Ana Sayfa 1998-2012 KALMUK (OYRAT) TARİHİ (2)

KALMUK (OYRAT) TARİHİ (2)

3- Kalmukların Kazakistan’a Yerleşmesi, Kazak-Kalmuk Savaşları ve Cungar Devletinin Kurulması

- Reklam -

Orta Asya’nın siyasi ve içtimai yapısında derin izler bırakan hadiselerden biri de Moğol kalıntılarından Kalmukların Oyratlarla birlikte Kazak topraklarını işgalidir. Böylece Asya’nın kuzeyinde Kazak-Kalmuk göçebe hanlıkları tarih sahnesinde yerlerini almış oluyorlardı.

XV. asrın sonunda Doğu Moğolları yeniden kuvvet kazanmış ve Batı Moğolları onlara tabi olmuşlarsa da Rusya’nın batısında bulunan Knezler Altın Orda Hanlıklarını istila ettikleri zaman tekrar müstakil hareket etmeye başlayıp Cungarya ile ili havzalarındaki Kirey, Nayman ve Naymanların alt kolu olan Sadr boylarını sıkıştırıp yerlerinden çıkarmaya başlamışlardı. 1635 yılında Kazaklarla Kalmuklar arasında geçen ilk büyük meydan savaşında Kalmuk lideri olan Kontayşı İşim Han’ın oğlu Cihangir’i esir almıştır. Diğer taraftan Kalkalar (Halhalar) dört Oyrat kabilesi üzerine bir baskın yapmış ve neticede dört kabileden biri olan Çorosların dağılmasıyla savaş bitmişti. Daha sonra Çoroslar kendisine bağlı Dörböt, Kayıt ve Oyratları bir araya getirerek Cungar milletini teşkil etmişlerdir. Onlara “Sol el” manasına gelen Moğolca “Cegün gar” veya “Cungar” denmesinin sebebi bu idi. Cungarların lideri olan Kara Kula’nın 1634 yılında ölmesiyle yerine oğlu Bagatur Kontayşı geçmiş bulunuyordu. XVI. asrın ilk çeyreğine kadar Kazak-Cungar münasebeti barış içinde geçmişti. Ancak bu tarihten itibaren Cungarların Kazak-Kırgız topraklarına yönelik baskı ve sindirme faaliyetleri başlamıştı. Kalmuklar ile Cungarların yapmış oldukları bu istila hareketleri Kazakları perişan etmişti. Bu saldırılar neticesinde Türk ülkelerinde birlik ve düzen kalmamıştı. Cungarların bu amansız saldırılarına Kazaklardan Cihangir ve Jalantös Bahadır karşı koymak durumunda kalmışlardı. Bu saldırıların esas sebepleri Sır Derya üzerindeki ticaret merkezlerini ele geçirmek arzusu yatmakta idi. 1635 yılında Bagatur’un ölmesiyle yerine oğullarından Senge geçmiş fakat o da diğer kardeşleri olan Seçen Han ve Çotba Bagatur tarafından öldürülmüştü. Dördüncü oğul olan Galdan 1676 yılında tahta geçmeyi başarmıştı. İlk fethine Kaşgar’dan başlayan Galdan burayı tekrar ele geçirmişti. Teleüt ve Kırgızları da yenerek gücünü kanıtlamıştı. 1682 yılında Kutuktu ruhani unvanı için Kalkalarla savaşa girmişti. Tüm bunların akabinde Galdan bu sefer de Çin’e yönelmiş ve bunun için karargâhını Yedisu yakınlarına göçürmüştü. Çin İmparatoru onları Uruga şehri yakınlarında durdurmayı başarmış fakat Galdan 1695 yılında tekrar bir saldırı daha yapmış ise de ağır kayıplar vererek mağlup olmuştu. 1697 yılında da ölünce yerine yeğeni Çevan Rabdan geçmişti. Çevan’ın ardından tahta geçen Siven Rahdan Çin’e sefer düzenlemişse de Çin İmparatoru’nun almış olduğu tedbiri unutmuştu. Çinliler 1717 yılında Kalmukları Kaşgar’dan, 1719 yılında Zaysan Gölü civarından ve 1720 yılında da Kalmukları Tibet’ten kovmuşlardı. Kazakistan’daki duruma baktığımızda, Kazakların bir bölümü hızla Rus nüfuzuna sürükleniyordu. Kalmuk ve Cungarların onlar üzerinde yaptıkları maddî ve manevî tahribat; Kazakları kendilerini koruyacak bir hâmi aramaya götürüyordu. 1726-30 yılları arasında Küçük Orda Han’ı Ebul Hayr Rus Çarı’na gönderdiği elçiler ile Kalmuk ve Cungarlara karşı Rusya’dan yardım istemişti. 1723 yılında Kalmuklar topları ile Kazaklara karşı saldırıya geçmişler ve Kazakların “Aktaban Şubrandı” adını verdikleri bir facia yaşanmıştı. 1730’a kadar devam eden kazak-Kalmuk savaşında Kazaklar yok olma tehlikesi geçirmişlerdi. 1739 yılında Cungar tahtında Galdan Çirin bulunuyordu. Fakat onun da hâkimiyeti kısa sürmüş, büyük kardeşi Dorci, Galdan Çirin’I öldürüp tahta geçmişti. Bu durumdan faydalanmak isteyen Tarbugatay ülkesinin iki komutanı olan Davatsi ve Amursana, Dorci üzerine harekete geçtiler. Meydana gelen savaşta Dorci onları ağır bir yenilgiye uğrattı. Amacından vazgeçmeyen Amursana ani bir baskınla Dorci’yi öldürmüş bu sefer de Amursana yerine Cungar tahtına Davatsi geçmiş bulunuyordu. Buna karşılık Amursana, Çin İmparatoruna gidip ondan “Vang” unvanını alıp Cungar tahtının hakikî varisi olduğunu tescillemişti. Elde ettiği gücü Amursana bu sefer Çin’e karşı kullanınca, Çin harekete geçip bütün boyları dağıtmıştı. Amursana bu karışıklıktan faydalanarak kuzeye yani Tobolsk civarına gelmiş ve burada 1757 yılında ölmüştü. Devletin içerisinde baş gösteren karışıklık neticesinde Çin bu duruma müdahale edip Cungar Devleti’nin bağımsızlığına son vermişti. Böylelikle de Moğol tarihi kapanmış oluyordu.

Kazaklara gelince bunlar da Rusların hâkimiyetine girmekle Kalmuk tehlikesinden uzaklaşacaklarını veya korunacaklarını ümit etmişlerdi. 1758-68 yılları arasında bu göçebe devletin ortadan kaldırılmasıyla Kazak ve Kırgızlar bundan istifade ederek Kalmuklara katliamda bulunmuşlarsa da kaçanların bir kısmı Astırhan’a bir kısmı da Ruslara iltica etmişlerdi.

4- Osmanlı-Rus Muharebelerinde Kalmuklar

a) Poltava Muharebesi

Uzun süreden beri devam etmekte olan İsveç-Rus muharebesinin son safhası gelip çatmıştı. Poltava Kalesi kumandanı İsveç kuvvetlerine karşı Çar’dan yardım istemiş ve bunun üzerine I. Petro 1709 yılında buraya bir Rus kuvveti gönderdi ise de İsveç kuvvetleri tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Bu savaşta İsveç’in yirmi bir bin ile yirmi üç bin arasında kuvveti bulunuyordu. Rusların ise kırk beş bin kuvveti bunun yanı sıra da Kalmuk ve Don Kazakları ile bir miktar Boğdan kuvvetleri de bulunuyordu. Neticede yapılan savaşta İsveç yenilmişti.

- Reklam -

b) Prut Muharebesi

Rusya’nın İsveç kuvvetlerini yenilgiye uğratması ve bunun sonucunda İsveç Kralı olan demirbaş Şarl’ın Osmanlıya sığınması ile birlikte savaş artık Osmanlı Devleti’ne de sıçramış bulunuyordu. Bunun üzerine Rusya Osmanlı Devleti’ni tehdit etmeye başlamış, bunun üzerine yapılan tahkikat neticesinde 1710 yılının Kasım ayından itibaren harp hazırlığına başlanmıştı. Bu durumdan rahatsız olan Kırım Han’ı bir an once Ruslara karşı savaşa girilmesinin gerekli olduğunu bildirmişti. Çünkü Rusya Azak Denizi’nde donanma inşaa ettiği gibi Ukrayna’yı da işgal etmişti. Hatta kendilerine sığınan İsveç askerlerinin Kalmuklar tarafından Kırım Hanlığı’nın sınırlarını geçip esir alınması gibi durumlar neticesinde Osmanlı Rusya’ya harp ilân etmişti.

5- Kalmukların Rus Hâkimiyetine Girmesi ve Kalmukistan Cumhuriyeti

Kalmuk istilası, doğudan Çinlilerin müdahalesiyle son bulmuştu. Kalmukların Tibet’e kadar gelmeleri; Çin’deki durumun karışıklığından ileri geldiği anlaşılmaktaydı. Bu durumun 1644 yılında Ming sülalesinin düşmesiyle meydana geldiği, dolayısıyla da batı sınırlarına gereği kadar önem verilmemesi Kalmukların Tibet’e kadar gelmelerinde etkili olmuştur. Fakat İmparator Kan-si’nin faaliyeti karşısında Kalmuklar, Cungarya ve Yuldız yaylalarından İli havzasına inmek zorunda kalmışlardı. Batı Kalmukların reisi Ayüke Han ölünce yerine halefi Seren Dondug başa geçmişti. Seren bir taraftan Çinlilere, diğer taraftan Osmanlılara tabiiyetini bildirmekten geri durmamıştı. Kendisinden sonra tahta geçen oğlu Ubaşı zamanında Ruslar Kalmuk işlerine karışıp kendi adamlarından bir hükümet kurmuşlardı. Fakat bu defa fazla uzun sürmemiş devlet dağılmış idi.

Bir kısım Kalmuklar Türkistan’da kuvvetli bir hükümetin kurulmadığını görünce tekrar hâkimiyetlerini sağlayacaklarını sanmışlardı. Fakat XVII. asırda Rusya I. Petro ile altın çağını yaşamaya başlamıştı. Bu zaman sürecinde Kalmukların ne Çin ne de Rusya ile siyasi bir ilişkileri olmamıştı. 1714-1887 yılları arasında güçlenmeye başlayan Rusya Türkistan topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirmiş bulunuyordu. Bunların dışında Buhara Emirliği ve Hive Hanlığı henüz ele geçirilememişti. Rusya öncelikle Türkistan topraklarını, Türkistan Genel Valiliği (1891) olarak iki ayrı sömürge bölgesine ayırmıştı. Böylelikle Rusya hâkimiyetini sağlamış bulunuyordu. Fakat hâkimiyetleri altında bulunan halklar bundan pek memnun değillerdi.

- Reklam -

1914’de I. Dünya Savaşı meydana gelmiş, savaşın sonlarına doğru Rusya’da bir ihtilâl patlak vermişti. Çarlık dönemi ve sonrası ihtilal Rusyasındaki faaliyetlerle Alman birlikleri, Gürcistan, Kuzey Kafkasya, Kırım ve Kalmuk halklarıyla askerî ve siyasî işbirliği yapıyorlardı. 1918’de savaş bitmiş, Almanya ile irtibat içerisinde bulunan Rusya’nın hâkimiyetindeki halklar Almanya’nın savaştan yenik çıkması üzerine artık kendilerine tesirli bir destek sağlayabileceğini ümit etmiyorlardı. XVIII. yy. Rus ihtilalinin ardından dağılmış olan Kalmukların Asrtırhan’da bulunan kısmı Kalmukistan ülkesini kurmak için faaliyetlere başlamışlardı. Bir kısmı da Yedisu vilayetinde İslamlığı Kabul edip, ziraat ile uğraşmaya başlamışlardı. Bunlara Sart Kalmukları deniliyordu. 1905’te Rusya’da ilan edilen meşrutiyetten istifade eden Kalmuklar yurtlarının tamamiyetini istemek için harekete geçmişler ve 25 Mart 1917’de Astırhan’da bu amaçla Kalmuk Millî Kurultayı’nı intihap ederek Kalmukistan’ın idaresini fiilen ellerine almışlardı. 1919’da Rusya devlet başkanı olan Lenin Kalmukların bütün millî taleplerini kabul ediyordu. Fakat Sovyet Rusya’nın Merkez İcra Komitesi 2 Eylül 1920’de Kalmukistan’ı Rusya’ya tabi mümtaz bir eyelet olarak ilan etmişti. Uzun bir aradan sonra 1935 yılında tekrar bir karar alınmış ve bununla Kalmuk Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilmişti. Bu cumhuriyetin merkezi Elista şehri idi. Diğer taraftan Rusya’nın uygulamış olduğu Ruslaştırma faaliyetleri neticesinde yerli halkın yanı sıra bu topraklara Rus halkı da yerleştirilmiş hatta başkent bundan nasibini alarak Rusça Stepnoy adını almıştır. Söy, kasaba ve şehirlere de Rusça isim verilmişti.

1938’de II. Dünya Harbi’nin başlamasıyla bu sefer de Nazi Almanyası Rusya’ya karşı Türk Tatarlarını resmi görevlerde kullanmak amacıyla bir düşman gurup teşkil etmek istiyordu. Çünkü Nazi ırk ideolojisine gore onlar düşük değerli Asyalılığı temsil ediyorlardı. SSCB’nin doğulu halkları olan Tatar, Kırgız ve Moğol milletleri de buna dâhildi. 1942 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği’nin işgal altındaki bölgelerinde ilk birlikler kurulmuşsa da buna ilaveten Kırım ve Kalmuk bozkırlarında da Almanlar tarafından silahlandırılmış milis ve özel kuvvetler bulunuyordu. Almanların Sovyet Doğu halklarından oluşturdukları birliklerin mevcutları şöyle idi. Kafkasyalılar 110.000, İdil Tatarları 35.000, Türkistanlılar 110.000-180.000, Kırım Tatarları 20.000, Kalmukların 5.000 kadar olduğunu Patrik Von Zur Mühlen eserinde bildirmiştir. Savaş yıllarında Almanların bu milletlerin siyasi temsilcilik meselesini pek dikkate almadıkları görülüyordu. Sebebi ise Almanların Sovyet milletlerini muhatap alması ve geleceğin sömürge halklarına bu hakkı tanımak istememesinden ileri geliyordu. Fakat bu millî Temsilcilikler savaş süresince önemli bir mevkie ulaşmış bulunuyorlardı. 1941-43 Harbi sırasında Kalmuklar genellikle Rus Kazaklarının teşkilatlarında yer almışlardı. Ayrıca Kalmuklar uzun sure Çarlar tarafından Asyalı milletlere karşı sınır muhafazası için istihdam edilmişlerdi. Rus Kazaklarıyla paylaştıkları ortam neticesinde birçok Kalmuk din değiştirerek Ortodoks Hıristiyan olmuş idi. Kısa zamanda Kalmuklar kendi guruplarını oluşturmuş ve Kazaklarla olan bağlarını gevşetmişlerdi. Bu meyanda en çok Kalmuk Sancağı (Tangçin Tug) Teşkilatı önemli idi. Bu teşkilatın başkanı olan Şamba BALİNOV 1942’de tesis olunan Kalmuk Millî Komisyonu’nun başkanı olmluştu. Bu komisyon kendisini Almanlar için tesis edilmiş bir irtibat dairesi olarak görüyordu. Ayrıca Almanlar bir kısım Kalmukları Sovyet keşif kollarının gözlenmesinde kullanılmıştı.

Harbin sonunda Almanların yenilmesi tüm Millî Temsilcilikleri endişelendirmişti. Sovyetler ise bu duruma karşı şöyle bir siyaset izlemiş Lejyonlarda kendilerine karşı savaşmış ve siyasi bakımdan faal olmuş olanları vatan haini ilan ettiği gibi birçoğunu da sürgün etmişti. Stalin’den sonraki idareciler bu milletlere bazı imkânlar tanımış ve 1957 yılında sürülen kavimlerin cezası kaldırılmıştı. Bunların içerisinde; Kalmuk, Çeçen, İnguş, Karaçay ve Balkarlar da bulunuyordu.

Devamı gelecek sayıda

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -