Ana Sayfa 1998-2012 İstiklâl Marşı Kimin Marşı?

İstiklâl Marşı Kimin Marşı?

Bakanlar Kurulu tarafından Türk Bayrağı Tüzüğü’nde yapılan değişiklikle, bayrak törenlerine katılanların başı açık olması mecburî kılındı. Ve bu değişiklik kararı 6 Nisan 2001 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

- Reklam -

Artık çocuklarını okula getirip götüren başı örtülü veliler bayrak merasimlerine katılamayacaklar. İstiklâl Marşı söylenirken okul bahçesi dışına çıkarılacaklar. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi millî bayramlara ve şehit aileleri için düzenlenen madalya törenlerine de başı örtülü olanlar katılamayacaklar. Zira bu törenler de İstiklâl Marşı’nın söylenmesi ve birlikte göndere bayrak çekilmesi ile başlıyor. En azından, bu yapılanı kendilerine ve vatandaşlık haklarına hakaret kabul etmezlerse, yasaklılar, bayrak töreninin bitiminden sonra bu törenlere iştirak edecekler.

•••

Prof. Dr. Süleyman Yalçın’la birkaç ay önce bir toplantıda karşılaşmıştık. Hoca, o toplantıda Aydınlar Ocağı’nın ilk kurulduğu yıllarda Ahmet Kabaklı Hoca ile birlikte Türk milletinin asgarî müştereklerini maddeler hâlinde tesbit ettiklerini ve bütün millet fertlerinin birleşebileceği bu ortak noktaların sayısını 24 veya 26 olarak hatırladığını belirtti. Ve arkasından ilâve etti: “Şimdi uğraşıyorum, bu ortak notkaları 4’ten yukarı çıkaramıyorum.” Bu tesbit o zaman yüreğimi yakmıştı. Yanlış hatırlamıyorsam Hoca bu dört ortak noktayı: Devlet, vatan, hukuk ve demokrasi olarak saymıştı.

Türkçe, Kuran-ı Kerim, İstiklâl Marşı, Türk bayrağı gibi değerler artık asgarî müşterekler arasından çıkmıştı Süleyman Yalçın Hoca’ya göre. Ne çıkması; sayısı 24 olan ortak değerlerimiz dörde inmişti.

Ne yazık ki, hükûmetin yukarıda bahsettiğimiz tüzük değişikliği kararı, Süleyman Yalçın Hoca’yı haklı çıkardı. Hükûmet, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, bu kararıyla bayrağımızın ve İstiklâl Marşımızın artık Türk milletinin ortak değerleri arasında olmadığını Resmî Gazete ile ilân etti. İstiklâl Marşı ve bayrak bu karardan sonra, sadece okullarda okuyan veya okudukları zannedilen ve bayrak törenlerine çoğunlukla öğretmen zoruyla katılan, gün geçtikçe millî kültürden uzaklaştırılan öğrenci kardeşlerimizin ortak değeridir.

Son yıllarda dünyayı saran “küreselleşme” bizim başımızı öylesine döndürdü ki, Türk kültürü görünmez oldu. Önce Nisan 2000’de, 2511 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayınlanan 30 Mart 2000 tarihli Talim Terbiye Kurulu kararı ile, yabancı dil öğretiminin 5 ve 6 yaşındaki çocuklardan başlaması gerektiği kabul edilerek, Türkçenin canına okundu. Ardından 2001 yılı sürprizleri geldi. Millî Eğitim Bakanı ilköğretim okullarının 6,7 ve 8. sınıflarında sınıfta kalmayı yasakladı (İlk 5 sınıfta zaten yasaktı).

- Reklam -

Bu şu demekti: Ey öğrenciler! Artık çalışmanıza lüzum yok, nasıl olsa sınıfı geçeceksiniz. Ey öğretmenler! Artık dersinizi nasıl verirseniz verin, zira sizi dinleyen olmayacak. Ey üniversiteye girmek için çırpınan çocuklar! Sizin de okullarda yetişmeniz mümkün değildir artık. Babanızın parasına kuvvet. Dershanelere gidin ve orada yetişin. Bu ülkede parası olanın borusu öter. Eğitimde fırsat eşitliği her nasılsa Anayasaya yazılmış, ama onu bir kere görmesek ne çıkar! Türkiye’de paralı eğitim yapan ve iyi öğrenci yetiştiren birkaç okul var. Oralarda okuyanlar iyi yetişsinler kâfi. Çünkü siz reaya olacaksınız, sizin iyi yetişmeniz önemli değil. İleride sizi yönetecekler iyi yetişsinler bu yeterli. Hem sizin iyi yetişmiş olmanız, yöneticilerin işini zorlaştırabilir. Bunun için, boşa geçirttiğimiz yıllarınıza karşılık size yaldızlı birer diploma vereceğiz. Nerde kullanırsanız kullanın… Mİllî Eğitimin elinden gelen buydu.

Fakat hükûmet daha büyük ve daha güçlü bir kurum olduğundan, onun yaptığı iş daha fazla ses getirmeliydi. O da tuttu, Türk bayrağını ve İstiklâl Marşı’nı Türk milletinin ortak değeri olmaktan çıkarıverdi. Zaten kendisi ortalıkta görünmeyen bir milletin, ortak değere ne ihtiyacı vardı ki?..

•••

Biraz önce yazdıklarımız da bir düşünce tarzıdır. Bazılarına makûl de görülebilir. Ancak meseleye Türk milletinin bölünmez bütünlüğü açısından baktığımızda, bu kararla Türk bayrağı ve İstiklâl Marşı konusunda, milletin bölündüğü ortaya çıkar. Hükûmetin elbette böyle bir kastı yoktur. O tüzük değişikliği bir dalgınlık anının eseridir. Büyük ihtimalle kısa sürede düzeltilecektir. Çünkü kimse milletin birliğini, bütünlüğünü ve ölümsüzlüğünü temsil eden Türk bayrağı için yapılan bir törene, milletin fertlerinin katılmasını yasaklamaya muktedir değildir. Hiç kimse, bu milletin bayrağını kıyamete kadar dalgalandırmak için verdiği şerefli istiklâl mücadelesinin destanı olan İstiklâl Marşı’nı söylemeyi, bu milletin hiçbir ferdine yasaklayamaz. Bu yasağı milletin fertlerine hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti getiremez.

Getirir diyorsanız, biz de deriz ki 12 Eylül öncesi Konya mitinginde İstiklâl Marşı söylenmediği için yapılan ihtilâl havada kalır. HADEP kongresinde Türk bayrağı indirildi diye yapılan işlemler havada kalır. Bayrağını ve İstiklâl Marşını 7 düvelin elinden kurtaran millet, bu değerlerinden vaz geçer mi sanıyorsunuz?

- Reklam -

Bütün bunlara rağmen bu yapılanı mazur gösterecek bir bahane bulabiliriz: Avrupa Birliği’ne giriyoruz, bayrağa ve İstiklâl Marşı’na ne gerek var? Zaten bu iki değer, millî duyguları çok yoğun olarak yaşatıyor, bunları yavaş yavaş törpülemek lâzım. Önce halkı soğutalım, öğrencileri de nasıl olsa eğitimimiz bunlardan soğutuyor. Böylece bir an önce AB’ye girelim…

Bu mazeretin başımız üzerinde yeri var. Bir Avrupa Birliği’ne bin bayrak ve marş fedâ olsun(!)
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -