Ana Sayfa 1998-2012 Geçmişte Bu Ay: Nâzım Hikmet Öldü

Geçmişte Bu Ay: Nâzım Hikmet Öldü

03 Haziran 1963: Komünist şair Nâzım Hikmet Ran, Türkiye’den kaçarak sığındığı Moskova’da, geçirdiği kalp krizi sonucu, 61 yaşında öldü. Doğumu: Selânik, 15 Ocak 1902.

- Reklam -

Heybeliada Bahriye Mektebi’ni 1919’da bitirip güverte subayı oldu. Vatan, millet ve ordu aleyhindeki çalışmaları sebebiyle ordudan atıldı. Millî Mücadele döneminde, 1 Ocak 1921’de İstanbul’dan Ankara’ya geçmek için İnebolu’ya gitti. Orada tanıştığı kişilerin etkisiyle Rusya’ya hayranlık duymaya başladı. Hayranlığı onu Moskova’ya sevk etti. 1924’de gizlice sınırı geçerek Türkiye’ye geldi. Komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 Mayıs 1925’te mahkemeye verildi. Gıyabında yapılan duruşmada 15 yıl hapse mahkûm oldu. Gizlice tekrar Rusya’ya kaçtı. İlk şiir kitabı olan Güneşi İçenlerin Türküsü 1928’de Bakü’de yayınlandı. Sonraki yıllarda yayınlanan kitapları: Benerci Kendini Niçin Öldürdü? (1932), Kafatası (1932). 29 Ağustos 1938’de, askeri isyana teşvik suçundan 20 yıl hapse mahkûm oldu. 10 yıl hapis yattıktan sonra, 15 Temmuz 1950’de çıkan af kanunundan yararlanarak serbest bırakıldı. Askerlik görevini yapması tebliğ edilince, 17 Haziran 1951 sabahı, akrabası olan Refik Erduran’ın yardımı ile tekrar Rusya’ya kaçtı. Bakanlar Kuru u kararı ile Türk vatandaşlığından çıkartıldı. Rusya’ya ve komünist ideolojiye sadakatla hizmet etti. Hizmetleri devam ettiği sürece Moskova yönetimi ona iyi yaşama şartları veriyordu. Bu şartların daha da iyileşmesi için Türkiye aleyhine çalışmalarını hızlandırdı. Peş peşe tutarsız evlilikler yaptı. Sadece ülkesine ve milletine değil, çocuklarının annesi olan kadınlara da ihanet etti. Hizmetlerini devam ettirirken Moskova’da öldü.

İlk şiirleri Alemdar Gazetesi’nde, Yarın Dergisi’nde ve Celâl Sâhir Erozan’ın yayınladığı aylık Şiir Dergisi’nde çıktı. Moskova’ya ilk gidişinden sonra yazdığı şiirlerinde hece veznini, ölçülü – kafiyeli şiir tarzını bıraktı. Rusya’da sıkı bir komünist terbiyesi alan şâir, On Dokuz Yaşım başlıklı şiirinde bu yıllarını anlatır. “24 saatte 24 saat Lenin, 24 saat Marks 24 saat Engels okuduk.” der. Kendisine öğretilen doktrin ve yoğunluğu budur. Söylemez fakat bellidir. Türk düşmanlığı da öğretilmiştir. Bu öğretiler sonucunda, kendi deyimiyle ‘beyninin kıvrımlarına kadar materyalist’ (açık ifadesiyle komünist) olmuştur. Nâzım Hikmet, kalemini ve kafasını komünizmin emrine tahsis, ömrünün sonuna kadar da bu insanlık düşmanı rejime bıkmadan usanmadan hizmet etti.

1920’lerin Rusyasında tamamıyla Komünist Partisi’nin emrine girdi. O yıllarda Rus Komünist Partisi, bütün sanatkârları, işçilere Marksist-Leninist dünya görüşünü telkin etmek için seferber etmişti. Komünist şâirler, yazdıkları şiirleri fabrikalarda işçilere okuyorlardı. Ve bunun karşılığında; para, makam ve zevklerini tatmin edecek her ne gerekiyorsa alıyorlardı. Kim komünizmi daha çok övebiliyor, Komünizm karşıtlarına çok sövebiliyorsa… karşılığı o kadar bol oluyordu. Nâzım Hikmet de bu yolda şiirler yazdı ve okudu. Yalnız kalemini ve kafasını değil, gönlünü, duygularını şahsiyetini de satarak…

Yazdığı şiirler, işçilerin seviyesine ve zevkine hitap ediyordu. Şiirleri gürültülü ve hareketli bir hitabet edâsı ile gür sesiyle okuyordu. Yazdıkları, o dönemde Rusya’da ön plânda olan Rus şairlerinin taklidinden başka bir şey değildi.

1928 yılında Türkiye’ye dönünce, şiirlerini 1938 yılına kadar Resimli Ay Dergisi’nde yayınladı. Birkaç şiir kitabı çıkardı, tutunmadı. Bu yıllardaki şiirleri geleceğe yönelik ve ideolojiktir. Fikirlerini anlatırken bol bol fantastik hayallere başvurur. Komünizm kelimesini kullanamadığı için sosyalizm ile sanayileşmeyi bir tutar. Makineyi yüceltir ve insanı makineye uydurmaya çalışır:

“Trrrum turrrrumtrrak

- Reklam -

Makinalaşmak

İstiyorum.”

Nâzım’ın bu yıllarda yazdığı şiirlerde sanayi sahasından alınma hayaller büyük yer tutar. Şiirlerinden çoğuna mekanik sesleri taklit eden bir gürültü hâkimdir. Türk okuyucusunun tamamına yakın bölümü komünizmi reddetmekle birlikte, şiirlerini şekil ve anlatım bakımından yeni, farklı ve alışılmışın dışında bulmakta, ilgisini çekmektedir. Nâzım, Türk edebiyatında esasen var olan bir akıma, farklı bir elbise giydiriyordu. Farklılık, belli çevreler tarafından olağanüstü övgülerle şişirildi… Nâzım büyütüldü.

1938’lerden sonra hapishânelerde, kalabalıklardan uzak yerlerde kalan ve kendisine dönme imkânını bulan Nâzım Hikmet, şiirlerindeki üslûbu, muhteva ve tonu değiştirdi. Makine gürültüsünün yerini yumuşak ifâdeler, ideolojinin yerini şahsî özlemler aldı. Bu şiirler de hareketsiz ve câzibesizdir. 1950’den sonra tekrar Moskova’ya, eski efendilerinin yanına dönünce, yine eski tarzına sarıldı:

“Lenin, diyorum da…

- Reklam -

Vlâdimir İliç Lenin…

Diyorum.

Ve 40 yıldır onun peşince

parti biletimle gidiyorum.”

Peyâmi Safa, Nâzım Hikmet’le alay etmek için, O’nun üslûbuyla, O’ndan güzel denilebilecek şiirler yazmıştı.

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -