Ana Sayfa 1998-2012 İKTİDAR VE MİLLİYETÇİLİK

İKTİDAR VE MİLLİYETÇİLİK

- Reklam -

“Her insan eğer elinden gelse, Tanrı gibi olmak ister” der B. Russel.. Tarihe baktığımızda bunu görmek zor değildir. Hatta etrafımızda bile temel yaşam postulatlarının altında yatan sahip olma, sözünü geçirme, isteklerini yaptırma güdüsüyle hareket eden binlerce insan görürüz.

İktidar: Bir toplumda halkı yönetme gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.

İktidar üzerinde çeşitli tanımlar yapılmıştır. Çok muğlâk görünmekle birlikte güç ve statüyü içinde barındırır. “Zenginlik kurumlara göre ya siyasal iktidarı sağlar veya siyasal iktidarın elde edilmesini kolaylaştırır. Bazen de tersine, iktidar zenginliği getirir”

- Reklam -

Zenginlik siyasal iktidarın kazanılmasında kimi zaman başat rol oynarken kimi zaman da siyasal iktidarı ele geçirenler zamanla zenginliğe kavuşurlar. İktidar ele geçirildikten sonra devletin bütün organlarını tasarruf etme yetkisine haiz olurlar.

Modern toplumda artık iktidar tek bir yerde, kişide, kurumda, örgütte yoğunlaşmamış, ancak farklı örgütlerde de olsa topluma yayılan bir hal almıştır. (Bouthol, 1975;63) (Düşünen Siyaset Sayı 20 sf. 38-Tevfik Erdem-Siyaset sosyolojisi açısından iktidar.)

İktidarla doğrudan ilgili olan kavramlar birey, toplum, devlet, yönetim, hak, hukuk, kanun, bürokrasi, sivil toplum, ideoloji, egemenlik, meşruiyet ve bilimdir.

Birey: Bir toplumu oluşturan ve toplumun bir üyesi olan, bilinç sahibi insandır.

- Reklam -

Toplum: Birbirleri ile karşılıklı ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin meydana getirdiği, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, tarihe ve kültürel temele dayanan topluluk.

Devlet: Siyasi sınırları tespit edilmiş, belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan, egemenliğe sahip en büyük siyasi kurumdur. Görevi, toplumu dışarıya karşı korumak, içerde toplumsal düzeni sağlamaktır.

İktidar: Bir toplumda halkı yönetme gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.

Yönetim: İktidarı elinde bulunduranın toplumu idare etmesidir.

Meşruiyet: Bir toplumda iktidarı elinde bulunduranların, yönetme gücünü yasalara uygun olarak elde etmesi ve bu gücünü yasalara uygun olarak sürdürmesi.

Egemenlik: İktidar olmaktan doğan gücü kullanmaktır.

Hak: Bir toplumda hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.

Hukuk: Bir toplumu oluşturan kişilerin, gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.

Kanun: Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kurallarıdır.

Bürokrasi: Devlet işlerinin yapılışıyla ilgili sistemdir.

Sivil Toplum: Devlet otoritesi ve kurumları dışında kalan, kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk toplum kısmıdır

İdeoloji; kısaca dünya görüşü diyebiliriz. Devlet maslahatınca şekil veren zihin yapısı ve o devletin yücelttiği değerler bütünü olarak tarif edilebilir.(Düşünen Siyaset, Osmanlı ve İdeolojisi Ağustos Eylül–1999 Ahmet Turan Alkan shf:129–130)

Bilim ve bilim adamları: İktidarın kazanılmasında ve sürdürülmesinde en ekili unsurlardan biri de bilim ve bilim adamlarıdır. İbn-i Haldun’a göre bilim ve bilgi birçok bakımdan iktidarla doğrudan ilgilidir.

MEŞRUİYETİN ÖLÇÜTÜ NEDİR?

Siyaset felsefesinde bu soru, iktidarı kullananların haklılık, yasaya uygunluk durumunu nereden aldıklarını araştırıp sorgular. Her iktidar kendini meşru, yani haklı bulur. O zaman meşruiyetin objektif bir ölçütü olabilir mi? Meşruiyet iktidar olmanın, yönetme biçiminin özelliklerine göre değişebilmektedir.

İktidarın meşru olabilmesi için mevcut yasalara uyması ve onları aynen uygulamasıdır. Bir iktidar, meşru yoldan iktidara gelebilir ancak, bundan sonra da yasalara uyması gerekir. Bunu yapmadığı zaman meşruiyetini kaybedebilir. Bu nedenle bir devletin meşruluğu, halkoyuna dayanıp dayanmamasına bağlıdır. Meşruiyetin kaynağı, halkın özgür iradesi ve oyudur. Buna ulusal egemenlik denir. Halk, bu iradesini parlamenter sistemde gerçekleştirir.

EGEMENLİĞİN KULLANIŞ BİÇİMLERİ NELERDİR?

Bu soru ile, çağlar boyu egemenliğin nasıl değişik biçimlerde kullanıldığı ele alınır. Her yönetim biçimi, ortaya çıktıkları çağın koşullarından etkilenmiştir. Her çağın belli idealleri olmuştur. Devlet anlayışı da buna göre şekillenmiştir. Teokratik ve demokratik anlayışlar bunun örnekleri olmuştur.

Teokratik yönetimlerde egemenlik dayanağını Tanrı’dan almıştır. Teokrasi, siyasal iktidarın, Tanrı’nın temsilcileri sayılan kişilerde bulunduğu düzendir. Uzunca dönemler toplumlar bu anlayışlarla yönetilmişlerdir.

Totaliter toplumlarda iktidar, liderin elindedir. Lider, o toplum için kurtarıcıdır. Daima toplum için doğruyu gören ve uygulayan olarak düşünülür. Burada egemenliğin kaynağı, halkın lidere karşı duyduğu inançta bulunur.

Demokratik toplumlarda ise, egemenlik yazılı yasalarla belirlenir ve iktidar sahibi, yasalarla belirlenmiş bir hukuk sistemi içinde egemenlik gücünü kullanır. Demokrasilerde hem yönetenin hem de yönetilenlerin hak ve görevleri yasalarla düzenlenmiştir. Demokratik toplumlarda üç temel kuvvet vardır: Yasaları yapan parlamento, yasaları uygulayan hükümet ve bağımsız yargı (mahkemeler).

Böyle bir demokratik hukuk devleti içinde toplum, çağdaş bir toplum olur ve yurttaşların hakları güvence altına alınır. Max Weber, egemenliğin kullanılış biçimiyle ilgili olarak üç kaynak belirtmiştir:

Geleneksel anlayışa göre, iktidarın bir güç, itaat edenlerin de halk olduğu düzen. Buna feodal ve monarşik yönetimler örnektir.

Hukuka ve yasalara uygun iktidar oluşumu. Burada iktidar gücünü yasalardan alır. Halkın iktidara uyması ise, iktidarın hukuka uygun davranması ve yönetimin bir makam olarak görülmesi nedeniyledir. Demokratik yönetimler bunun örneğidir.

Karizmatik yönetim anlayışı, bir kişinin ya da liderin olağanüstü sayılan niteliklerinden doğmuştur. Karizmatik liderler, genellikle toplumların bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkarlar. (http://www.felsefe.gen.tr/siyaset_felsefesi_nedir.asp)

İktidarın ideolojisini, otoritesini, egemenliğini ve meşruiyetini kabul ettirdiği temel unsur millettir. Millet geçmişten geleceğe birlikte yaşama şevkiyle bir arada olan bir birliktelik durumudur.

Milliyetçilik değişen, şartlara uyum sağlayarak gelişen ve dar kalıplara sığmayacak kadar geniş bir duyuşun ifadesidir. Belli dönemlerde milliyetçiliği belli kalıplara hapsetme çalışmaları, milliyetçiliğin gerçek zemininde ilerlemesini sekteye uğratmış, milliyetçilik düşüncesine en büyük kötülüğü yapmıştır. Milliyetçiliği dar ve bağnaz kalıplara hapsetme saplantısı, sadece milliyetçi olduğunu söyleyenlerin dar görüşlülüğünden kaynaklanmamış, milliyetçiliğin derinliğine vakıf olamamış çevrelerin değerlendirme ve nitelemeleri de bunda etkin rol oynamıştır. (http://www.mustafatasar.gen.tr/yayinlar/dusunce_g/milliyetciligi_nasil_anlamaliyiz.htm)

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ve İKTİDAR

Milliyetçilik ırk, soy ve etnisite gibi kalıplara sokulursa gerçek anlamını yitirir ve istenmeyen sonuçlara götürür. Oysa Türk Milliyetçiliğinin başarısı; M. Kemal, Ziya Gökalp gibi ideolojik temelde biçimlendirmesini kültür ve tarih ekseninde yoğurarak ülkü birliği çerçevesinde ele alıp değerlendirilmesine bağlıdır. Millî Mücadelemize baktığımızda hareketin tamamen öz benliğimizle yani bizim olanla gerçekleştirildiğini açık bir şekilde görebiliriz. Kuvayı Milliye, Misakı Millî, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi dönemin oluşumlarına baktığımızda terimlerinde dahi millî kelimesinin sıkça kullanıldığını görüyoruz. Sadece bu terimler kullanılmakla kalınmamış aynı zamanda uygulamalarda da kendi iç dinamiklerimiz ve kaynaklarımız kullanılmıştır. İktidar kesintisiz olarak devletin milliyetçilik ideolojisi çizgisinden en ufak bir sapmaya uğramamıştır. İktidarın bu kararlığı devletin büyük atılımlar yapmasında ve birçok devrimin gerçekleştirilmesinde esas olmuştur.

Her fikir sisteminin esas aldığı bir cemiyet birimi ve gayesi vardır. Milliyetçi fikir sistemleri, temel insan topluluğu -cemiyet birimi- olarak, “millet” varlığını esas alır. Türk milliyetçiliği fikir sistemi de “Türk Milleti”ni esas alan bir milliyetçi fikir sistemi ve dünya görüşüdür. Her milliyetçilik anlayışının “millet” anlayışı farklı olabileceği için bütün milliyetçi fikirler, standart bir yapı göstermezler. Yani benzer yönleri olmakla beraber, evrensel, yani bütün milletler için geçerli tek bir milliyetçilik anlayışı yoktur. Her milletin, milliyetçiliğinin gelişme şartları, gayesi, temel kavramları, uygulama plânları kendisine göredir. İkinci Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar “Türkçülük” terimiyle adlandırılan Türk milliyetçiliği, “kültür ve mensubiyet duygusunu esas alan” bir millet anlayışına dayanır. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin, kendisini tarif eden kültür değerlerini koruyarak “var olmasını” ve “var kalmasını” gaye edinmiş bir fikir sistemi ve dünya görüşüdür. Türk milliyetçiliği, Türk milletinin yaşadığı tarihî ve siyasî şartların gerektirdiği bir savunma refleksi, bir savunma psikolojisi içinde doğup gelişmiştir. Bu sebeple Türk milliyetçiliği, ırkçı, saldırgan ve yayılmacı değil; kültürcü, barışçı, milletlerin eşitliği esasına dayanır. Türk milliyetçiliğinin bu özelliklerini, hem Gökalp’ın eserlerinde hem de Atatürk’ün uygulamalarında açıkça görüyoruz. (http://w3.balikesir.edu.tr/~iacar/zgon.htm)

Atatürk’ün milliyetçiliği toplumu birleştirici, ayrımcılığı izole edici ve geleceğe güvenle bakarak ortak hareket etmek anlamına gelmektedir. Kurtuluş Savaşı da milliyetçilik üzerine temellenmiş bir bağımsızlık, iktidar olma, egemenlik kurma ve ideolojisini benimsetme savaşıdır.Bu düşünce 1939’ a kadar iktidar olma şerefini kazanmıştır.Ancak bu düşünce 1939’dan günümüze kadar bir daha iktidar olma yeteneğini kazanamamıştır. Çünkü milliyetçilik “kültür ve mensubiyet duygusunu esas alan” bir millet anlayışına dayanır.” anlayışından her geçen gün kopmuştur. Kendi benliğini; sıradan ne olduğu belli olmayan dışı gösterişli içi boş görüş ve anlayışlara bırakmıştır.

Türk Milliyetçiliği; yetersiz, bilgiden uzaklaşmış, yeteneksiz, kendi çıkarlarını ön planda tutan kişilerin elinde oyuncak olmuştur. M. Kemal Atatürk’ün vefatından sonra 1944 ‘e kadar milliyetçilik devlet ideolojisi olarak yozlaşmış olsa da devam etmiştir.1944 ‘ten sonra Türkiye Cumhuriyetinin milliyetçi ideolojisinden kopuş başlamış ve giderek uzaklaşılmıştır. İsmet İnönü döneminde yeni bir devlet ideolojisi inşa edilmeye başlanmış ve milliyetçilik açısından yozlaşma devam etmiştir. Devletin ideolojisi olan milliyetçilik bürokrasinin ideolojisi olmaya başlamış ve halktan uzaklaşılmıştır. Bürokratik milliyetçiliğe geçiş adı verebileceğimiz bu dönemin ardından 1950’li ve 1960’lı yıllarda bürokrasinin içine kapanması ile milliyetçilik devletin ve milletin kopuşunu simgelemiştir.1960 /1965 yılları arasında milliyetçiliği yeniden ideolojik anlamda savunma ve iktidardaki yerini alma girişimlerini Alparslan Türkeş ve arkadaşları üstlenmiştir. Türkiye’nin 1970’lerde geçirmiş olduğu sosyokültürel değişim bütün alanlarda Türk halkını etkilemiştir. Bu değişimden Türk Milliyetçiliği de nasibini almıştır. Milliyetçiliğin büyük tehlike komünizme karşı zaferi yine de iktidar olma şansını ona vermemiştir.1980’ ler ve 1990’lar milliyetçi devlet anlayışının sorgulanmaya başlandığı yıllar olmuştur. Komünizmin tehlike olmaktan çıkmasıyla Türk milliyetçiliği bir boşluğa düşmüştür. Yeni bir konsept belirleyemeyen Türk milliyetçiliği gün geçtikçe kendi kendisini sorgulamaya başlamış ve bir türlü özünü yakalayamamıştır. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını kazanması çok büyük bir fırsatken değerlendirilememiş, Türk milliyetçiliği gün geçtikçe sessizliğe ve güvensizliğe bürünmüştür. Bu dönemde ülkeyi yönetenler gaflet ve dalalet içinde olduklarını 1999 seçimleriyle görmüşlerdir.1999 seçimleri milliyetçiliği savunan iki partinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Ülkeyi 20 yıla yakın yönetenler iktidardan bu seçim sonucuyla uzaklaştırılmışlardır. Halkın göstermiş olduğu bu teveccühü bir türlü değerlendiremeyen iktidardaki sol milliyetçi DSP ve sağ milliyetçi MHP 2002 seçimleriyle cezalandırılmış ve tasfiye edilmiştir. ANAP, DSP, DYP, DSP aynı zamanda siyasî arenanın dışına atılmışlardır. AB’ye onurlu giriş gibi basiretsiz bir düşünceye kapılanların sonu da pek farklı olmayacaktır. Türkiye’nin AB’ye girme düşü Marsta ve/veya Ay’da yaşam alanları kurulması kadar imkânsızdır. Gerçekten hâlâ bunu anlayamayan yöneticilerimiz, aydınlarımız ve bürokratlarımız varsa söylenecek çok fazla bir şey yok demektir. AB’ye girmek uğruna gençlerinin elini kolunu bağlayanlar, IMF izin vermedikçe herhangi bir fiili gerçekleştiremeyenler bu ülkeyi ve bu halkı yönetmeyi hak etmiyorlar.İşsizlik oranının 9 milyon olduğu Türkiye’de eğitimli nüfusun en verimli çağında işsizlik kıskacında kıvranmalarını zevkle seyredenler asla bizden değillerdir. Zamanı geldiğinde gerçek Türk Milliyetçileri iktidarı ele aldıklarında Türkiye Devleti en az ataları kadar onurlu bir duruş sergileyip dünya üzerindeki yerini alacaktır.Türkiye’nin AB’ye girmesini tartışmak bile basitlik ve yetersizliktir. Eğer bu zihniyetle devam edilecek olursa 2020 yılı geldiğinde bile hâlâ AB’nin sokak kapısında bekliyor olacağız. Türkiye’yi yönetenler AB’nin dünyanın merkezi olduğunu düşünüyorlarsa büyük bir yanılgı içerisindedirler.

Sonuç:

Her milletin “devlet”e bakışı farklıdır. Her şeyin fani olduğuna inanan Türk Milleti ise, sadece “devlet”ini “ebed müddet” devam edecek bir varlık olarak görürdü. Osmanlı kadar insanlığı etkileyen başka bir devlet yoktur. Osmanlı Devleti ile bir tek Roma mukayese edilebilir. Fakat Roma’nın perspektifinde insan yer almamıştır. Bilindiği gibi Karahalla zamanında yaygınlaştırılan vatandaşlık, “medenî olmazlar” gerekçesiyle bazı milletlerden esirgenmişti. Osmanlı için ise, insanların farklılıkları önemli değildi; hepsi Allah’ın kuluydu. Ne yazık ki, devletimizin analizi yeterince yapılmamıştır. Belki geçmişte buna ihtiyaç duymuyorduk; çünkü bir cihan devletimiz tarih sahnesinden çekilirken, bir yenisi doğuyordu… .(Mehmed Niyazi*Ötüken Neşriyat /Kültür Dizisi Türk Devlet Felsefesi 1999).

Türk Milleti, özellikle Türk gençliği devletini iyi tanımalı ,tarihten gerekli dersi almalıdır.

Türk Milliyetçileri:

Bir an önce toparlanmalı ve özüne dönmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin uğramış olduğu saldırıları göğüsleyebilecek tek güç Türk Milliyetçileridir. Yıllardır hor görülen, aşağılanan ve etnik bir parçalanmaya itilerek federasyonlaşmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti, devlet ideolojisini milliyetçilik perspektifinde yeniden inşa etmelidir. Ilımlı İslam, ılımlı milliyetçilik gibi Türk halkını pasifize etme çalışmaları bir an önce kendi yöntemleriyle engellenmelidir. Türk milliyetçileri için Türklük ne kadar önemliyse Müslümanlık da o kadar önemlidir.

Türkiye eğer federasyon olacaksa Orta Asya Türk Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan), KKTC, Kerkük ve diğer Türk topluluklarıyla federasyon olmalıdır. AB ile girişilmiş bulunulan sonu gelmeyecek macera onurlu bir hareketle sona erdirilmeli, aradaki ilişkiler (siyasal-ekonomik-sosyal) eşit ilkeler üzerinde yürütülmelidir. Bunu sağlayacak olan yine Türk halkının bağrından kopup gelecek olan Türk milliyetçileridir. İktidar yüzyıllardır Türk devlet anlayışını en iyi uygulayan Türk milliyetçilerinindir. Devlet yönetmek kabiliyet ister. Bu kabiliyet Türk soyundan gelen Türk milliyetçilerinin genetiğinde vardır. Son dönemin en büyük Türk milliyetçisi ve Devlet adamı M. Kemal Atatürk ülkeyi yönetirken millî ilkelerden kesinlikle ödün vermemiştir. M. Kemal Atatürk’ten sonra Türkiye Cumhuriyeti şimdiye kadar yönetilememişse bunun nedeni Türk olmayanların iktidarı geçici olarak kullanmalarından kaynaklanmaktadır. Dayatmacı AB çizgisinde 48 yıldır süren ilkesiz duruş Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini oyalamış ve olması gerektiği çizginin çok altında bırakmıştır.

KAYNAKÇA

1-Düşünen Siyaset -İktidar- Aylık Düşünce Dergisi Sayı 20 Nisan 2005 Öncü Basımevi/Ankara

2-Doğu Batı Dergisi Yeni Devlet-Yeni Siyaset Yıl 6 Sayı 21 Doğu Batı Yay. Kasım 2002; Kızılay Ankara

3- Doğu Batı Dergisi -İdeolojiler -1- Yıl 7 Sayı 28 Doğu Batı Yay.2004; Kızılay Ankara

4- Doğu Batı Dergisi -İdeolojiler -2 – Yıl 7 Sayı 29 Doğu Batı Yay.2004; Kızılay Ankara

5- Doğu Batı Dergisi -İdeolojiler -3 – Yıl 7 Sayı 30 Doğu Batı Yay.2004/05; Kızılay Ankara

6- Doğu Batı Dergisi -İdeolojiler -4 – Yıl 7 Sayı 31 Doğu Batı Yay.2004/05; Kızılay Ankara

7- Düşünen Siyaset –Sağ Siyaset- yıl 1 sayı–9 Aylık Düşünce Dergisi Ankara

8- Doğu Batı Dergisi -İdeolojiler -1- Yıl 7 Sayı 28 Doğu Batı Yay.2004; Kızılay Ankara

9- Doğu Batı Düşünce Dergisi Türk Toplumu ve Gelişme Teorisi Yıl 2 Sayı 8 1999

10-Yeniden Türk Milliyetçiliği Prof. Dr Ümit ÖZDAĞ Üçok yayınları 1. Baskı 2005 Ankara

11, Gelecek Binyılda da Buradayız Prof. Dr Ümit ÖZDAĞ Üçok yayınları 1. Baskı 2005 Ankara

12-, Hitler Adolf, Kavgam çev:Oktay Ertaş Beda Yay. Ekim 2004

13- OGAN, Sinan; www.strategyturkey.org , 17.07.2004

14-ÖĞÜTÇÜ, Mehmet; Avrasya enerjisi-Stratejik Dengeler ve Türkiye, Yeni Forum, Kasım,1995

 

- Reklam -

Son Yayınlananlar

- Reklam -