Ana Sayfa 1998-2012 İkinci cumhuriyet sayıklamaları

İkinci cumhuriyet sayıklamaları

NEYİ sahiplendiğinin farkında olmayanları sadece bilgisizlikleri ile eleştirebiliriz. Kaldı ki bilgisizlik konusunda şerefli atalarımız bilmemenin değil, öğrenmemenin ayıp olduğunu aktarmışlar bizlere…

- Reklam -

Gözümüzün önünde duran müzmin gerçeklerimizle başlayalım söze. Dünyaya onun bunun penceresinden bakma eğiliminde olan solak fikriyatın(!) boyunu ve haddini aşan ve artık saplantı hâlini almış uluslar üstü sayıklamalarının millî pencereden bakıldığında “kişiliksiz” sözcüleri yıllardır gündemimizi işgal ediyorlar. Günümüz Türk dünyasının askerî ve iktisadî bakımdan en kuvvetli ili olan yurdumuz Türkiye’de soy bozukluklarının kendilerine sağladığı avantajla pek çok köşe başını tutan ruhsuz ve milliyetsiz aydın takımı, kendilerinden bir kuşak önceki temsilcilerinin yaptıkları hatayı yapmıyorlar. Boratavların, Sabahattin Alilerin, Mihri Bellilerin, temelinde şimdiye oranla biraz daha fazla militanlık yatan irdeleyişleri, Deniz Gezmiş gibi, Çayan gibi, Ulaş Bardakçı gibi bir grup millet ve mâneviyat düşmanı gencin telefine sebep olmuştu… Şimdiki nesil kalemşörler, görevi gazetecilikten başka her şey olan basın tetikçileri, maksatlı olarak semirtilmiş medya patronlarının himayesinde “kavramlara saldırarak” üstü kapalı bir biçimde değerlere saldırıyorlar. Ne hazindir ki bu saldırışların ortak bir özelliği var. Bu bir tür psikolojik savaş, bu bir tür istihbarî savaş.

Belki dünyanın pek çok yerinde aynı durum söz konusudur. Ama ben dünyaya kendi gök kubbemden bakıyorum, bu yüzden benim için temel unsur Türkiye ve ne acıdır ki Türkiye zor durumda olan bir ülke. Doğruları savunacak ve söyleyecek olan kişiler devlet kurumları içerisinde yetkileri ellerinden alınmış ve zayıflatılmış durumdalar. Türkçülükten ve milliyetçilikten dem vurmaya kalkanların ise isimleri anılmıyor, doğrudan ambargo altına alınıyorlar.

Sistemi tam anlamıyla özümsemiş, benimsemiş küresel efendiler, kölelerini ritüellere, eğilimlere ve kitabına uydurulmuş bir biçimde köşe başlarına yerleştirirken ve de bunu kimsenin ruhu duymazken, bir Türkçü diğerinin elinden tutmayı denediği takdirde, hâdise siyasî krize dönüşebiliyor.

Yakın bir zaman önce bir oluşum belirdi. Adına ikinci cumhuriyet denilen bu oluşum genel anlamda geniş tabanlı bir fikir uzlaşmasını andırıyordu. Fakat hâdise biraz derinleştikçe ikinci cumhuriyetin ne olduğu ortaya çıktı. İkinci i Cumhuriyet, Atatürkçülükle, Türkçülükle, Cumhuriyet ve Cumhuriyetçilikle hiçbir şekilde bağdaşmayan ve fikren de asla bağdaşmayacak olmalarından ötürü belirli hedefler üzerine dışarıdan güdümlenmeye oldukça müsait olan bir takım entel-dantel güruhundan oluşan anti-cumhuriyetçi bir gayrı millî kalkandı. Atatürk’ün yapılandırdığı birinci cumhuriyeti sürekli ideolojik devlet olarak eleştiren bir sivil darbe girişimiydi ikinci cumhuriyet. İkinci Cumhuriyet akımının göze çarpan ilginç bir özelliği var. Bu kişiler ideolojik yelpazenin farklı tarafında yer alan kişiler olmalarına rağmen gözle görülür bir şekilde millî konularda söz birliği yapabiliyorlar. Globalcilerden biri de “PKK bayrağının gerisinde zafer işareti yaparak yasal mermisi ile bir TC yaklaşmakta” diyen paçavrayı ululuyor, adı “sağ televizyon”a çıkmış bir yayın organının sunucusu da…

Kürtçe eğitim ve yayın konularında meclis içerisinde bu olaya karşı duruş gösteren tek siyasî gruba yapılan geniş tabanlı ve sağlı sollu saldırıların aynısı bu sıralar sayın Denktaş’a yapılıyor. Bu iş yapılırken o kadar profesyonelce yapılıyor ki, kavramlar doğrudan çarpıtılmak suretiyle değerlendiriliyor. İkinci cumhuriyet jargonundan bir takım örnekler vermek istiyorum. Çarpıtmanın ve şerefsizliğin dünyasında gerçeklerin ve vatanseverliğin yeri yoktur.

İhanet: Bardağın dolu tarafına bakmak

- Reklam -

Taviz vermek: Uzlaşmak

Tehdit edilmek: Uyarılmak

Toprak satmak için müzakere: Cesaretli çıkış

Toprak satmamak için ayak diretme: Vatan hainliği

Toprak satmak: Çözüm odaklılık

- Reklam -

Toprak satmamak: Çözümsüzlük yaratmak

Milliyetçilik: Şovenizm, tarihsicilik

Atatürkçülük: Kültür milliyetçiliği

Bölünme süreci: Entegrasyon süreci

Millî edebiyat: Hamaset

Türk dili: What?

Öylesine şiddetli bir psikolojik savaş yapılıyor ki, kavramlar havada uçuşuyor. Şereften ve kişilikten yana nesnelerin tamamı garip ve yamalı tanımlamalarla tahvil ediliyor ve sonuç ortada: Kafası karışmış bir toplum. Fakat bu işi neredeyse DGM’lik olabilecek kadar acemice yapan başarısız zavallılar da var. Eskiden pop müzik yazarken, bir ara siyasî kitapların bulunduğu bir raf kafasına devrilmiş olmalı ki siyaset yazmaya başlayan bir bayanın boyunu ve haddini fersah fersah aşan yazısı. 12 Ocak 2003 tarihli Milliyet gazetesi…

Mazlum veya mağdur ülkelerden gelince kişisel veya millî “haysiyetinizi” kanıtlamak zoruda değilsinizdir. Örneğin muhalif bir uluslararası toplantıda bir Filistinli bir İsrailliden daha “prestijlidir”. İsrailli söze girmeden önce bir tür nedamet getirmek zorundayken, Filistinli kafadan avantajlı konumdadır. Tıpkı bir Kürt’ün Avrupa’da bir Türkten daha “avantajlı” olması gibi. Böyle tersine bir iktidar vardır yani.

Bu bayanı bir kenara bırakalım ve Kıbırıs konusuna geri dönelim. Bizce Kıbrıs’ta herhangi bir çözüm bulmaya gerek yoktur. Zira olaya Türkiye’nin millî siyaseti ve kuruluş ölçütleri açısından baktığımızda Kıbrıs’ta bizim için herhangi bir sorun kalmamıştır. Bizim Kıbrıs sorunumuz 1974 yılında çözülmüştür. Bir taraf için gerçekten herhangi bir sorun yokken, diğer tarafın çözüm diye diretmesi ve bu uğurda bir takım kalemşörleri seferber etmesi kesinlikle iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Seçimden önce Karen Fogg’un dediklerini lütfen hatırlayınız: “Kıbrıs Türkleri Denktaş’a karşı ayaklanmalıdır sokaklara dökülmelidirler ve Kıbrıs halkı Denktaş’ı istifaya çağırmalıdır” Global Gladyonun bir zaman basın-yayınla ilgili Türkiye masası şefi olan Karen Fogg hedefi 3 Kasım seçimlerinden önce tam ortadan vuruyordu ve gerçekten bir şairin tabiri ile Türkiye’nin dev uçak gemisi olan Kıbrıs ilginç bir şekilde Türk politikasına karşı ayaklanıyordu. Sabah gazetesinde çalışan Erdal Şafak’ın 3 Ocak 2003 tarihinde yazdıkları dikkate şayandır.

Bu uyarılar, bu dersler Denktaş’ı uzlaşmacı bir çizgiye getirir mi? Çok zor, hattâ imkânsız. Çünkü o artık Kıbrıs tarihinin en büyük mitingini “Kandırılmış kişiler, azınlık” gibi ifadelerle hafife alan, “Halk egemenlikten mi vazgeçiyor, siyasî eşitlikten mi vazgeçiyor” diyecek kadar gerçeklerden kopmuş bir lider.

Denktaş’a uzun kariyerini onurlu sonla noktalaması için bir önerimiz var Madem Lefkoşa mitingine katılan 30-40 bin kişiyi “azınlık” diye niteliyor, madem Kıbrıs Türklerinin çoğunluğunun kendi yanında olduğuna inanıyor, gerçeği ortaya çıkarmak kolay, referanduma başvursun.

Erdal Şafak’a sormak gerekiyor, madem bu ve benzeri konularda bu kadar demokrattınız da neden Kürtçe yayın ve eğitim konusunda hükûmeti referanduma davet etmediniz? Sizin demokrasi anlayışınız, “Sıkıntılar, bunalımlar var diye devletinden vazgeçen bir millet görülmemiştir” diyecek kadar devlet adamı vasfını taşıyan bir lideri bu zor durumda sıkıştırabilmek için seferber olmak mıdır? Nafile çabalıyorsunuz Erdal Şafak. Annan plânındaki yüzde 7’lik toprak için kilometre kare başına yirmi can verildi. İsterse adanın tamamı isyan etsin, Kıbrıs, tarihî bütünlüğü ve varlığı içerisinde Türklüğe ait bir toprak parçasıdır.

İkinci Cumhuriyetin genel yorumu liberal bir bakıştır. Yani bu numaralı cumhuriyetçilerin temelde bir ideolojileri yoktur. Liberalizmin olmazsa olmaz hasleti olan girdiği kabın şeklini alabilme yeteneğine fazlasıyla sahip kişilerdir ikinci cumhuriyetçiler. Kemalist olduklarını söylerler fakat Kemal’in askerleri olacak kadar babayiğit değildirler. Hepsinin bir de ortak Nâzım tutkusu vardır. Hani şu yüzbinlerce Kırım Türkünün kanına giren Stalin’e yaratıcım diyen Nâzım. Hani şu Türk Kurtuluş Savaşı’nda Rusya’da, nasıl komünist olunur diye kurs edilen Nâzım. Hani şu Politbürodan Türkiye’deki faaliyetlerini finanse edebilsin diye maaşa bağlanan Nâzım. Hani Atatürk’ün “Bu adamın şiirlerinde Türk milletinin hayatına kasdeden bir bomba var” dediği Nâzım. Hülâsa hani şu Atatürk’e burjuva ve silâh arkadaşlarına köpek diyen Nâzım. Belki de bu Nâzımof etkisi yüzünden Müdafaa-i Hukuk şuurundan yoksun Müdafaa-i Garp şuuruna vakıf bir zevattır ikinci cumhuriyet. Yeryüzünde hiçbir iyi niyetli entelektüel hareket, bundan 60 sene önce oluk gibi kan döken toplumu “dünyanın en büyük barış kulübü olarak tanımlayacak kadar” saçmalayamaz. Bu tanımlamayı 12 Ocak 2003’te köşesinden yapan bir başka yazar da ikinci cumhuriyet jargonundaki “cesur” çıkışından ötürü Evren’i kutlamayı da ihmal etmiyor.

Türkiye’nin bodoslama çözüm değil strateji üretebilen kişi ve kurumlara ihtiyacı vardır. Avrupa’nın ağzı ile konuşan ve gündem yapan bir takım istihbaratçı gazeteci takımının tasfiyesi şarttır. Zira Atatürk Türkiyesinde mandacılığın ve teslimiyetçiliğin yeri yoktur. Orta Doğu’da her an kıyamet kopmak üzereyken, komünizmin bitirmeye gücünün yetmediği Türk dünyası bu sefer de kapitalizmle savaş vermeye hazırlanırken, Türkiye AB kıskacında değerlerinden ve çıkarlarından kısa süreli iktisadî ikballer uğruna taviz vermeye zorlanırken, bizim değerleri ve toprakları satışa çıkarıcı zihniyetlere değil, değerlere ve topraklara millî öznelerimiz ve menfaatlerimiz doğrultusunda sahip çıkan zihniyetlere ihtiyacımız vardır. Böyle olan beri gelsin, böyle olmayana karşı hâlihazırda bir garp cephesi açıktır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -