Ana Sayfa 1998-2012 İŞSİZLİK, EN BÜYÜK SOSYAL ADALETSİZLİKTİR.

İŞSİZLİK, EN BÜYÜK SOSYAL ADALETSİZLİKTİR.

OĞUZ ÇETİNOĞLU

- Reklam -

ocetinoglu@ttmail.com

Dünyayı sarsan, Türkiye’mizi derinden etkileyen küresel ekonomi krizinin en önemli sonucu işsizliktir. İstihdam ile ilgili göstergeler, işsizliğin tehlikeli boyutlara ulaştığına işâret ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan Hane Halkı İşgücü Araştırma Raporu’nda işsizliğin, bütün zamanların en yüksek seviyesine tırmandığı belirtiliyor. Bu olumsuz sonucun, yalnızca küresel krizden kaynaklandığını söylemek, devekuşu gibi başımıza kuma sokmakla aynıdır. Krizle birlikte, işsizlik probleminin de sona ereceğini düşünürsek, hayal kırıklıkları yaşarız. Faturası çok ağır olur. Krizden çıkış yolları ile birlikte işsizliğe de çözümler aranmalıdır.

Türkiye ekonomisi; sanayisiz, ihracatsız, üretimsiz ve neticede istihdamsız bir yapıya doğru itiliyor. Türkiye’ye, ‘Siz, hiçbir şey üretmeyin. Ne lazımsa biz size, mâliyetinizin altında fiyatlarla satalım’ Diyenlere kanarak geldiğimiz bu olumsuzluk ortamı, küresel krizden çıktıktan sonra da devam edecektir.

TÜİK’in son istihdam raporuna göre işsizlerin sayısı son üç ayda % 5.2 oranında artarak, % 21.3’e yükseldi. 15-24 yaş arasındaki işsizlerde bu oran % 29.4’e ulaşıyor. Başka bir ülkede böyle bir orana ulaşıldığında büyük sosyal patlamalar olur. Türkiye’de olmuyorsa, aile yapımızın sağlamlığından, kültürümüzdeki yardımlaşma ve paylaşma alışkanlıklarımızdandır. Fakat bu hasletlerimizd e de aşınmalar olduğunu görmek, kabul etmek mecburiyetindeyiz. İşsizlik, aşınmaları hızlandırıyor.

- Reklam -

İşsizlik rakamlarının sonuçları, rakamların kendisinden daha vahim olaylara sebebiyet verebilir.

Tarım ülkesi olan Türkiye’de, tarım sektöründeki istihdam giderek azalıyor. Her ne kadar istihdamın sanayi sektörüne kaydırılmış olması, kalkınmışlık göstergesi olarak kabul ediliyorsa da, başarıyı görüntü ile sınırlı tutmak, problemleri çözmüyor. Hedef sanayi ise, tarıma dayalı sanayii geliştirmek yoluna gidilebilir.

Tarım sektöründe bir başka aldatıcı gelişme; ‘Daha az işgücü kullanarak daha fazla üretim…’ sözünde gizli. Nüfus ile tarım üretimi artışlarına ait rakamlar incelendiğinde, dengenin sağlıklı olmadığı görülüyor. Diğer taraftan, sanayi sektöründe istihdam artışı yoksa, tarım sektöründeki düşüş sebebiyle ortaya çıkan tablo, kimseyi memnun etmemeli.

Görülen odur ki bütün sektörlerde istihdam daralması vardır. Daralmanın tek sebebi küresel kriz değildir. Bu gerçeği görmemiş olanlar, dâimî krizlere dâvetiye çıkarırlar.

Küresel krizin, üretimden para kazanmak yerine paradan para kazanmak, daha çok kazanmak… en çok kazanmak ihtirasının sonucu olduğu biliniyor. Tedbirleri, bilinenlere göre düzenleyebilenler, krizden en önce ve en kârlı çıkarlar.

- Reklam -

Türkiye’miz bu açıdan çok zengin imkânlara sâhiptir. Tohumculuğumuz ihracat yapacak kadar gelişmiştir. Topraklarımız verimlidir. Hayvancılığımız güçlüdür. Tarıma dayalı sanayi sektöründe, hem makine imalatı hem de kurulacak tesislerin hammaddesi açısından sıkıntımız yoktur. Tarımın oluşturduğu avantajlardan yararlanmak için tamamen köye dönme mecburiyeti de yoktur.

Topraksız seralarda klasik metotlara göre % 100 verim artışıyla sebze ve meyve yetiştirecek teknolojilere sâhibiz.

Krizin ekonomi boyutu önemlidir. Sosyal boyutu çok daha önemlidir. İşsizlik, yeni işsizlikleri getirir. Tüketim azalır. Azalan tüketim, fabrikaların kapanması demektir. Kapanan fabrikalar, daha büyük ve topyekün işsizliktir. Topyekün işsizlik, ahlakî çöküntülere yol açar. Hatta devletin, toplumun iktisâden ve ahlaken iflası demektir. Kriz, bir-iki sene sonra geçer. Fakat ahlakî çöküntü, hızını artırarak devam eder.

Ekonomide garantili ve tek formül yoktur. Akıllı tercihler vardır. En akıllı tercih, üretime yönelmektir. Bir başka yazımda ele aldığım harcama çekleri, üretimin durmaması için uygun ve akıllı bir tercihti. Emme basma tulumbaya konulan bir kova su yerine geçecekti. Hangi akla hizmet edilerek durduruldu… bilinmez.

Türklerde ekonomiye gereken önem verilmemiştir. Osmanlı döneminde; yaygın kanaate göre sanat ve ticaret hor görülüyordu. Kendimize askerlik ve memuriyeti lâyık görüyorduk. Bu düşünce; iç ve dış ticarette azınlıkları zengin etti. 1980’lerden sonra Türkler de ticarette söz sâhibi oldular. Ekonomimiz biraz canlandı. İstihdam problemimiz kalmadı veya en aza indi. Millet olarak biz kazandık.

Aynı dönemde tarım horlandı. Sektörden kopmalar oldu. Dışarıdan gelen yönlendirmelerle tarımdan desteklerin kaldırılması, tarım gelirlerinin vergilendirilmesi gibi yanlışlıklar, kopmaları hızlandırdı. Mâliye, bu uygulamalardan hiçbir fayda sağlayamadı. Türkiye ekonomisi geriledi. Dışa bağımlılığımız arttı.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde de ekonomide gerileme yaşanmıştı. Özellikle savaş yıllarında karşılaşılan sıkıntılar, millî ekonomi ihtiyacını gündeme getirdi. Cumhuriyet döneminin başlarında, bu ihtiyacın karşılanması yönünde çalışıldı ve başarı sağlandı. 1990’lı yıllardan itibâren millî ekonomiden uzaklaşıldı. 2000’li yıllardan sonra da ekonomide dışa bağımlı dönem başladı.

Bağımlı dönemin ürünü olan sıkıntıların başında işsizlik problemi var. İşsizliğin sonu açlıktır. Böyle bir tehlike henüz ufukta belirmiş değil. Fakat karşı karşıya gelmeyeceğimizi de kimseler garanti edemez.

İşsizlik darboğazını ancak millî ekonomi modeli ile aşabiliriz. İçerisinde bulunduğumuz kriz bizi, yeni ve millî bir ekonomi modeli hazırlayıp uygulamaya yönlendirirse, küresel krizi fırsata dönüştürmüş oluruz.

Not: Günümüzde, çok dar bir kadro tarafından hazırlanan ve tanıtımı yapılan, kabul görmekte zorlanan bir millî ekonomi modelinden söz ediliyor. Bu modelin yetersiz ve ıslaha muhtaç olduğunu belirtmekte yarar var.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -