FİLİBE

Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri Filibe, Türkiye sınırlarına en yakın yerleşim birimlerinden biri. Sofya – Edirne yolu üzerinde. Her iki şehre de, arabayla en fazla iki saatte ulaşılıyor. Yolun iki tarafı ağaçlıklı ve yemyeşil çayırlarla kaplı. Karayolu ile seyahatte insanın içine ferahlık veriyor.

- Reklam -

Filibe adı, Philippolis (Filip şehri)’ten geliyor. Bundan anlaşılacağı gibi çok eski bir tarihe sahip. Makedonya Kralı Filip (Büyük İskender’in babası), giriştiği fetih hareketleri sırasında, kendi adıyla anılan bu şehri kurmuş. Neredeyse 2.350 yıla varan bir geçmişi bulunuyor. Osmanlı-Türk yönetiminde de 500 yıldan fazla kalmış. Bu dönemde en güzel Türk şehirlerinden biri hâline gelmiş. Nüfus bakımından da Türklerin çoğunlukta bulunduğu bir merkez olmuş. Ama, 1877-78 Türk-Rus Savaşı’ndaki korkunç kırımdan ve Türkiye’ye yapılan devamlı göçlerden sonra, şehirdeki Türk nüfus çok azalmış. Türkler, daha çok civardaki köylerde yaşıyor.

Bulgaristan, Türkiye’ye nazaran ucuz bir ülke. Ancak, buna karşılık ücretler çok düşük. 43 yıllık hizmeti bulunan emekli bir öğretmenin maaşı 60 leva (bizim paramızla 50 YTL) civarında. Çalışan bir öğretmenin eline ise ayda 250-300 leva (200-240 YTL) geçiyor. Devlet bazı alanlarda destek veriyor ama, geçim yine de çok zor. Meselâ, bir emeklinin evine günde üç öğün, ayda otuz gün yemek gönderiliyor. Bunun ücreti ise 20 leva (16 YTL). Üstünü devlet ödüyor. Ama, emekli, eline kalan 40 levayla diğer bütün ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. Seyahate gücü yetenler ise otoyollarda ücret ödemiyorlar. Bütün bu genel şartlar tabiî ki Filibe için de geçerli.

Filibe, yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Bugün altı tepesi kalmış. Bu tepelerin bazılarında eski ev ve yapılar bulunuyor. Sahattepe’de ise, Osmanlı döneminden kalma saat kulesi yer alıyor. Eski evlerin bir kısmı koruma altına alınmış ve restorasyona tâbi tutulmuş. Orijinal halleriyle görebiliyorsunuz. Bulgaristan Türk ev mimarîsinin en güzel örnekleri burada. Filibe’deki en görkemli Osmanlı yapılarının başında, Sultan I. Murad’ın adına yapıldığı için onun adını taşıyan Muradiye Camii geliyor. Bu camiye Ulu Cami veya Cuma Camii de deniliyor. Taş tuğladan kalın duvarları, mermer kaplı kubbesiyle dikkat çekiyor. Kuzeydoğu tarafından yükselen çok köşeli minaresi kırmızı tuğladan yapılmış ve üzerine kireçli harç geçilmiş. Güneydoğu cephesinde ise bugüne kadar korunmuş olan güneş saati görülüyor. Muradiye Camii’nin içi, 19. yüzyılda Nakşî Mustafa Çelebi’nin eseri olan hatlarla çevrili. Cami şu anda ciddî bir tamir görüyor. Tamirat masraflarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi karşılıyor.

Filibe’de ikinci cami, Beylerbeyi Şahin Paşa’nın yaptırdığı (ve oğlu Şahabeddin Paşa’nın adıyla anılan) İmaret Camii. Yanında bir imaret bulunduğu için halk bu ismi yakıştırmış. Bu cami, Sultan II. Murad döneminde, 1442-144 yılları arasında inşa edilmiş.

Filibe, bugün, ne yazık ki, Türk karakterini hayli kaybetmiş olan bir Bulgar şehri hâlinde. Yollar, binalar, konaklama yerleri, lokantaları, kafeleri ile böyle. Onun için eski Filibe’den kalma Türk evlerini görünce bir ferahlık hissediyorsunuz. Hele, bu evlerin UNESCO himayesine alınmış olması daha da güzel.

Bir gün Filibe’ye yolları düşenler, bu toprakları fetheden orduların kumandan ve askerlerinin, şehri asırlarca dirayetle yönetmiş devlet adamlarımızın, toprağa karışmış aziz şehitlerimizin ruhlarına bir fatihayı esirgememeli.

- Reklam -

 

Orkun'dan Seçmeler

- Reklam -