanstı… Bunu iyi değerlendiremedik. Her yıl anma günlerinde Büyük Atamıza söz verdik, sözümüzü yerine getirmedik. Vatanımızın hepimizin vatanı olduğunu unutuverdik. Derdimizi ne içteki hainlere, ne de dıştaki dost ve düşmanlarımıza anlatamadık. Terör otuz bine varan insanımızı hunharca şehit, gazi yaptı.

Yine söylüyorum, her zaman anlatmaktan ve açıklamaktan bıkmayacağım!.. Terörün üç aşaması vardır. “Propaganda, örgüte adam kazandırma ve tetikçi yetiştirme”. Sofistik diğer anlamda dinci kesim terör örgütleri “Tebliğ-cemaatleşme-cihat veya parti yoluyla iktidar olma” şeklinde çalışmalar yaparlar. Terör örgütlerinde eylem hazırlığı ve adam yetiştirme bu aşamalar ile oluşur.

Bu tür terör örgütleri ile Türkiyemizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı olan bölücü terör örgütlerine sınırları içinde çalışma ortamı sağlayan, ayrıca militanlarına, siyasî sığınma hakkı tanımak suretiyle önceleri sırf bize karşı olacakları savı ile çalışmalarına izin veren dost ve düşman devletlerce, kendi istemlerine hizmet etmeleri yolunda onlara görev verildi… Bu aşamalardan ilk ikisini bizler, biz görevliler, terörü takip ettiğimiz sürece kimseye son şıktaki tetikçi kadar tehlikeli olacağını kabul ettiremedik.

Dahası devletimizde de siyasî kanadın içinde oluşturdukları militanlar hakkındaki çalışmalarımız anılarda yer ettiği kadarıyla “Politik ortamımızda hattâ yüce meclisimizde bazı kesimlerce bile engellenmeye” çalışıldı.

Genelde bu aşamada gösterilen çalışmalar eylem sayılmaz, eylem olmaz ise suç da olmaz, tehlike getirmez tezi ile ve düşüncenin suç sayılamayacağı savı altında bizlere karşı sürekli serzenişlerde bulunuldu.

Hep açıklıyorum: ABD, Sn. Başkanının bir başdanışmanı görevde iken ziyaretime geldiğinde; bana “Güney Doğu Anadolu’da bir Kürt Devleti kurulmasını söyleyen bir düşünürün veya bir vatandaşımızın bu hareketi suç sayılmayacağı” sorusuna biz de aynı sav içinde kendisine verdiğimiz “Sizde de zencisi ve kızılderilisi, meluncanı olan eyaletleriniz var, birileri çıkıp da biz bu eyaleti ABD’den ayırmak istiyoruz, müstakil bir devlet olacağız derse siz ne dersiniz?” sorumuza cevap alamadık ve kendisine “Siz Amerikalılar ve de yabancılar terörü tanımıyorsunuz, tanımanızı da hiç arzu etmem ama terörü tanırsanız bizler gibi hareket edersiniz” dedik. Aradan bir süre geçti, Amerika’nın bir yerinde meydana gelen bir patlamada can kaybı da olduğu için Adalet Bakanı “Bu eylemin cezası ölüm olmalıdır.” dedi. Devlet Başkanı da bazı basın mensuplarının olaya yorum getirmek istemeleri ve o yoldaki yayınlar için “Dilinize ve kaleminize dikkat edin” demekten çekinmedi. Sonuçta suçlu bulundu ve cezalandırıldı. Cezası da bekletilmeden infaz ediliverdi.

Bizdeki devlet adamlarımız ve devlet başkanlarımız ne yaptılar? Bu tür terör eylemleri sonrası cılız birkaç söz söylemeyi bile beceremediler. Dahası, onca şehit ve gazi ailesinin yarasına merhem olacak şekilde verilen ölüm cezalarının infazı yerine AB’ne taviz verircesine infazı geciktirmekten çekinmediler.

Biz görevliler teröre karşı çalışmalarımızda ısrarlı olduk. Ancak karşımıza yerli ve yabancı düşünürler ile yerli ve yabancı basın ve medya erbabı dikiliverdi. Bizleri nerede ise vatan haini ilân edeceklerdi. Bazıları bizlere vatan haini demek cüretini göstermekten bile çekinmediler.

Dış güçler içinde terörü önlemek için bazı günlerde birkaç devletin şehirlerinde toplantılar ve de konferanslar yapıldı. Bunların hiçbiri fayda getirmedi. Tek nedeni terörün ilk iki aşamasının, basamağının hoşgörü ile karşılanmasıydı. Zaman geldi geçti. Bakın ne oldu: Terör akrep misâli kendilerini vurunca işler karıştı.

Oysa terörü her basamağında kabul etseydiler ve kendilerine de bir gün gelip zarar vereceğini düşünseydiler bugün varılan nokta o günlerde yok edilirdi. Geç kalındı. Terör kendi tarifini ve kendi büyüklüğünü, getireceği zararları öyle bir şekilde vurguladı ki, insanlığı perişan ediverdi. Kendisini süper güç sayan ABD’nin aynı saatlerde dört uçağını elde eden teröristler biz sizlerden daha güçlüyüz dercesine insanlığa büyük ve acı bir ders verdiler.

Bu hareketin karşılığı kim ne derse desin bir öç alma sathında gösterilmeye çalışılıyor. Terörün ilk aşamalarında yok edilmesi kolaylığı yanında son aşamasında pek o kadar kolay lokma olmadığı görülecektir. Görevimiz sırasında bir hukuk adamı olarak teröristin cezasının ne olacağını ve verilen cezanın hemen infazının bir nevi net önleme olacağını açık açık söylememize rağmen bizlerin ve de aynı düşüncede olan devlet adamlarımızın bu istemi ne içerde ne de dışarda kabul görmedi.

Şimdi yanlış düşünenlere ve bu düşüncelerinde ısrarlı olanlara soruyorum. “İşte terör, gördünüz mü? Ama tanımakta geciktiniz. Sorumlu olan sizlersiniz!.. Terör bu yönden size kendini tanıttı. Terörün ve teröristin anlayacağı dil kendi dilidir. Onun dilinden konuşunuz.” Bu hareket kötü terör sayılmaz.

Tüm dünya devletleri, sizler terör için savaşın, ama sakın teröristin yaptığı yanlışı yapmayın, masum ve mütedeyyin insanlarla uğraşmayın. Dindar olan cemaatlerin terörle uzaktan ve yakından bir ilişkisi yoktur. Olamaz da!…
 

Orkun'dan Seçmeler

Tan olayı

YELELİ ASLANLAR

O Bir Mülteci İdi

- Reklam -