Ana Sayfa 1998-2012 Kalmuk (Oyrat) Tarihi (III)

Kalmuk (Oyrat) Tarihi (III)

b. Kalmuklarda Din ve Sosyal Hayat

- Reklam -

Tarih içerisinde büyüklü küçüklü her devletin bir dinî inanışı mevcut olmuştur. Bu insanın tabiatında olan bir yapıdır. Bu bağlamda döneminin güçlü imparatorluğunu kurmuş olan Moğollar da bundan payını almıştır. Abû’l Farac kendi adıyla anılan eserinde Moğolların kendilerine mahsus din ve edebiyatlarının bulunmadığını fakat içlerinde bazılarının semayı kutsal saydığını ve Moğolların Uygurlara hakim oluncaya kadar dini hayatlarını bu şekilde sürdürdüklerini daha sonra onlarla temasa geçmeleri sonucunda Uygurların hem dini hem de sosyal hayatlarında önemli bir yer teşkil eden “Kam” adını verdikleri kişilerin tüm Moğol boylarını etkilediğini belirtmiştir. Diğer taraftan Aknerli Grigor eserinde Moğollar ve onlara bağlı boyların putlara ve nadiren de güneşe taptıklarından bahseder. Konumuzu teşkil eden Kalmuklara gelince bunlar Moğol boyları arasında inanç yönü ve sosyal yönüyle belki en farklı olanlarıdır. Tevarih-I Hamse-I Şarki’de Kalmukların putperest ve ateşe tapan (Mecusi) bir kavim olduğu ifade edilmiştir. Bu da Aknerli Grigor’u doğrular niteliktedir. Evliya Çelebi ise din ve inanış konusunda Kalmukların kendi aralarında Mecusi, Hululi, Güneşperest, Ayperest ve Öküzperest olanlarının bulunduğunu ayrıca bunların gıybet, gevezelik ve sövme gibi kötü alışkanlıklara sahip olmadıklarından da bahseder. Hamse-I Şarki adlı eserde de Kalmukların çoğunlukla putperest olduğunu, putlarının bulunduğu şehre de “Dakure” dedikleri şehrin diğer isminin ise “Uruga” olduğu belirtilmiştir. Bu şehirler “Kikan” adını verdikleri büyük ruhanilerin ve onlara bağlı “Van” adlı din görevlilerinin oturduğu yer olarak anatılmıştır. Kalmukların kendi putlarına da “Burkan” dediklerinden de bahsedilmektedir. Bunların yanında Kalmuklar arasın da “Lama” dininde önemli bir yeri olduğunu ve bu amaçla her aileden bir erin Lama olmak için çalıştığını ifade eder. Bu kavmin evlilik bahsine de değinen Kurban Ali bunlarda evlenecek kızın ilk geçe Lama ile beraber kaldığını bildirmesi bize yukarıda açıklananı doğrular niteliktedir. Yukarıda bahsedilen Kikanlar hakkında Kurban Ali Kalmukların kırk iki tane Kikanlarının bulunduğunu bunların yirmi birinin kız geri kalanlarının da erkek olduklarını bunlardan Kız Kikanların asla evlenmediklerini de ekler. Anlaşılan o ki, toplumun içerisinde bulunan din görevlilerinde evlenme âdeti yoktur. Bu kavmin ibadet bahsine değinen müellifimiz bunların ibadetlerine sabahın erken saatlerinde başlayıp akşama kadar devam ettiklerini bildirir. İbadetlerini yaparken ellerini yukarı kaldırıp dua ettiklerini daha sonra başlarını yere koyup putlarına secde ettiklerini söyler. Yukarıda bahsedilen ibadet şekli bize eski çağ ve günümüz toplumlarında da dua etme kültünün hiç değişmediğini gösterir. Ayrıca ibadetlerini de toplu şekilde yapmaları sosyal birliklerinin sağlam olduğuna bir örnektir.

Puthane yaparak putlarını buraya koyduklarını belirten seyyahımız bu yerlere: Aykız, Aytansuk, Aygöz gibi isimlerin verildiğini bildirerek bu isimlerin Kalmuk Hanları kızlarının isimleri olduğunu ayrıca ölülerini de künbez denilen mezarlara defnettiklerini söyler. Evliya Çelebi ise bu konuda Kalmukların ölülerini bir bayıra gömdüğünü bazen de ateşte yaktıklarını, suya attıklarını yahut da yediklerini söyler. Düşkün durumdaki yaşlılarını ise iki domuz kuyruğu pişirerek ki, asla pişmiş et yemediklerini de ekler, yaşlı kişinin ağzına birbiri ardına vererek öldürdüklerinden bahseder. Korkudan ölenleri de ovaya gömdüklerini ifade eder. Bu durum bize korkudan ölenlere pek saygı göstermediklerini anlatır. Seyyahımız Evliya Çelebi Kalmukların lanetlenmiş, çapulcu, haşarat bir kavim olduklarını, bütün komşu kabilelerin bunlardan korktuğunu söyler. Bu kavmin Kırgızlarla olan savaşını anlatan Manas destanında bunu görmekteyiz. Evliya Çelebi Kalmuk insan tipini tasvir ederken gözlerinin küçük olup çok iyi gördüğünü, erkeklerin kafasının büyük, kaş ve kirpiklerinin hemen hemen hiç olmadığını, yüzlerinin yassı, boyunlarının kalın, ayaklarının eğri, boylarının kısa, sakallarının seyrek olduğunu bildirir ve çok pis koktuklarını, uzun yaşayıp ölümden asla korkmadıklarını bildirir. Kıyafet bahsine de değinerek kestikleri hayvanların derilerini giydiklerini, başlarına deriden kalpak taktıklarını ve kadınlarının dahi aynı şekilde giyindiğini belirtir. Bunun yanı sıra kadınlarının bir hayli maharetli olup savaşa katıldıklarını da söyleyen seyyahımız ayaklarına keçe ve domuz derisinden çizme giydiklerini, evlerinin obadan az olup araba üstünde yaşadıklarını, besledikleri hayvan sayısının çok ve çeşitli olup arabalarını yaban öküzüne koşturup develeri ile de çift sürdüklerini bildirir. Bu durum Kalmukların yarı göçebe olarak yaşadıklarını açıkça belli eder.

Kurban Ali Ural Dağına kadar olan bazı yerlerde büyük tepelerin bulunduğunu ayrıca bu tepelerin Hindistan ve daha başka yerlerde varlığının söylendiğini, bir kısım kimselerin bu tepeleri Moğol-Tatar istilasından kalan mezarlar olarak gördüklerini söyler. Fakat seyyahımız Kalmuklarda böyle bir adet görülmediğini bildirerek kendi zannına gore bu durumun bazı hikâyelerde anlatılan “Mugtersa” olduğunu, Kazak halkının ise buna “Muku’nun evi” dediğini beyan eder. Muk veya Mug’un aslının Hz. Nuh ve ondan gelen kavmin olduğunu bildirir. Ayrıca seyyahımız Tıbyan-ı Nafi adlı eseri tetkik ettiğini eserde oda tarzında yapılan ve içine birkaç cenaze konulan bu yere “Dehme” dendiğini söyler. Rus ve Kazaklardan bazı kimselerin bu tepe şeklindeki mezarları kazdıklarını bazısının üç ya da dört kat olduğunu bildirir. Mezarın birincli kısmında değersiz eşya olduğunu, ikinci kısımda diğer kısma gore daha fazla ve değlerli eşyaların çıktığını, üç ve dördüncü kısımlardan ise altın ve gümüş gibi çok değerli eşyaların çıkmış olduğunu belirtir. Son kısımda bulunan ölünün kefeninin gümüşten olup, kolunda altın bilezik, boynunda ise altın kolye bulunduğunu nakletmiştir. Kalmuklarda da bu şekilde künbezlerin olduğunu belirtir ve ekleyerek hastalık neticesinde ölenlerin mezarlarının üstüne künbez yapmadıklarını söyler.

Sürdükleri hayat tarzı bakımından Moğol kabilelerini bozkırlarda hayvancılık ile uğraşanlar, ormanlık alanlarda kara ve su avcılığı ile uğraşanlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Özellikle bozkır kabileleri sürekli göçebe olarak hayatlarını sürdürüyorlardı. Kalmukların kabile hayatlarına baktığımızda kabilenin muhafaza olunduğu yer, Oyratlarda en ziyade ail eve ev muhitinde kendini açıkça gösteriyordu. Diğer taraftan kabilenin yerini göçebeliğe has olan daha küçük oymaklar alıyordu. Yukarıdaki durum bize açıkça gösteriyor ki, Cengiz Han’ın da etkisiyle bu sistem sağlam bir şekilde kurulup devam ettirilmiştir. Zamanla göçebelik Moğol boyları arasında önemini yitirmeye başlamıştı. Ayrıca sürülerinde azalması ekonomik hayatı olumsuz etkiliyordu. Bunda iklimin yanı sıra kabileler arası savaşlarında etkisi büyüktü. Volga Oyratları ve Kalmukların istisna olarak bu günlere kadar göçebe tarzlarını muhafaza ettikleri açıkça görülmektedir. Böylelikle Kalmukların tarihi süreç içerisindeki yerleriyle birlikte dini ve sosyal hayatlarını da incelemiş bulunmaktayız.

 

- Reklam -
- Reklam -

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -