Ana Sayfa 1998-2012 Hukuk ve Siyaset

Hukuk ve Siyaset

Türkiye’de idam kararlarının, Avrupa Konseyi nezdinde insan hakları açısından sürekli tartışma konusu yapılması yanlış oluyor.

- Reklam -

Zira İngiltere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek olarak 28 Nisan 1983’te Strasbourg’ta hazırlanan ve idam cezasının kaldırılmasına ilişkin 6 No.lu Protokolü daha 1999 yılı içinde (20 Mayıs 1999 tarihinde) onaylamış, 01 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe sokacağını bildirmiştir.

Edinilen bilgiye göre de bu işin başında olduğunu iddia eden bir devlet, İngiltere 28 Nisan 1983 yılında Strasbourg’ta kabul edilen düzenlenen ve de Avrupa Topluluğu Devletleri onayına açılan bu protokolü, nedendir bilinmez amma, bugüne kadar onaylamamıştır. Hatta onaylamakta zorlanmıştır. Cevapsız bırakılan bu tutum İngiltere’nin, ön plânda olan bir devletin onayında gecikmiş olmasıdır.

Tek nedeni vardır: “O da TERÖR ve İNSANLIK SUÇU!.. İngiltere’de din ve ırk çatışması şeklinde bir anlaşmazlığın var oluşudur. Bu anlaşmazlığı da İRA isimli bir TERÖR örgütünün üstlenmesidir.

İngiltere’de bu örgüt hâlen can almakta ve kargaşa ortamı oluşturmaktadır.

- Reklam -

Yine Almanya idam cezasını kaldırmış ve İtalya idam cezasında protokole uymayı taahhüt etmiştir. Ama gelin görün ki bir illegal fiilî durumla karşı karşıya kalan bu iki devlet ceza evlerindeki teröristleri yargısız infaz yoluyla öldürmekten de kaçınmamışlardır.

Demek ki terör olayları, ölümle sonuçlanan cezaların infazında durmaktadır. Bu da görülen bir olaydır. Kim ne söylerse söylesin, hukuk açısından, teröristler alacakları cezanın ölüm olduğu bilinci içine sokulmadıkça terör olaylarının devam edeceği açıktır.

Hukuk kitapları idam cezasının çok ağır ve yanlışlık yapıldığı takdirde telâfisinin bulunmadığı bir ceza olduğunu savunmaktadırlar. Tek dayandıkları husus, hukuken yanlış ve isabetsiz bir kararın verilmesi durumudur. Bu durumu önleyecek isabetli bir karar her zaman verilmektedir. Yanlış yapılmamaya özen gösterilir ve gözlenirse, iş kendiliğinden düzelmiş olacaktır.

- Reklam -

İdam cezasının uluslararası hukuk açısından, Türkiye’de terör bitmediği, bitirilmediği sürece gündemde kalacağı açıktır. İş, kitap üzerinde değil de meydana getirilen terör olayları üzerinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, devletimizin gücü ve sürekliliği ısrarla ve kararlılıkla ön plânda görüntülenmelidir.

Bu arada bir başka devletten A.B.D’den örnek vermek gerekirse, bu devlette hâlen idam cezası uygulanmaktadır. Edinilen bir bilgiye göre (18 Nisan 1999) bu devletin 1976-1999 (dahil) arasında uyguladığı ölüm cezası 552’dir. Sadece 1999 yılı içinde 18 Nisan 1999 tarihine kadar uygulanan idam cezası 52’dir. Ayrıntılı olarak açıklamak gerekirse; 1976-1999 yılları arasında ölüm seçimine göre (ölüm şeklinin seçiminin hükümlüler kendileri yapmaktadır), infazlar sırasıyla aşağıda görüldüğü gibidir.

Eyalet dağılımında;

(a) = 34 Eyalet 394 kişiyi enjeksiyon ile,

(b) = 10 eyalet 142 kişiyi elektrikli sandalyede;

(c) = 5 eyalet 11 kişiyi gaz odasında,

(d) = 2 eyalet 3 kişiyi asmak suretiyle,

(e) = 2 eyalet 2 kişiyi kurşuna dizmek suretiyle, idam etmiştir.

Görülüyor ki insanlık, ölüm cezasından bir türlü vazgeçmiyor. Neden de bazı suçlarda (Örneğin terör ve de silâhlı çete suçluları) idam cezasının hâlen caydırıcılığını korumakta olmasıdır.

Çok kıymetli bir Sn. Profesörümüz (ki kendisi çok takdir ettiğim bir hocamdır) Türkiye’de ölüm cezasının müebbet cezaya çevrilmesinden yanadır. Sayın Hocam, bu görüşe ben iştirak edemiyorum ve bir fıkra ile durumu açıklamaya çalışıyorum.

“Adam otomobil ehliyeti alır ve hiç araba kullanmaz. Aradan kırk yıl geçer, ehliyetli kişilere kaza yapıp yapmadıkları sorulur. Bu kişi de hiç kaza yapmadığını söyler. Tekrar sorarlar, otomobille kaç kilometre yol aldın. Aldıkları cevap çok şaşırtıcıdır. Ben hiç otomobil kullanmadım ki” der.

İşte siz idam cezası verip de onu infaz etmezseniz elbet caydırıcı olup olmadığını bilemezsiniz. Siz devlet olarak elinizdeki idam cezalarını infaz edin, bakalım aynı suç işlenecek midir?

Sosyal yapı içinde olayları yine olaylar ile çözümleme yolu önemlidir. Kitaplardaki görüşler ve varsayımlar sizi sonuca götürmekten çok uzaktır. Hele otuz bin yurttaşımızı gazi ve şehit eden bir suçlunun cezası olan idam ile karşı karşıya iseniz işin ciddiyeti daha da özellik taşımaktadır.

Siz kalkıp da bir başka sosyal çevreyi, özellikle Avrupa devletlerindeki yaşamı ele alıp böyle bir durumla eşitlerseniz çok yanlış iş yapmış olursunuz.

Şimdi siz burada bir kin ve hırs arayıp işi sulandırmaya kalkarsanız işin daha kötü boyutlara varacağını düşünmelisiniz. Çıkar peşinde olan dış devletlerin baskısı ile, onların istemi ile işi bitirmeye kalkarsanız bu yanlış olur Sayın Beyler!.. Bu hâlin Türk insanını çileden çıkaracağını da düşünmek işin bir başka yönüdür.

Olayda devleti bölmeyi düşleyen ve kendi çıkarları açısından bir terörist başı yaratan devletlerin şimdi kalkıp onu savunmaları kendi açılarından elbet geçerlidir. Ama insaf, Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından bu tutum geçerli olamaz. İşi bir başka yönüyle de ele alırsak; terörü yok etmek yolundaki hukuk savaşında devletimizin devamlılığı ve sürekliliği açısından idam cezalarının başka bir kutba bağımlı olarak geciktirilmesi, caydırıcılığı değil, bir başka türde terörün sürekliliğini getirecektir. Yine devlet topraklarından bir kısmının bölünme yolu geliştirilecektir. Bundan hiç kuşku duymamalıyız.

Hukuk bilginlerimizin ve bir kesim hukukçularımızın!.. terörü göz ardı ederek, diğer bir deyimle ayrık tutarak değerlendirmeye gitmeleriyle büyük bir hata yapıldığı iddiasındayız.

Düşünün bir kere, bir yanda devlet topraklarını bölme amacını güden, amacına ulaşmak için 30 bin cana kıyan, sonuçta insanlık suçuyla yargılanarak idam cezasına çarptırılan teröristler ve onların yandaşları, diğer yanda onları kollayan ve bu durumu gözardı edip insan hakları savunuculuğunu yapanlar.

Hangileri haklı olacaktır? Burada haklı olan tek müessese, cezayı veren ve tatbikini de isteyen yargı erkidir. Türk Milletinin yargıçları ve işi mahkemeye götüren Cumhuriyet Savcıları görevlerini yaparken hukuk açısı içinde bir karara varmışlardır. Mahkeme, kararını açıklamıştır. Terörist başı suçludur. Suçunun cezası da idamdır. Bu ceza, hukuk için tarafsız yargıda değerlendirilmiş ve sonuçlandırılmıştır. Türk yargıçlarının, devleti koruma azmi içinde tarafsızlıklarını da bırakmadan alenî bir biçimde yaptıkları muhakemede düzenledikleri bu idam kararının politika içinde de çok iyi ve soğuk kanlı olarak değerlendirilmesi önemlidir. Bu işe siyaset karıştırılmamalıdır.

Devletimize ekonomik açıdan da zarar veren bu terör örgütü başının ölüm cezasının önlenmesi karşısında idam cezasının infazının önlenmesini isteyen ve uyarılar getiren devletler bize ne veriyorlar, ne vaat ediyorlar? Hiçbir şey vermiyorlar. Vaad etmiyorlar. Onların (dış güçlerin), mahkeme kararını sadece kendi çıkarları açısından değerlendirdiklerini de bilmekte artık gecikmeyelim.

Biz devlet olarak bu terörist başı için eğer bir şeyler istemeye kalkışırsak, bakalım bu dış güçlerden ve de devletlerden alacağımız cevap ne olacak? Bu terörist başı için verecekleri, acaba kaybettiğimiz sermayeyi ve canlarımızı geri getirecek ve de hafifletecek mi? Terörü ortadan kaldırıp yok edecek mi? İşte siyaset adamlarımız ve yönetimde olan Türk insanımız hukuk karşısında bu gaye ile bir fırsat yakalamıştır.

Bu fırsatı çok bilinçli bir şekilde değerlendirme yoluna girilmelidir. Yoksa yanlışlık içinde onun yerine bir safsata hâlinde ölüm cezası infaz edilsin mi, edilmesin mi? Dahası idam cezasını kaldırıp daha büyük bir yara açarak işi büyük bir yanlışlık içinde bitirelim mi? yolunu seçmemelidir.

Bütün bu soruların cevabı olarak insanımız, Büyük Millet Meclisi’ndeki tartışmalarda siyaset adamlarımızdan ve kadınlarımızdan idam cezalarının infaz edilmeyip bekletilmesi, dahası idam cezasının kaldırılması düşüncesi dışında kalınarak büyük bir verimlilik getirmesini istiyor…

Aslında, konusunu ettiğimiz Protokolün 1. Maddesi aynen şöyledir:

“Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiçbir kimse bu tür cezaya çarptırılıp idam edilemez”

Yine 2. Maddesi de;

“Bir devlet, savaş zamanında ya da yakın savaş tehdidi durumunda işlemler için yasalarında ölüm cezasına ilişkin hüküm bulundurabilir. Bu tür bir ceza, ancak yasayla belirlenmiş durumlarda ve yasa hükümleri uyarınca uygulanabilir. Adı geçen devlet bu yasanın ilgili hükümlerni Avrupa Konseyi Sekreterine bildirir.”

Bundan anlaşılıyor ki bu protokol dahi, ölüm cezasının uygulanmasını bazı eylemlerde açık bırakmaktadır. Türkiye’deki durumu incelersek bu madde içinde bir değerlendirme de yapılabilir konusu yine gündemdedir.

Bundan dolayıdır ki; Türkiye Büyük Millet Meclisimizden Türk devletimiz ve milletimiz için hayırlı bir karar alınmasını beklemek Türk insanının vazgeçilmez bir hakkıdır.
 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -